Seksenli yılların başında, son tarih editörlerden bir olan André Fontaine ile röportaj yapmak için La Monde gazetesinin İtalyan Bulvarı’ndaki merkezini ziyaret etmiştim. Bu ziyaretimde meslektaşım Naile Abdulhalık da bana eşlik etmişti. Dönemin en ünlü Fransız gazetecesi, bizlere yarım saatten fazla vakit ayıramayacağı konusunda bizi uyardığında ona: André Fontaine ile yarım saatte ne konuşabiliriz ki diyerek itiraz etmiştim Bu itirazımda haklıydım ve gerçekten de röportaj, bundan çok daha uzun sürmüştü.
Dışişleri bakanı gibi olan (ya da onun kadar bilgili) bir Fransızın ülkelerimiz ve meselelerimiz ile ilgili görüşlerini öğrenmek istiyordum. Ama o, bunun yerine bana Polonya’dan bahsediyordu. Ben kendisine bölgemiz hakkında sorular sordukça o bana Polonya’yı anlatıyordu. Birçok şeyin hatta dünyanın seyrinin şu an orada yaşananlara ve sonuçlara bağlı olduğunu söylüyordu. Sanki vaktimi boşa harcıyormuş gibi bütün saflığımla ona itiraz ettim: Avrupa’nın doğusunda bulunan ve hazin bir tarihe sahip olan şu küçük ülkeyi mi kast ediyorsunuz? Bu sorudan ne kadar cahil olduğumu anlamış olan Mösyö Fontaine ise şu karşılığı verdi: İkinci Dünya Savaşı bu küçük ülkede başladı. Şimdi de orada komünizme karşı bir savaş yürütülüyor. Doayısıyla komünizm ile savaşın sonucu da orada belirlenecek.
Nitekim birkaç yıl sonra dediği gibi de oldu. Basit bir elektrik işçisi Karl Marx’ı yendi ve Lech Wałęsa Polonya’nın cumhurbaşkanı ve dünya liderlerinin dostu oldu. Büyük Fransız gazetecinin bu röportaj sırasında söyledikleri hafızama kazınmıştı. Onun sözlerinden Avrupa hakkında hiçbir şey bilmediğimi ve başyazılarını yeterince dikkat ve farkındalık ile okumadığımı anladım. Ulusların tarihi, gidişatları ve kaderlerinin gazetelerden öğrenilmeyeceğini idrak ettim.
Fransa, Avrupa ve dünyayı daha derinden öğrenmek için de Gaulle hükümetinde kültür bakanlığı yapan, direniş saflarında savaşan bir savaşçı ve Ernest Hemingway’in savaş ile ilgili kitabında kıskandığı adam olan André Malraux’un hatıralarını bir kez daha okudum.
Hatıratının bir bölümünde André Malraux, 1940 yılında Kursk şehrindeki bir otelde iken yaşadığı bir anıyı şöyle anlatıyor:“Hepsi de yaşl olan kadın çalışanlar, her şeyi bırakıp radyonun çevresinde toplanmışlardı. Bir gün merdivenlerde onlardan ikisi ile karşılaştığımda gözyaşlarının, hüzünlü kırışıklıklarından süzüldüklerini farkettim. Alman ordusunun Polonya’yı işgal etmiş olduğunu işte böyle öğrendim.”
André Fontaine ile röportajımdan önce Malraux’un hatıralarını okumuş olsaydım Polonya’yı Avrupa’nın merkezine yerleştirmesinin nedenini anlardım. İşte o gün, Fontaine’nin kitaplarını daha büyük bir dikkat ve ilgiyle Malraux’u da eşsiz bir zevkle yeniden okumayı öğrendim.
TT
Polonya’yı takip edin
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة