Muhammed Rumeyhi
Araştırmacı yazar, Kuveyt Üniversitesi'nde Sosyoloji profesörü...
TT

Hegemonya ihracı ve Arap halklarının direnişi

21. yüzyılın ikinci on yılı sona ererken birçok Arap ülkesinin, “müdahaleleri engelleyememe ama aynı zamanda erimeyi de kabul etmeme” biçiminde özetleyebileceğimiz bir jeopolitik denklemin içine düşmüş bulunduğu aşikâr. Bu denklemi; bölgesel güçlerin Irak, Suriye Yemen ve Filistin gibi Arap ülkelerinde etkilerini arttırmak ve hegemonyalarını dayatmak istemeleri ama bu ülkelerin en azından halihazırda nesnel nedenlerle buna karşı çıkmalarını şeklinde açıklayabiliriz. Bu nesnel nedenler ülkeden ülkeye kısmen değişse de kendisini: “Devletin başarısız olması ve parçalanması” olarak özetleyebiliriz.
Komşularından gelen ve Arapların aleyhine olan bu müdahalelere Arap halkları, söz konusu bölgesel güçlerin projesinde erimekten kaçınıp ciddi bir biçimde direnerek karşılık veriyorlar. Bugün karşı karşıya olduğumuz jeopolitik model şekli budur. Ayrıntılara daldığımızda ise “bu ülkelerin umutsuzca hegemonyalarını dayatma arzusu ile bunu sürderebilme gücü arasındaki uçurum” adını verebileceğimiz şeyin ana hatları ortaya çıkar.
Öncelikle Filistin ile başlayalım. Filistin davasında, uzun çabalar sonucu iki devletli çözüm  biçiminde ortaya çıkan uluslararası denklem ve ABD’nin tutumu değişti. Bu değişime; söz gelimi Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınması, BM Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu’na (UNRWA) yapılan yardımın askıya alınması vb. bir dizi siyasi adım da eşlik etti. Bütün bunlara karşın Filistin halkı bu yeni denklem içinde erimeye direndi. Hatta tam aksine bir yandan son seçimlerde olduğu gibi İsrail’in iç oyununda varlığını kendisine dayattı, diğer yandan da sahada erimeye karşı direnerek ulusal haklarını savundu.
Lübnan’da bu denklem daha açık ve net. Her ne kadar Lübnan, İran’ın yerel vekiller aracılığıyla bir Arap ülkesine egemen olmaya yönelik projesinin başarısı simgesi olsa da; Lübnan halkı halen bu İran projesinde erimeye başkaldırıyor. İran’ın Lübnan politiğinin mozaiğinden ve mezhep liderlerinin iktidar ve mal arzularından faydalanmasına ve son yıllarda kendi yandaşlarına milyonlarca dolar yardımda bulunmasına rağmen Lübnan halkı buna isyan ediyor. İran ve vekilleri, dini ve vatansever (Filistin’in kurtuluşu gibi) sloganlarla birçoklarının aklını ele geçirmiş ve akıllıca düşünmelerini engellemiş olsalar da, Lübnan halkı hala projelerinde erimeye direniyor. Son günlerde bütün dünyanın gözü önünde olup bitenler ve gelecekte yaşanacak büyük halk gösterileri, Lübnanlıların geniş bir kesiminin silahla tehdit edilmelerine rağmen bu projede erimeye direneceklerinin şahididir. Yolsuzluk, silah ve mezhepçi liderler bir süreliğine Lübnanlıları susturmayı başarsalar da, özgürlüğe kavuşana kadar direniş meşalesi orada yanmaya devam edecek.
Üçüncü örneğimiz Suriye. Rusya-Türkiye ve İran’ın üçlü müdahaleleri, İran’a bağlı paralı silahlı grupların varlığı Suriyelileri ne erimeye zorlayabildi ne de direnmesini engelleyebildi. Suriye halkı bugün halen direniyor. Bunun en büyük kanıtı da yaklaşık 10 yıldır kendisine karşı yürütülen vahşi savaşa, içeride ve dışarıdaki milyonlarca mülteciye, sokaklarda ve evlerdeki ölülere rağmen boyun eğmemesidir. Farklı oluşumları ile bu halk halen kendisine benzemeyen her türlü projede erimeye direniyor. Dolayısıyla eninde sonunda Suriye halkının iradesi kazanacak.
Irak’ta ise bu direnişin işaretleri daha da açık ve net bir şekilde görülüyor. Bu işaretler; İran ve kendisine bağlı partilere ait ofislerin yakılması, göstericileri korkutmak için İran’a bağlı milis güçlerin şiddete başvurmasıdır. Bütün bunlara rağmen Irak halkının, siyasi kotaya ve İran ile müttefik ya da onun tarafından satın alınan bütün güçlere karşı çıktığını görüyoruz. Sarıklı ve sarıksız İran’ı temsil eden bütün Iraklı politikacılara karşı protestoların hız kesmeden devam ettiğine tanık oluyoruz.
Yemen’de, Yemen halkının geniş kesimleri Husileri kullanan İran yayılmacılığını engelliyor. Husilerin taşıdıkları yanıltıcı sloganlara, küçük ve büyük Yemenli siyasi oluşumların aralarındaki anlaşmazlıklara rağmen hepsi de İran’ın yayılmacı projesine karşı çıkıyorlar. Bütün bu büyük desteğe karşın İran’ın projesi yenilgiye mahkumdur. Yemen halkının bu direnişi karşısında Yemen’de tek bir destekçisi bile kalmayacak. Yemen’in bölünmüşlüğü, iktidar ve güç arzusu, geçmişte bazı Yemenli siyasi oluşumları (eski devlet başkanı Ali Salih gib) Husiler ile taktiksel olara ittifak yapmaya itti. Ancak Yemen halkının büyük bir çoğunluğunun İran’ın projesinin şemsiyesi altında toplanmayı reddettiği aşikardır.
İran’ın bu müdahaleleri gerçekleştirmesinden birkaç yıl sonra Arap halklarının söz konusu hegemonyaya karşı direnişleri biçimlenmeye ve ortaya çıkmaya başladı. Çünkü bu ülkelerde Arap ulusal devletlerin başarısız olmasını müteakip bazı oluşumlar İran’ın teveccühünü kazanma ve onun planlarını uygulamaya yönelmişti. Bu da ulusal bağışıklık faktörlerinin zayıflamasına yol açtı. Yabancı güçlerin projeleri ile Arap siyasi ve toplumsal dokunun temeline müdahale etmelerine yol açtı. Fakat nesnel olarak bu projeler sürdürülebilir değil. Çünkü öncelikle Arap dünyasının kalbi durmadı ve hala atıyor. İkincisi; bu projeler Arap toplumlarına özgürlük ve kalkınma değil sadece onursuz bir hayat sunuyor. Özgürlüğün olmadığı bir kurtuluş vaat ediyor.
Irak ve Lübnan’daki toplumsal hareketlerden önce bu köşede, bu satırların sahibi birçok kez Arap halklarının bu projelerde eriyip yok olmayacaklarını yazmıştı. Nitekim tarih, bunun en büyük şahididir. Tarihi olarak Lübnanlılar, ulusal bilinç sadece seçkinleri ile sınırlı olduğu zamanlarda bile öncelikle Türk sonra da Fransız egemenliğine karşı direndiler. Bugün eğitim ve sosyal iletişim ağları sayesinde ulusal bilinç daha da yaygınlaşmışken mi direnmeyecekler. Aynı şey Suriye ve Yemen halkları için de geçerli. Bu iki halk da daha güçlü ve büyük güçlere karşı direndiler. Bütün bu Arap bileşenler Batı’nın yayılmacı emellerine karşı direnip özgürlüklerini elde ettiler. Dolayısıyla bu özgürlüğü tek amaçları mutlak diktatörlüğü yaymak, mezhep örtüsü altında Arap ülkelerini çevrelemek olan bölgesel güçlere feda etmeyeceklerdir.
İran işgalinin Irak, Suriye ve Lübnan’da kökleşmesini sağladığı “iktidar yapısının” kısa bir zaman diliminde ya da kolayca aşılmasının mümkün olmadığını itiraf etmemiz gerekiyor. Ancak diğer yandan halklarının kendisine karşı olması bunun zor da olsa mümkün olduğunu gösteriyor. Farklı Arap başkentlerinde görülen fedakarlıklar bunun ön hazırlığından ibarettir.
Rusya, İran ve Türkiye’de siyasi analistler bu gerçeği ve Arapların bu projelerine boyun eğmeyeceklerini anlamalılar. Belki bu sayede boşa çaba harcamaktan ve mallarını geleceği olmayan projelere harcamaktan vazgeçerler. Çünkü bu ülkelerdeki varlıklarının bir anlamı yok. Farklı sloganlar  arkasına gizledikleri yeni sömürgeci emellerinin Arap ülkelerinde alıcısı yok. Bazıları çıkarları için bir süreliğine onlarla birlikte hareket etse de, insanların iradesi bu projelerin yandaşı mevcut fırsatçı politikacılardan daha güçlü. Müdahalede bulunmak ve 4 Arap başkentini kontrol etmekle övünmek kolay olabilir ancak olaylar Arapları kontrol altına almanın zor olduğunu kanıtlıyor.
Son olarak; yabancı güçlerin doğrudan hegemonyasından kurtulan Arap ülkelerinde bu güçlerin projelerine karşıt projenin inşası henüz tamamlanmadı. Ancak Lübnan meydanlarında göstericilerin attığı sloganlar, bu karşıt projeyi inşa etmenin ne kadar önemli olduğunu doğruluyor.