Aristo “Savaşın amacı barışı sağlamaktır” der. Voltaire ise, “Savaş rutin olandır, insanlık hiçbir zaman gerçek bir barış görmedi, barışı sadece iki savaş arasında tanıdı” demiştir.
Voltaire'den gelen bu sözler sanki çağdaş Yemen tarihini anlatıyor, çünkü Yemen barış ve sükûneti sadece iki savaş arasında görebildi. Silahlı bir çatışmadan veya açık bir savaştan çıktığında uzun veya nispeten daha kısa yeni bir iç savaş durumuna geri döndü. Yemen'in birleşme öncesinde iki devlet arasındaki savaşları da bu bağlamda zikredebiliriz.
Bazıları İmamet dönemine ait hoş bir hikâye naklederler. Devlet başkanı, Hazinesinin mali durumu hakkında bilgi almak isteyince kendisine hazinenin kasasının “boş” olduğu söylenir. Onlardan biri, Yemen'in ABD'ye savaş ilan etmesi gerektiğini söyler. Elbette Yemen'in savaşı kaybedeceğini bilmektedir. Ancak savaşın yol açtığı zarar için maddi tazminat alabileceğini öne sürer! Belki de bu şaka gibi hadise, İmametin mirasçıları Husi Ensarullah Hareketini harekete geçirdi ve meşru yönetimi devirmeye ve başkent Sana’yı işgal etmeye sevk etti! Komşu ülkelerin ve uluslararası toplumun, söz konusu milislerin iktidarı ele geçirmelerini kabul etmeyeceğinden emindiler. Bu kabul etmemenin milis olmalarından değil İran'la yakın ilişkilerinden kaynaklandığı çok açık.
Durum da zaten böyle gelişti, Yemen Devlet Başkanı Abdurabbu Mansur el-Hadi yeni bir tutum almak durumunda kaldı, Suudi Arabistan ve Arap kardeşlerinden duruma müdahil olmalarını talep etti. Zira Yemen'deki İran genişlemesinin Körfez ve Arap ulusal güvenliğini tehlikeye atacağını çok iyi biliyordu.
Yemen'e müdahale eden Arap koalisyonu, eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'in iktidarda kaldığı yıllar boyunca inşa ettiği büyük askeri cephaneliği ve diğer mühimmatları imha etmeyi başardı. Hâlbuki Salih bu kaynakları ülkesinin ekonomik kalkınması için kullanabilirdi.
Arap koalisyon kuvvetlerinin müdahalesinden neredeyse beş yıl sonra bu savaş, bazıları görünür bazıları da gizli birçok şeyin maskesini indirmiş oldu.
Bölgesel olarak, İran'ın Yemen'e sızmasının, Husilerle mezhep temelli bir bağlantıdan çok daha öte bir anlam ifade etmekte olduğu ortaya çıktı mesela. Gerçek amacı Husiler üzerinden bölgeyi kuşatmak ve kontrol altına almaktı. Lübnan'daki Hizbullah ve Irak'taki Haşdi Şabi gibi bölgedeki diğer uzantıları da aynı amaç için kullanmakta.
Bu, İran stratejisinde Husilere sağlanan nitelikli ve yoğun silahlanma desteğiyle açıkça ortaya çıktı. Eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih rejiminden alınan silahlarının çoğunun imha edilmesine rağmen Yemen ordusunun sahip olmadığı modern balistik füzeler ve insansız hava araçlarının Husiler tarafından kullanılması, bu durumu daha net bir şekilde ortaya çıkarmış oldu. Zira Suudi tesislerine bu silahlar aracılığıyla saldırdılar. Belki de bu şekilde Yemen'deki anayasal meşruiyete olan desteğinden de uzaklaştılar.
Son olaylardaki gelişmeler, Yemen düzeyinde iki önemli konuyu açıklığa kavuşturdu: Bunlardan bir tanesi, kuzey unsurları (daha kalabalık ve nüfuz sahibidir, liderliği altındaki Marib'in kuzeyinde silahlı birimler yer alıyor. Hadramut ve Şabva'nın güney petrol bölgeleri bu alanın içinde kalmaktadır) ile güney unsurları (daha az kalabalık ve nüfuz olarak daha zayıf) arasında başkanlık danışmanları ekibi düzeyindeki meşruiyet dağılımıdır. Önceki yazılarımda buna kısmen değinmiştim.
Partilerin tüm liderlilikleri ve bazılarının nüfuzları Kuzey’in meşruiyetinde temsil edilmektedir. Parti bileşenlerinin İslamlaştırılması nedeniyle Katar ve Türkiye’nin desteğini alabilmekteler. Bu durum, Arap koalisyonundaki partilerin bunlarla ilişkilerini zorlaştırıyor. Meşruiyet düşmanlıkları nedeniyle Husilerin durumu zaten gayet açık. İslamcı partilerin unsurları hem kuzeylileri hem de güneylileri aynı kulvarda birleştirebildiklerinden ve buralarda sahip oldukları etkilerden dolayı bölgeselleştirilmeden yasal kararlar alabilmekteler.
Durumu gittikçe daha da karmaşık hale getiren bir diğer önemli şey ise, Yemenli bir vatandaş yasalar gereği, serbest bölgeler içerisinde kısıtlama olmaksızın, Husilerin kontrolündeki alanlarda ise nispeten özgür hareket edebilmekteler.
Geçtiğimiz günlerde sosyal medya, Aden'e gelen Yemenli sayısının yoğun bir şekilde arttığı dillendirildi. Bazıları Aden nüfusunun dışarıdan gelenlerden daha az hale geldiğine inanmaya başladı. Son Ramazan Bayramı vesilesiyle, bayram tatili için kuzey bölgelerine gittikleri için Aden nüfusu çarpıcı bir şekilde düştü ancak tatil sonrasında Aden'e geri döndüler. Bazıları bu durumu sorgulamaya başladı, zira bu yeni durumun izah edilmesi gerekiyor. Aden’e yerinden edilmiş insanlar olarak geldikleri biliniyor. Devlet, koşullarını göz önünde bulundurarak her türlü kolaylığı sağladı, bunlar yerinden edilmiş insanlar ise bayram tatilinde kendi bölgelerine nasıl geri dönebiliyorlar? Gözlemciler, çoğunun asker olduğunu, Husiler tarafından, Aden ve güneye dönmede kullanılabilecek uyuyan hücreler oluşturulduğunu söylediler. Husilerin 2015’in başlarında Arap koalisyonunun desteğiyle Güney ve Aden’den çıkarılmayı hazmedemediği çok açık.
Husiler, sessizce Hudeyde Cephesindeler, birkaç aydan beridir de Dali bölgesinde acımasızca savaşıyorlar, ölü sayısını kestirmek dahi mümkün değil!
Bu ayın başlarında, Aden şehri aynı gün iki terör eylemi ile sarsıldı ve 50'den fazla kişi şehit oldu. En tehlikeli ve en kanlı olanı Aden’de askeri personelin mezuniyet töreni esnasında yaşandı. Güneyin en önemli askeri liderlerinden, BAE tarafından desteklenen, "Güvenlik Kuşağı" adıyla bilinen güçlerin komutanlarından ve Ebu’l-Yemame lakaplı Tuğgeneral Münir el-Meşali öldürüldü. Bu suikastın etki alanı ve kurbanlarının sayısı güneyde büyük bir tepkiye neden oldu. Bu olay kuzeydeki bazı bölgelerde kutlandı! Bu durum, sıcak tepkilere neden oldu, uyuyan hücrelerde kalan ve yapılan tahkikatlar sonucunda askeri kimliklere sahip oldukları anlaşılan yüzlerce kişi geri gönderildi. Diğerleri, Aden’e geçim parası kazanmak için gelen sıradan bireylerdi.
Bu icraatlar medyada ve resmi organlarda tepkilere neden oldu. Yemen Cumhurbaşkanı, hangi bölgeden gelmiş olursa olsun vatandaşlara yönelik hukuk dışı uygulamaları durdurması için İçişleri Bakanı ve Aden Valisini görevlendirdi. Güneydeki bileşenler, Husilerin arkasında olmakla itham edildikleri iki terörist saldırının amacını, kartları karıştırmak ve güneyde iç savaş çıkartmak olarak gördüler. Husi destekçileri ise sivil toplum örgütlerini ve uluslararası insan hakları örgütlerini toplu sürgünleri kınamaya çağırdı. Arap koalisyon kuvvetlerinin Yemen'deki askeri müdahalelerini engellemek için kullanılan medya dilinin aynısını kullandılar.
Bu arada, Husi politikalarının aksine bir gelişme yaşandı, İran dışişleri bakanı Muhammed Cevad Zarif Tahran'ın Suudi Arabistan'la diyaloga hazır olduğunu söyledi. İran şayet böyle bir şeye hazırsa, BAE Sahil Güvenlik Görevlisi ile Suudi-BAE ilişkilerinde sıkıntıyı sokabilecek düzenli bir toplantı yapmayı neden denedi? Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dış İlişkilerden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Karkaş, Suudi Arabistan ile koordinasyonun en iyi seviyesinde olduğunu açıklamak durumunda kaldı.
ABD-İran ilişkilerindeki gerginlik ve Hürmüz Boğazı'ndaki kriz sakin, en azından bazen sakinleşiyor, Yemen’deki çatışmalar ise devam ediyor, insanlar peş peşe ölüyorlar, Bunu, bölgedeki, özellikle de Yemen’deki krizi çözmeye yönelik bir hazırlığın olduğu şeklinde yorumlamak mümkün mü? Bu durum, Aristo’nun “Savaşın amacı barışı sağlamaktır” ifadesini doğrular niteliktedir. Bölgenin tüm halklarının talebi de zaten budur.
TT
Bir çözüme yönelmeden önce gerginliği artırmak
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة