1 Eylül’de Lübnan, Fransa tarafından zorunlu olarak bağımsız bir devletin ilanının 100’üncü yıldönümünü ‘kutlayacak’. Kutlama atmosferinde Fransa Dışişleri Bakanı, Lübnan’ın kaybolma tehdidiyle karşı karşıya olduğunu duyurdu. Büyük bir ülkenin veya sıradan bir ülkenin dışişleri bakanının başka ülkeler hakkında konuşurken, tereddüt etmeden, herhangi bir hesaplama yapmadan veya herhangi bir diplomatik literatürü dikkate almadan bu dili kullanması görülür değildi. Söz ve söyleyen arasında bu, dünya gazetelerinde ve siyasi koridorlarda her gün söylenenlere ek olarak, Lübnan’ı tanımlamadaki en tehlikeli resmî açıklamadır.
Fransız Bakan, Lübnanlı politikacılara, ülkeleri tarihlerinin en kötü felaketine ve en kötü krizine sürüklenirken ve hızla maddi iflasa, güvenlik terörüne ve iç savaşa geri dönüşe kayarken ortaya koydukları büyük bir kayıtsızlık ve davranışlara karşı bu uyarı konuşmasını yaptı. Bu krizin göstergeleri, kuzeyden güneye tüm bölgelerde her gün yeniden ortaya çıkıyor.
Bu korkunç sahne çerçevesinde Lübnan siyasetinde bir soru var; Cibran Basil ne istiyor ve onu ne memnun eder? Herkes cevabı biliyor; Cibran Basil, Cibran Basil dışında hiçbir şey istemiyor. İstediği bu olduğu için kayınpederi olan Cumhurbaşkanı da Cibran’ın istediğini istiyor. Cumhurbaşkanının istediği bu olduğu için müttefiki ve hükümetteki ortağı Hizbullah’ın da istediği şey bu.
Lübnanlıların çoğunluğu ise başka bir şey istiyor. O şey ise Lübnan’dır. Gözyaşlarını durdurmak, yaralarını iyileştirmek, dağılmamak ve bir devlet ve kanun olarak kaosa, ölüme düşmemek ve helak olmamak istiyor. Doğrudan sahtekarlığa benzeyen ayrıntılı ve karmaşık bir seçim yasasına göre, Basil’in Temsilciler Meclisi’nde milletvekili çoğunluğunu elinde tuttuğu doğru. Ama o biliyor, Cumhurbaşkanı biliyor ve ona hakaret ederek sokaklara çıkan binlerce insan biliyor ki, gerçek çoğunluk varlığıyla işkence görüyor, pervasızlıkla kahroluyor, gerçek iradesine karşı küstah ve kibirli cehaleti tarafından yakılıyor.
Cibran, dünyada başkan olan amcasından daha ünlü bir isim oldu. ABD ve Mısır temsilcileri, kendisiyle temasa geçmekten kaçınırken, umulur ki Cumhurbaşkanı da cumhurbaşkanına, cumhurbaşkanlığına ve halkına Cibran’ın yüklediği her türlü yükün farkındadır. Ancak cumhurbaşkanının önceliklerinde açık olan şey, ‘önce Cibran’dır. Nitekim insanlar ne istediklerini söylesin, ama tarihin de istediklerini söylemesine izin verin.
İnsanlar ve uluslar, Lübnan’ın liman felaketinden sonra değişeceğini düşünüyordu. Ölü vicdanlar canlanacak, taş kalpler ağlayacak, enkaz altındaki çocukların, molozlar altındaki genç itfaiyecilerin ve yıkılmış balkonlardaki yaşlı kadınların görüntüleri, dava, mesele ve tek otorite olacaktı. Buna inananlar, Lübnan’ı, yani yüz yaşındaki şimdiki Lübnan’ı iyi tanıyordu. Liman felaketi, ekonomik felaket ve koronavirüs felaketinden önce daha korkunç bir felaket yaşanmıştı. Duygu, his, ulusal ilgi ve insani misyon felaketi… Bunlar yaşandıktan sonra öncelikler sarsıldı. Bu anlamda Fransa Dışişleri Bakanı Lübnan’ın varlığından bile korkuyor. Bu ise artık kimse açısından bir endişe sayılmıyor.
TT
Lübnan’da batma alametleri
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة