Lübnanlı WhatsApp devrimi, tarihe mezhepçi siyasi düzene karşı bir devrim olarak geçebilir. Lübnan devrimi sadece başını kuma gömmek isteyenleri şaşırttı. Lübnan’ın patlaması bekleniyordu. Gözlemciler için bilinmeyen bunun ne zaman gerçekleşeceğiydi. Lübnan şimdi Arap meydanlarında eşi görülmemiş bir kitlesel siyasi eylem yapıyor. Bu Arap toplumunun büyük bir bölümünün Hasan Nasrallah’ın Tahran’da “Zamanımızın Hüseyin’i” adını verdiği şeye üzülmüyor olması bazılarını şaşırtabilir. Aksine bu Arap toplumu, fırınlarında ekmek, eczanelerinde ilaç, bankalarında dolar, ekonomilerinde iş fırsatları olmadığı ve her şeyden çok devlet kurumlarındaki ihlallere üzülüyor. İşte bu üzüntü, bu küçük halktan milyonların güney, kuzey ve doğuda her gece meydanlara dolmasına ve çalınan vatanları Lübnan’ı geri istemelerine neden oldu.
Lübnan halk hareketinde dikkat çekici olan öncesindeki birçok krizde olduğu gibi “bir sokağa karşı diğer sokak” şeklinde bir hareket olmaması. Bilakis WhatsApp devrimi, genellikle bu tür gösterilerde yer almayan Şii “ikili” çevreden bile pek çok kişiyi cezbetti ve bazılarının korku ya da umut nedeniyle bir zamanlar gizlediklerini haykırmalarını sağladı. Çünkü acı artık katlanılmaz bir hale geldi. Sloganlar, açlık ve yolsuzluğu azaltmıyorlar. Asıl utanç verici olan bazı parlak akılları barındıran Lübnan Bakanlar Kurulu’nun pazartesi akşamı yaptığı toplantının ardından açıkladığı uzun reform listesi ile birçok soruna değinmiş ama en büyük soruna ya da “beyaz fil” e değinememiş olmasıdır. Buna işaret edemedi hatta kınayamadı. Bunun yerine bu büyük fil, toplantı salonunda hatta masaya oturanlar arasında yerini aldı.
Bu beyaz filden kastımız, devletin elleri ve kolları bağlı iken, elini kolunu sallayarak istediğini yapan silahlı bir devletçiğin varlığıdır. Lübnan’ın ulusal acısının temeli budur. Ayaklanan Lübnan halkı protestolarda bu file ve onunla yapılan fırsatçı ittifaka “Hepiniz yani hepiniz” sloganı ile işaret etti. Lübnan halk hareketi şu mutlak gerçeği gösterdi; küçük veya büyük, halkı bölünmüş ya da birlik içinde olsun hiçbir devlet, bu filin, yani tek devlet iki silahlı gücün gölgesinde yaşayamaz.
Lübnan’ın bütün politik ve ekonomik ikilemleri yıllar içinde oluşan ve son el-Ahd döneminde büyüyen “silah ve yolsuzluk” denkleminden kaynaklanır. Bu dönemin temsilcileri halka karşı üstünlük tasladılar. Hayatlarını tehdit ettikten sonra insani duygularını önemsemediler. Bu denklem yıllarca Lübnan’ın bedenini kemirdi. Böylece devletçiğin kendi iletişim sistemi, milislerden oluşan bir ordusu, yargı sistemi, kaçakçılık ve şantaja dayalı bir kara ekonomisi oldu. Lübnan devleti ise etsiz bir iskelete ve ruhsuz bir bedene dönüştü.
Lübnan’da ekonomik durumun kötüleşmesinin temel nedeni, Hizbullah’ın silahının varlığı ve devlet üzerindeki egemenliğidir. Politikacılar bu gerçeğe yaklaştıkça Lübnan ölüm uykusundan uyanıp hayata dönme zamanı yaklaşacaktır. Onlar uzaklaştıkça Lübnan’da bundan uzaklaşacaktır. Lübnan’da başarısız bir devlet var. Her ne kadar bazıları bu gerçeği örtmek için çaba harcasa da bu gerçek farklı meydanlarda sıradan Lübnanlılar tarafından görüldü. Lübnanlılar bunu sloganları ile dillendirdiler. Mantıksal olarak Lübnan’daki ekonomik sorunların ve geçim sıkıntısının ana nedeni “güvenlik eksikliği”dir diyebiliriz. Bunun tartışmasız nedeni ise silahın sorumsuz bir grubun elinde olmasıdır. Bu da sermayenin korkmasına, turistlerin ülkeden kaçmasına ve ülkelerin, hatta ülkenin kendi insanlarının bile hukukun üstünlüğünü sorgulamasına yol açtı. Lübnan, genel olarak ne sanayi ne de bir tarım ülkesi değil, hizmet sektörüne dayalı bir ülkedir. Ekonomisinin büyük bir bölümü özel sektöre dayalıdır. Gelirinin büyük bir bölümü ya turizm ya da emlak vb. sektörler gibi turizmden türeyen sektörlere bağlıdır. Keza Lübnanlı gurbetçilerin gönderdikleri dövizlere ve uluslararası yardımlara bağlıdır. Ancak yolsuzluk ve devletin yokluğunda birçok ülke Lübnan’a yardım etmekte tereddüt eder bir hale geldi.
Lübnan ekonomisinin bel kemiğini ise bankacılık sektörüdür. Geçmişte yaşanan bütün krizlere rağmen bankacılık sektörü Lübnan Lirası’nı destekleyerek ekonomiyi desteklemeyi ve çökmesini engellemeyi başardı. Ancak bu da son zamanlarda sarsılmaya başladı. Lübnan Lirası’nın resmi fiyatı paralel pazarlardaki fiyatından farklılaştı. İnsanların biriktirmek için bir ömür harcadıkları birikimleri erimeye başladı. Ancak hükümetin açıkladığı yeni reform belgesinde bu sektöründe hedef alınması ile bu dayanak noktası da ortadan kalkmış oldu. Bu reform belgesi ile Lübnanlı politikacılar, krizin gerçek sorumlusunun (beyaz fil) rolünü gizlemek için bankacılık sektörünü (yumurta veren tavuğu) suçlamaya yöneldiler.
Lübnan’da güvenliğin olmaması bugün yaşanan derin krizin köşe taşıdır. Çünkü tursitler, yatırımcılar ve gurbetçiler, kişisel güvenlikleri ya da sermayelerinin güvende olmadığını düşünüp korkuyorlar. Lübnanlı politikacıların Lübnan’ın onlar için hem Singapur hem de Hanoi olacağı şeklindeki iddialarını sadece bir kandırmaca ve yanılsama olarak görüyorlar. Buna ek olarak; devlete paralel olarak belirli bir dini grubun sahip olduğu silahlı gücün amacının ulusal değil, bölgesel hatta küresel olduğu biliniyor. Bu paralel silahlı gücün “kiralık bir silahlı güce” dönüştüğü gizli değil . Küçük ve büyük her Lübnanlı, Nasrallah’ın: “Bizleri Lübnan değil, zamanımızın Hüseyin’i ilgilendiriyor” sloganını duydu. Ancak ekonomik durumun kötü olduğu bir zamanda bu slogan artık kendi çevresini bile ikna edemiyor.
Hizbullah’ın sözcüsü olan bir gazetenin belirttiği gibi bu slogan sallanıyor. Gazete, “Öfkeli kitlenin kalbinde bu sloganın yerini daha önemli bir bileşen aldı. Bu, Şii “ikilisi”nin nüfuz bölgelerinden gelenleri de içeriyor. Bu sınıf artık daha görünür ve öfkeli”. Doğrusu bu, ekonomiye mani olan, insanları yoksullaştıran, dünyaya saldıran Lübnanlı züccaciye dükkanındaki “beyaz fil”in kendi çevresinde bile artık sorgulandığını ifade eden cesur bir tanıklık.
Geçen birkaç yıl içerisinde Lübnan dışından yapılan gönderilerin rakamlarını ve verilerini, diğer sektörler kendisine dayandığı ya da bileşenleri arasında yer aldığı için Lübnan ekonomisinin bel kemiği olan turizm rakamlarını okuyanlar, bu rakamların ciddi bir şekilde gerilediğini göreceklerdir.
Bütün dünya Lübnan hükümetine, söz konusu silahın varlığının ülke ve toplumu adeta esir aldığını ve bütün Lübnanlıların hayatını tehlikeye attığını söylüyor. Buna bir de bu silahlı ve ideolojik grubun, üyelerini Yemen, Suriye ve diğer bölgelerde yaşanan çatışmalara katılmaları için göndermesini ekleyelim. Sanki Tahranda’ki liderlik kendisine bunu emrettği için dünyayı kurtarmak adına yoksul Lübnanlıların kanını gasp etmeye yetkisi varmış gibi davranıyor. Bugün yaşanan Lübnan halk hareketinin önünde bir kez daha Lübnan’ı İsviçre’ye dönüştürme fırsatı var. Şeffaflık, uzak görüşlü yönetim ile kaynakları zengin İsviçre’ye veya Kandahar’a dönüştürmek onun elinde. Top şu anda Lübnan halkının sahasında.
Son olarak; Lübnanlıların kotaya bağlı devletten, silahtan, mezhepçilikten ve yolsuzluktan modern bir sivil devlete geçmekte başarılı olmaları halinde; bu deneyim çok geçmeden kota sistemine dayanan diğer ülkelere, özellikle Irak ve Suriye’ye uzanacak. Başarısız olması halinde ise, bu sadece geçici bir başarısızlık olacak. Çünkü artık saçmalığa yer kalmadı ve başlangıcı saçma olan her şeyin sonu öfkedir.
TT
Lübnan: İsviçre’den Kandahar’a
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة