Arap dünyasında umut edilen rönesansın faktörlerini ve kendisini engelleyen fikri nedenleri okumakta kendine özgü bir miras bırakmış olan Muhammed Jaber Al-Ansari’nin doğum yıldönümü vesilesi ile Bahreyn’deki birçok kültürel kurum, çalışmalarını kutlayan faaliyetlere imza attı. Benzeri görülmemiş bir kültürel canlanma ile meşgul olan Bahreyn Kültür ve Eski Eserler Dairesi Başkanı Şeyha Mey Al- Halife, Ansari’nin eserlerinin okunacağı bir forum düzenlenmesi çağrısında bulundu. Bahreynli el-Ayam gazetesi ise Arap kültürüne hizmet amacıyla Ansari’nin yayınlanan bütün kitaplarını tekrar yayınlama ve dağınık bir halde bulunan eserlerini bir araya getirme kararı aldı.
Yakalanmış olduğu hastalık Ansari’yi son yıllarda, bu hayli fazla olan düşünce faaliyetlerini sürdürmekten alıkoysa da asıl dikkat çekici olan geçmişte yazmış olduğu her şeyin geleceğe yönelik sahip olduğu ileri görüşlülüğünü açığa çıkarıyor olmasıdır. Ansari’nin 20 kitap ve yüzlerce makalesinde ortaya koymuş olduğu düşünce projesi, kalkınma ile ilgli şu soru etrafında dönmektedir: Neden geriledik ve başkaları bizi geçti? Ansari’nin genel çerçevesini belirlemek için oldukça büyük bir çaba haracadığı projesinden, özellikle de 1978 yılında Kuveyt’teki Bilgi Dünyası dizisi kapsamında yayınlanan “Arap Doğu’sunda Düşünce ve Siyasetin Gelişmeleri” kitabı ile 1995 yılında Arap Araştırma Kurulu’nun yayınladığı “Arapların Siyasi Krizi: İslamcılar Neden Sosyolojiden Korkuyor?” adlı kitaplarından benim çıkardığım anlam budur. Bu 2 kitapta karşımıza Ansari’nin düşünce projesinin işaretleri çıkmaktadır. Hastalığı kendisini engellemese ve eskiden olduğu gibi çalışabilseydi kuşkusuz 21. yüzyılın ikinci on yılında Arap toplumlarını vuran krizleri de uzun uzun açıklamaya girişecekti. Ancak kitaplarındaki gizli işaretler, neler olabileceğine dair öncül bir okuma ve bilimsel bir ileri görüşlülüğünü açığa çıkarmaktadır. Ansari daha okul yıllarında iken öne çıkan biriydi. Yaşadığı hayat, tecrübe ve deneyimlerini arttırdı. 1960’lı yıllarda Beyrut’a taşınan Ansari, yaklaşık 12 yıl orada yaşadı. Bu şehir o dönemde; Baasçılıktan, İslamcılık, milliyetçilik ve Marksizm’e kadar çeşitli fikirler ile doluydu. Kürsü ve matbaaları ise Arap ulusunun geleceği ile ilgili tartışmalara tanık oluyordu. Buna ek olarak; bir süreliğine Cambridge ve Paris’te bulunması da dünyada yaşananlar ile etkileşimini arttırmıştı. Ansari bu olayları, ‘Rönesans’ın Yenilenmesi’ adını verdiği kitabında dile getirdiği tutku ile takip ediyordu. Bu da onu, belki de eşsiz sayılabilecek ve oldukça etkileyen bir olguya ulaştırdı. Bu olguya göre; aralarında ‘ineği kutsal kabul eden’ Hinduizm gibi farklı birçok dine ev sahipliği yapan Hindistan, kalkınarak siyasi ve ekonomik olarak modern dünya yarışına katılabilmişti. Keza halkının çoğu Budizm’e inanan Güney Kore ya da Şintoizm’e inanan Japonya da bunu başarmışlardı. Ama bu toplumlardan çok önce bağımsızlık ve sömürgeciye karşı direniş hareketlerinin görüldüğü Arap dünyasında ise Arap ülkeleri bu kazanımlarına, modern bir devletin kuruluşunu sağlayacak ‘kalkınmacı’ bir çerçeve içerisinde netlik kazandıramamışlardı. Ansari’ye göre 1967 yılındaki yenilgi de bu korkularını pekiştirmiş. Sorunun, birçok Arap siyasi hareketin benimsediği ve ‘türetilmiş’ adını verdiği düşüncede olduğunu anlamasını sağlamıştır. Nitekim Nasırizm’in modern devlet inşaası projesindeki ideolojik hatalarını ele alan “Eleştirel bir gözle Nasırizm” adlı kitabını yazmasının nedeni de budur.
Ansari olayları okumada; eleştiri, açıklama ve yeniden inşa etme metodunu benimsemiştir. Çevresi ile uyumlu olmak için düşüncelerini uygun bir şekilde sunmuş olsa da ‘tabular’ karşısında sükûnetini koruyamamıştır. Düşüncelerini uygun bir şekilde sunmak için ise Arap dili konusunda sahip olduğu eşsiz yeteneğini kullanmıştır. Nitekim Ansari dilsel, politik ve tarihi arka planını 3 kitabın oluşturduğunu belirtmiştir. Bunlar; Kur’an-ı Kerim, el-Vakidi'nin “Fütûhu'ş-Şâm’ı” ve Ebi Kasım el-Şabi’nin “Entelektüel Tunuslu Devrimci” adlı divanıdır.
Arapların eski, yeni ve modern tarihlerini inceleyip okuduktan sonra Ansari şöyle der: “Araplar, algı ile hakikat, ideoloji ile gerçeklik arasındaki bilinç konusunda ciddi bir kafa karışıklığından muzdarip. Bu kafa karışıklığı çözümlenmeden, Araplar yerlerinde saymaya devam edecek.”
Bu bağlamda Ansari sömürgeciliğe karşı mücadeleyi 3 döneme ayırır. Muhammed bin Abdulvehhab’dan, Sudan’daki Mehdi Hareketi, Abdulkadir el-Cezairi ve Senusiliğe kadar selefi ve tasavvuf dönemi; direniş, karşı çıkma, cihat, hamaset ve bid’atlarden kurtulma dönemidir. Ansari bu dönemin, İslam’ın tarihi siyasi canlılığından geriye kalanlardan oluştuğunu belirtir. İkinci dönem; Ansari’nin ‘Uzlaştırıcı Reform Hareketi’ adını verdiği Uyanış Hareketi dönemidir. Bu dönem, Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh ve Abdurrahman Kevakibi’nin düşünceleri ile Batılı kavramları yerel bir görünüm kazandırmaya çalışan siyasi hareketlerin şekillendirdiği bir dönemdir. Örneğin; demokrasinin şûra, verginin zekat, kamu yararının şer’i maslahat olduğu gibi...
Son dönem ise Arap milliyetçiliğidir. Ansari’ye göre ikinci ve üçüncü dönemlerde hiç kimsenin eleştirmediği bir ‘türetilmiş fikir’ vardır. Bu döneme sömürgeciliğe karşı mücadale hakimdi ve bu mücadele başarılı olmuştu. Ancak başarısız olunan nokta; Batılı kültürün, modern düzenleme ve organizasyon yeteneklerinin etkili bir şekilde anlaşılamamış olmasıdır. Ansari’ye göre Arap deneyimi bu noktada; modern Batılı sömürgecilik ve arkasındaki bilim ile aklın yüceltilmesine dayanan modern medeniyet ile Haçlı Seferleri ve arkasındaki Hristiyan Ortaçağ düşüncesi arasındaki farkı kaçırdığı için tarihi belirsizliğe düşmüştür. Ortaçağ’da selefi İslamcılık, Haçlı Seferleri’ne karşı başarılı olmuştu. Ancak bu atılımını ileri taşımak yerine tarihi zaferine güvenerek durgunlaştı. Ardından modern sömürü dönemine girildiğinde, İslam ümmeti, Haçlı Seferleri’ne karşı kullandığı aynı metodu kullanarak başarılı olacağını zanetti. Fakat bunu yaparken insan medeniyeti ve kalkınmasında, 5 yüzyıla uzanan rönesansı, düşünce, organizasyon ve teknik alandaki daha önce benzeri görülmemiş köklü dönüşümü gözden kaçırdı ve idrak edemedi. Medeniyet savaşına katkıda bulunma trenini kaçırdığı için gerçek savaşları da kaybetti.
Ansari’nin gelecek ile ilgili kaygılara konusunda ise “Modern Arap Rönesansı, metafiziksel görüş yerine bilimsel görüşü getirerek dini, insanın özel manevi dünyası ile sınırlayarak Batı medeniyetini genel ve temel açıdan tam anlamıyla idrak etmeye çalışan modern bir Arap hareketine tanık olmadı. Bunun nedeni de İslam tarihinde nakle dayalı kapsayıcı çerçevenin bu tür akımların ortaya çıkmasına izin vermemesidir” şeklinde düşüncelere sahipti. Ardından Ansari, yıllar sonra İslam halklarının yolu üzerindeki engellerden biri olacağı kanıtlanan bir başka sorun olan Batınilik’e yöneldi. Bununla belki de İslam’ın Şii kanadını kastetti. Konuyu, ismet ve gizlilik engellerini yıkan eleştiri, analiz ve aksini kanıtlama ışığı altında ele alan Ansari, sonuç olarak geçmişte ‘irfani bilgiden’ yola çıkarak muhafazakar İslam’a karşı bir devrim gerçekleştirmiş olsa da Batıniliğin, bütün yönleri ile bilime nüfuz eden, düşünce devrimi kavramının modern rasyonel anlamı ile bir ‘devrime’ dönüşemediği düşüncesine varmaktadır.
Ansari bu konudaki hayretini şu sözler ile dile getiriyor: “Muhalif bir akım ve ümmete; bid’at, zındıklık ve ateizm ile tarihsel mücadele gelenekleri ile moderniteyi benimseme çağrısında bulunanların birbiri ile bağdaşması ilginç bir tarihi tesadüftür. Ancak bu, var olan ve kaydedilmesi gereken bir olgudur”. Ansari’nin, bu sözlerle ‘Sahve’ (Uyanış) olgusuna ve modernliğin her türlü belirtilerine aşırı bir şekilde karşı çıkan tutuma işaret ediyor olması muhtemeldir.
Son olarak; Ansari bu yüzyılın ikinci 10 yılı ile ilgili yazma imkanına sahip olsaydı; kuşkusuz devlet dışındaki etnik, mezhepçi, kabilevi ve yerel örgütlerin nasıl gün yüzüne çıktığını ve devleti görmezden geldiğini, halklarının geleceklerini hiç utanmadan nasıl da dış güçlere rehin bıraktıklarını yazardı.
TT
Al-Ansari seksen yaşında
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة