Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Adilik ve Deha

Kendi hayatı, romanları için en büyük ilham kaynağıydı. Öldüğünde bu romanlar onu tarihin en iyi yazarlarından biri haline getirdi. En önemli eserlerinden biri olan “Karamazov Kardeşler’de” ahlaksız ayyaş baba karakteri onun gerçek babası idi. Diğer karakterlerin arasına gizlenmişti. “Yeraltından Notlar” isimli eserdeki mahkûm kendisi idi. “Kumarbaz” isimli kitabındaki kumarbaz karakteri, herkesten borç dilenen ve hayatını borçlu bir şekilde geçirmiş zelil birisi. Küçük miktarda borç almak için Yazarlar Komitesi Fonu’na yalan beyanda bulunuyor. Karısı onun yüzünden üzerindeki elbisesi hariç sahip olduğu her şeyi satmak zorunda kalıyor.
Böyle bir adamın hayat hikâyesini okumak gibi bir maceraya atılmayacaksın. Ancak onun hayatını farklı farklı edebi eserlerde parça parça okuduğun zaman kendini bugüne kadar onun romanlarının büyülediği milyonlarca kişinin içinde bulacaksın. Bu romanlara “Budala”, “Ezilenler”, “Suç ve Ceza” örnek olarak gösterilebilir.
Suriye'nin Mısır Büyükelçisi Dr. Sami Durubi, onun tüm eserlerini Arapçaya çevirme görevini devraldı. Tamamı derken, Rus havasını, iklimini, zeki ve sara hastası olan kumarbazın gerginliklerini kastediyorum.  
Eserlerinin çoğunu stres altında yazdı. Seri şeklindeki romanın bir bölümünü dergiye teslim etti. Satırları saldırganca bir edayla dolduruyordu; “Kumarda şansı tutmuyordu. Kendisine ilgi gösteren eşine yardımcı olamıyordu.” Kalan bölümler ise taşkın hayal gücü tarafından belirleniyor, bazen hayatından, ailesinden veya Çar zamanında siyasi tutuklu bulunduğu dönemden bahsediyordu. Bunlar üzücü gerçeklerdi. Bir keresinde idamdan birkaç saniye ile kurtulmuştu. Gözleri bağlı bir şekilde duvara doğru götürüldü. Çar’ın kendisini ve grubundaki iki kişiyi affettiği haberi geldi.
Dostoyevski’nin biyografisini yazan Nikolay Strakhov, onu şu satırlarla tarif ediyor;
“Dostoyevski’nin iyi ve mutlu biri olduğunu söyleyemem. Kötü, yozlaşmış, kıskanç biriydi. Hayatı boyunca kendisini gülünç ve zelil duruma düşüren duyguların avı haline geldi. Daha az akıllı mı yoksa daha az şeytan mıydı? Biyografisini yazarken bu duyguları açıkça idrak ettim. İsviçre'de, benim yanımda hizmetçisine kötü muamelede bulundu. Hizmetçi isyan etti ve “Ben de insanım” dedi. İsviçre’de insan hakları konusundaki yaygın fikirleri yansıtan bu sözler o zaman bende ne kadar büyük bir şok etkisi yaratmıştı. Bu sözler insanlara, insani duygular hakkında öğüt verenlere yönelikti. Benzer sahneler sürekli yaşanıyordu, Dostoyevski kendine hâkim olamıyordu. Daha da kötüsü, yaptığı çirkin işlerden asla pişman olmamakla övünüyordu. Bu çirkin işler Dostoyevski’yi büyülüyor o da bunları yapmakla gurur duyuyordu. Profesör Veskovatov, bana Dostoyevski'nin bir hamamda dadısının getirdiği küçük bir kıza tecavüz etmeyi nasıl başardığını anlattı.”