Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Gün 24 saat

Hepimizin kütüphanesinde, sürekli herhangi bir araştırma için veya zevkine müracaat ettiğimiz büyük Arap eserlerin yer aldığı bir bölüm vardır.  Ve bu eserlerin sayısı oldukça devasa. Hangi eserlerden bahsettiğime örnek verecek olursam; Cahız’ın eserleri, Lisanu’l Arab, İbn Battuta Seyahatnamesi, Vefeyâtu'l Aʿyân, vb.
Ne zaman bu eserlerden birine dönecek olsam şaşkınlıkla, ‘Bu efendilerin döneminde gün kaç saati acaba?’ diye sormaktan alamıyorum kendimi. Bugün olduğu gibi onlar için de günün 24 saat olması olacak iş mi? Araştırmalarına nasıl zaman yetirebiliyorlardı? Sadece derleme, kopyalama ve yazıya geçirme ne kadar zaman alıyordu acaba?
Her şeyden önce bugün elektrik ulaşılabilir durumda. Yani okuma ve yazma için aydınlığı yeteri kadar uzatabiliriz. Halk kütüphaneleri bizlere birkaç kilometre uzaklıkta. Üstelik bilgisayar da sürekli elimizin altında. Bir akademisyenseniz, araştırma konusunda öğrencilerinizden oluşan bir grubun yardımını almanız kolay olacaktır. İbn-i Manzur’un tüm bu imkanlara sahip olduğunu bir hayal edelim. Lisanu’l Arab’ı tamamlamak için ne kadar süreye ihtiyaç duyardı? Tamamlayabilmesi mümkün olur muydu?
Bugün, İbn-i Manzur’un derleyip topladığı her şeye ihtiyacımız yok. ‘Hasabe’ kelimesi hakkında; harekesi esre, üstün, ötre olduğu takdirde anlamın nasıl değişeceği konusunda 20-30 şey bilmemize de gerek yok. Ayrıca Zuheyr’in şiirini ezberde tutmamız, Leys’in dediklerini, Kisai’nin kavramlarını bilmemiz de gerekmiyor. İstersek hepsi önümüzde şiir, düz yazı, şerh, bölüm olarak ayrıntılarıyla duruyor.
Büyük alim Ebu’l-Fazl Cemâluddîn Muhammed b. Mükerrem İbni Manzur el-İfriki el-Mısri, ölümsüz şaheserini kaleme alırken nasıl çalışıyordu? Onunla aynı dönemde yaşayıp bize Lisanu’l Arab’ın hikayesini anlatacak bir alimin olmasını ne kadar çok dilerdim.
Alimlerimizin önde gelen bu isimleri gerçekten birer sihirbaz. Modern bilim standartlarına göre her zaman da doğru değiller. Cahız bir gerçek hakkında kafası karıştığında örneğin ‘hayvanı’ tarif ederken bunu yaşadığında hemen iddianı zayıflığına işaret eder. El-Kazvini ise Acaibu'l-Mahlukat ve Garaibu'l-Mevcudat, (Tuhaf Yaratıklar ve Acayip Varlıklar) isimli eserinde ‘hayvanın’ tanımlarını art arda sıralayarak bunun üzerine çıkar. Bu eserin kendisi de kaleme alınan en harika eserlerden biridir.
Vasit ve Hilla’nın sahibi bu adam, hakkında yazılmadık hiçbir konu bırakmamış: Astroloji, doğa, bitkiler, şimşek, gök gürültüsü, dağlar, bulutlar, sis, gezegenler ve Arapların ‘Ummu’n Nucum’ (Yıldızların Anası) adını verdiği samanyolu…
Ay tutulmasını da kaleme alan Kazvini, bunun sebebinin dünyanın güneş ve ay arasına girmesi nedeniyle ayın dünyanın gölgesinde kalmasıyla gerçekleştiğini söyler. Yılın en uzun günün 17 Haziran’a denk geldiğine dikkat çeken Kazvini, gündüzün 15 gecenin de 9 saat olduğunu ifade eder. Bu muhteşem yazarımız beni affetsin. Rus romancı Dostoyevski zamanında yaşasaydı ve ‘Beyaz Geceler’ adlı öyküsünü okusaydı. Rusya'nın bazı bölgelerinde güneşin gün ve geceleriyle üç gün batmadığını bilirdi. Bizim zamanımızda yaşasaydı, Londra'dan New York'a giderken gecenin gündüzle nasıl buluştuğunu görürdü. Fakat bu yine de ‘yaratıkların acayipliklerinin’ önemini ve eserden duyduğumuz zevki azaltmaz. Daha da tuhaf olansa Kazvini o dönemde günün 24 saat sürdüğünü bunun ne eksilip ne arttığını nasıl keşfetti?