Emel Abdulaziz Hezzani
Suudi yazar
TT

Suudilerin Türk ürünlerine yönelik boykotunun boyutları

Suudi Arabistan Ticaret Odası Başkanı Aclan el-Aclan‘ın, “yatırıma hayır, ithalata hayır, turizme hayır” açıklaması ile boykot çağrısında bulunmasından sonra, Suudi pazarlarındaki Türk mallarının boykot edilmesi çağrısında bulunan büyük halk kampanyası, iki hafta içinde Suudi toplumunda yüksek seviyelere ulaştı. Ünlü gıda marketleri de halktan gelen bu baskıya karşılık verdi. Suudilerin dünyada kendisini en çok kullanan milletlerden biri olduğu Twitter'da halkın bu boykota tepkisinin ne kadar yüksek bir düzeyde olduğu görüldü.
Gerçek şu ki, Türkiye ile ilişkilerin kesilmesine yönelik halk çağrısı, özellikle Suudi vatandaşlarının yatırımları ve mülkiyeti üzerindeki riskleri nedeniyle bugün değil, yaklaşık iki yıl önce başlamıştır.
Peki ama Suudiler neden şimdi Türk olan her şeyi boykot etmeye karar verdiler? Boykot hedeflerine ulaşacak mı?
İki ülke arasındaki ticaret, iki yıl içinde yaklaşık yüzde 25 oranında geriledi. İki yıl önce yani Suudi Arabistan'a yönelik "resmi" Türk karşıtlığının eşi görülmemiş bir düzeye ulaştığı dönemde karşılıklı ticaret yaklaşık 6 milyar dolara ulaşıyordu. Bundan sadece 1 yıl önce yani 2017’de ticaret, sadece ihracat ve ithalat düzeyinde değil, çoğu müteahhitlik, inşaat, mobilya endüstrisi vb. alanlarda faaliyet gösteren yaklaşık 1000 şirkete ulaşan yatırım ve ticari ortaklık hacmi ile oldukça gelişmişti. Suudiler, 3 milyon Türkün yaşadığı Almanya’yı geçerek Türkiye'de gayrimenkul sahibi yabancılar arasında yüzde 30'a yükselmişlerdi. İki taraf, birbirlerinin ekonomilerine büyük miktarlarda para pompalıyorlardı. Suudi Arabistan’da 200 şirket ve yüz binlerce Türk işçi çalışıyordu. Türkiye, 2023'e kadar Türkiye'deki Suudi yatırımlarının hacmini 25 milyar dolara, karşılıklı ticareti de 20 milyar dolara ulaştırmayı amaçlıyordu.
Bütün bu karşılıklı kazançları kim durdurdu? Ne oldu da iki ülke arasındaki ticaretin yukarı doğru büyüme eğrisi, hızlı bir şekilde düşmeye başladı?
Aslında, Suudi toplumunun farklı kesimlerinin, ürünlerini boykot etmeye karar vererek bir ülkeyi protesto etmeleri ilk kez gerçekleşmiyor. Ancak, boyutu, hızı ve özel sektörün kendisine verdiği tepki bakımından, son boykot kampanyası bir ilki teşkil ediyor. Türkiye'den işlenmiş gıda ürünlerinin alımını boykot etmenin, Türkiye'ye ekonomik zararının büyük olmayacağı ve kendisini çok etkilemeyeceği, ekonomik kuralların ortaklık ve yatırım gibi daha derin bileşenlere dayandığından yola çıkarak bazıları, kampanyanın Türkiye ekonomisine istenen zararı vermeyeceğine inanıyor. Ancak, kampanyanın bu yüzeysellikle ölçülemeyecek boyutları vardır. Özel sektör bu kampanyaya eşi görülmemiş bir hızla tepki gösterse de bu boykotun sınırlarının nereye ulaşacağını henüz bilmiyoruz. Çünkü boykottan en çok zarar görenler, her zaman restoran zincirleri veya mobilya ve giyim fabrikaları gibi orta ve küçük işletmelerdir. Öte yandan, Türkiye’de gayrımenkul veya arsa satın alan Suudi vatandaşları da son iki yılda mülkiyet ve tapu işlemlerinde büyük zorluklarla karşı karşıya kalıyorlardı. Öyle ki sonunda, Ankara’daki Suudi Arabistan Büyükelçiliği ile İstanbul’daki Suudi Arabistan Konsolosluğu müdahalede bulunarak Suudi vatandaşlarını Türkiye’de emlak yatırımı konusunda uyarmıştı.
Suudiler siyasi sahneyi izliyorlar ve resmi Türk politikasının ülkelerine karşı nasıl değişime uğradığını açıkça görüyorlar. Farklı hesaplara sahip olabilecek siyasi karara sahip olmadıkları için, pozisyonları değişken, cumhurbaşkanı ve hükümet üyelerinin açıklamaları ve resmi bir kararla, en büyük İslam ve Arap ülkesine düşman olmayı seçen bir ülkeye karşı, kendilerini rahat hissetmelerini sağlayacak bir eylemi başlatmanın görevleri olduğunu hissettiler.
Buna rağmen, boykotun değeri sadece ekonomik değildir, bundan daha uzak ve önemlidir. Boykot, İslam dünyasına liderlik edip halife olmak gibi hala geçmişe dayanan hayalleri olan Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Suudi Arabistan’ı doğrudan hedef alan tasarılarına karşı Suudi vatandaşlarının sağduyulu anlayışı ve farkındalığını yansıtmaktadır. Recep Tayyip Erdoğan'ın yaklaşık 20 yıldır sürdürdüğü politika sona erdi. On yıl önce baş gösteren Arap devrimlerinden sonra Arap ülkelerinin birbiri ardına çöküşü sonrası gerçek yüzü ve hırsları ortaya çıktı. Şimdi tepkisinin büyük bir bölümünü Suudi Arabistan ve Mısır'a yönlendiriyor, çünkü bu iki ülke hayallerini gerçekleştirmesini engelleyen Arap güçlerini temsil ediyorlar. Müslüman Kardeşler üyelerine kucak açarak ve Libya'daki milisleri militarize ederek Mısır'ın çıkarlarına karşı duruyor. Katar’daki askeri üssü ile Suudi Arabistan’ı tehdit edebileceğini zannediyor. Başarısız olan Sevakin adası projesi de Suudi Arabistan’ı iki kıyadan kuşatmayı amaçlıyordu.
Şahsen, artan Suudi boykotu nedeniyle Türkiye'nin ekonomik olarak ne kadar zarar göreceğiyle ilgilenmiyorum, çünkü bu yıl içinde Türk lirası zaten değerinin üçte birini kaybetti, enflasyon yüzde 20’ye ulaştı ve Türkiye’de durum yeterince kötü. Boykot kararı, Suudilerin ülkelerini ve liderlerini savunma ve onlara karşı kötü niyetli olanları takip etme yeteneklerini göstermektedir. Bu halk uzlaşısı, ilk etapta boykotun gerçek başarısıdır. Türkiye’nin Suudi Arabistan'a ve liderliklerine karşı medya kampanyaları en yüksek siyasi sınıftan açıklamalar içerdiği için resmi kampanyalardır. Buna rağmen Suudi Arabistan hükümeti bunlara herhangi bir tepki göstermedi. Twitter’da kullanıcılar her zaman, Suudi Arabistan hükümetinin neden Türkiye’yi boykot edip büyükelçiliğini kapatarak resmi bir pozisyon benimsemediğini sorguluyorlardı. İşte bu nedenle ve resmi Suudi politikasının kendi vizyonu ve ölçekleri olduğu için, boykot kampanyası tamamen halkın kararı ile başlatıldı.
Bilhassa gelişmekte olan ülkelerde böyle bir popüler farkındalığa ulaşmak kolay değildir. İnsanların kendi siyasi liderlikleri konusunda uzlaşmaları ve etrafında birleşmeleri yaygın bir durum değildir. Ama bugün, Suudi Arabistan’da ilginç bir durumu ve dikkate değer bir modeli takip ediyoruz.