Abdurrahman Şalkam
TT

İnsanlar artık biliyor

Yaşananlar hakkında çok şey bildiğinizde kendinize ağır bir yük yüklemiş olabilirsiniz. Onları kasıtlı olarak görmezden gelmek ise sizi alamayacağınız bir kararın sorumluluğundan koruyabilir. Karar veremediğiniz anlarda kendi içinizdeki kaleye çekilip oraya sığınabilirsiniz. İşte Sovyetler Birliği lideri Josef Stalin, Nazi ordusu imparatorluğunun topraklarına saldırıp Moskova’nın birkaç kilometre yakınına kadar geldiklerinde bunu yaptı.
Hiçbir kararının tartışmaya açık olmadığı, siyasi ve askeri danışmanlarının hiçbirinin ağzını açıp onun görüşlerine muhalif bir görüş dillendirmeye cesaret edemediği bu despot lider şimdi ne yapabileceğini bilmiyordu. Düşman güçleri her gün binlerce kişi hakkında ölüm kararı verdiği korkunç Kremlin’in kapılarına dayanmışken, bu yenilmez ve yenilmez lider ne diyeceğini bilmiyordu. Bu yüzden yenilgi mağarasına kaçtı, güçten düştü ve dili bağlandı. Utanç verici sonun habercisi olan savaşa ilişkin gelişmeleri duymak istemez oldu. Aslında aylar önce istihbaratı kendisine Hitler’in Sovyetler Birliği’ne saldırı hazırlığında olduğunu vurgulayan raporlar sunmuştu. Ancak o, Almanya ile imzaladığı saldırmazlık paktının kendisini ve güçlü geniş imparatorluğunu koruyacağına ve Hitler’in saldırmayacağına inanmayı seçmişti.
Bu hayalinden ancak Alman toplarının, uçaklarının ve hızla ilerleyen işgalci ordularının darbeleri ile uyanabildi. Bunun ardından Nazi ilerlemesini durdurmaları için yıkılmış ve dağılmış askeri güçlerini oradan oraya yönlendirmeye başladı. Ancak böyle yaparak, sadece siyasi ve askeri karışıklığın daha da artmasına katkıda bulundu. Stalin, istihbarat kurumlarına elde ettikleri tüm bilgileri sadece kendisine sunmaları direktifi vermişti. Bu bilgilere yalnızca kendisi bakabilirdi. Durumun bu kadar kötüleşmesi üzerine bazı üst düzey askeri komutanlar, Stalin’i sahada güçlü bir şekilde kendisini gösteren gerçekler ile yüzleştirmeye karar verdiler.
Komutan Georgiy Jukov, Sovyetler Birliği’nin varlığını tehdit eden tehlikeye karşılık hayatını kaybetmeyi göz önüne alarak Stalin ile konuştu. Ondan savaşın idaresini kendisi ve diğer ordu komutanlarına bırakmasını talep etti. Stalin istemese de bunu kabul etmek zorunda kaldı. Halkın, ordunun ve istihbaratın sağladığı bilgiler ile silahlanmış olarak Jukov savaşın idaresini üstlendi. Nazi ordusuna karşı saldırılar düzenledi ve ordusu ile birlikte Alman ordularını Moskova’dan Berlin’e kadar takip etti.
Stalin’in istihbarat raporlarını görmezden gelmesi, her şeyi bilen bir liderin gururunun ve kibrinin bir örneğiydi. Bu lider, kafasının içinde başkalarına danışmasına ihtiyaç duymamasını sağlayacak bütün bilgi dayanaklarına ve ilham gücüne sahiptir. O başkalarının bilmediğini bilir.
ABD güçleri Irak topraklarına girip ilerlemeye başladığında Saddam Hüseyin, günler ve geceler boyunca saraylarından birine kapandı. Kendini romanlar ve şiirler yazmaya adadı. Olaylar, akli ve askeri yeteneklerinin çok üstündeydi. Uuluslararası siyasi durum ise yerinden kımıldatamayacağı kadar ağırdı. Bu yüzden en iyisi, liderlik halesi ile bütünleştiği güvenli sanrılar sarayına sığınmaktı. Düşman güçlerin kendisini ve rejimini devirmek için hızlı bir şekilde ilerlediğini söyleyen yardımcıları ve komutanları ile görüşmekten kaçınmaktı. Diğer yandan ordusundaki komutanlar sahadaki durumu çok iyi biliyorlardı. Fakat aralarında her şeyi göze alıp Stalin’in yanılsamalar mağarasına dalan, onu düşmanı nasıl yenebileceklerine dair gerçekler ve bilgiler ile yüzleştiren Sovyet komutanı Jukov gibi birisi yoktu.
Hitler ise bu tür liderler arasında askeri yardımcılarının ve komutanlarının savaşın seyrine ilişkin kendisine sunduğu bilgi ve gerçeklerle en çok alay eden ve görmezden gelen liderdi. Eşsiz dehası ile bütün siyasi liderlerin, generallerin ve istihbarat kurumlarının bilmedikleri şeyleri bildiğini zannediyordu. Ordusundaki birçok komutan sahadaki gelişmelerin yenilginin habercisi olduğunu anladı. Ama hiçbiri Hitler’in yanılsamalardan oluşan dünyasını gerçeklerle yıkmaya cesaret edemedi. Bu nedenle bazıları, Almanya’yı yenilgi ve yıkımdan kurtarmanın tek yolunun Hitler’den kurtulmak ve suikast ile onu ortadan kaldırmak olduğuna karar verdiler. Bunun için bir plan hazırladılar ama başarısız oldular. Buna karşılık Hitler, kendisine karşı düzenlenen bu komploya katılma suçlaması ile binlerce subayı ölüme mahkum etti. Bunlar arasında Çöl Tilkisi lakabıyla bilinen ünlü General Rommel de vardı. Rommel kendisine verilen zehri içmeye zorlanarak öldürüldü.
20. yüzyılda yaşanan çatışmalarda büyük dönüm noktalarını temsil eden bu üç örnekte de despot yöneticiler, büyük savaşların ortasında kendilerine sunulan bilgileri görmezden gelmiş ve yanlış değerlendirmişlerdi. Bu üç lider yanılsamalardan oluşan mağaralarına, ilhamlarına, bütün insanlardan üstün oldukları inançlarına sığınarak, kendilerini ve halklarını yıkıcı sonuçlara sürüklediler. Ama günümüzde eğitim ve medya teknolojilerinin yayılması ile gizli ya da özel sayılan bilgiler de dâhil bütün bilgiler herkesin kullanımına açık bir hale geldi.
Akıllar bir şeyler tasarlamaya ve üretmeye, bu üretilenler de bilgiye ulaşma kolaylığı, bütün boyutları ve ayrıntıları ile dünyayı dolaşabilmesi ile yeniden üretilmeye başladı. Bunun sonucunda fikirler sınırsız bir şekilde doğar ve görüş açıları gittikçe genişler hale geldi. Sınırlar ve akıllar üstü bir insan (kamuoyu) ortaya çıktı. Bugün dünyanın bazı ülkelerinde görülen toplumsal hareketlerin amaçları artık sır olmaktan çıkıp insanların birçoğu tarafından bilinir oldu. Halkların çoğunuluğunun muzdarip oldukları ekonomik sıkıntılar, artık insanların karşı koyamayacağı yenilmez bir güç olmaktan çıktı. Birçok halk, geri kalmışlığın acısını çekti. Ekonomik sorunlar yaşadı. Ancak bilgi, ilim ve akıllı planlama sayesinde tarım yapan, üreten, ürettiklerini bilinçli bir şekilde tüketen ve ihraç eden ekonomi kaplanlarına dönüştüler.
İlham verici, düşünmenin ve karar almanın kendi tekelinde olduğu, kendisine muhalif her düşünce sahibini hain sayan bir lider yaratan ideolojiler, bilimi ve aklın ışığını öldüren zehirdir. Bugün ise bilim ve akıl, bütün dünyayı ve uzayı dolduran, bir tarafın diğerine dayatması olmadan sorunsuz bir şekilde paylaşılan bilgi ile beslenir hale geldi. Dünya, herkesin karşılıksız katkıda bulunduğu bir ilim şehrine dönüştü. Bilgi, ilham verici bir lider ya da kapsayıcı ve engelleyici bir ideolojinin tekelinde olan gizli ve sihirli bir bilgi olmaktan çıktı.