NATO Liderler Zirvesi, Kabil anlaşması, çılgın projelere yönelik tartışmalar, müsilaj ve ekonomik daralmanın gölgesinde Türk dış politikası zor günler geçiriyor. Özellikle Atlantik cephesinde yeniden etkin rol oynama çabasındaki Ankara, geleneksel ve stratejik iş birliklerinde biraz sıkışmış durumda. Birkaç ay öncesine kadar gündemin üst sıralarını işgal eden Doğu Akdeniz meselesinde bir süredir herhangi bir adım atılmış değil. Tansiyon, özellikle Avrupa Birliği’nin (AB) olası yaptırımlarını engellemek adına düşürüldü. Peki bu “geri çekilme” Brüksel ile ilişkileri düzeltmeye yetti mi?
Ankara-Brüksel ilişkilerinde durumu net bir şekilde ortaya koyan en önemli gelişme son AB Liderler Zirvesi’nde alınan kararlar. Liderlerin uzlaşmaya vardığı konular AB’nin ne ölçüde Türkiye’ye bağımlı olduğunu ortaya koyuyor. Brüksel her şeyden önce Ankara’dan mültecilerin Batı’ya akınını durdurmaya devam etmesini istiyor. Alman Şansölyesi Angela Merkel’in zirve sonrası, resmî açıklamayı beklemeden 3 milyar avro gibi bir meblağdan söz etmesi durumun aciliyetini gösteriyor. Fakat bununla birlikte Brüksel’in Ankara’ya vereceği başka bir taviz bulunmuyor. Güncellenmesi söz konusu olan Gümrük Birliği Anlaşması ise her iki tarafın da çıkarlarını koruyan bir işlem olarak değerlendiriliyor.
AB’nin Türkiye’den talep listesinin tepesindeyse birbiriyle bağlantılı iki konu mevcut. İlki Doğu Akdeniz’deki enerji rekabetinde Ankara’nın faaliyetlerini askıya alması. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “iyi niyet göstergesi olarak” limana demirlediği sismik araştırma gemisinden hala ses seda yok. Brüksel gerilimin düşmesinden memnun. Ancak Türk tarafının Doğu Akdeniz’deki gövde gösterisinin sona ermiş olması Batı’yı cesaretlendirmiş gibi duruyor. Ülkesinde yayımlanan Kathimerini gazetesine konuşan Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis, gerginliği artırmama konusunda Ankara’yı üstü kapalı bir şekilde tehdit etti: “Türkiye gerginliği artırma yoluna giderse bunun elbette sonuçları olacaktır. Bazı uygulamaların kabul edilemez olduğunu açıkça belirttik. Yunanistan krizlerin bir silah gibi kullanılmasına asla izin vermeyecek.”
Atina’nın kararlılığı AB’nin desteğinden ileri geliyor. Bu hafta düzenlenen AB Parlamentosu oturumunda zirvenin sonuçlarını değerlendiren AB Konseyi Başkanı Charles Michel, Brüksel’in Türkiye'ye yönelik politikasını yüz yüze ve orantılı olduğunu söyledi. Bununla birlikte istenilen sonuçlar alınmadığı takdirde ilişkilerin “geri çevrilebilir biçimde” kurulduğunu belirterek Ankara’ya net bir mesaj gönderdi.
Brüksel’in Türkiye’den geri adım atmasını beklediği bir diğer mesele ise Ankara’nın dış politikasındaki yeni Kıbrıs stratejisi. Türkiye, Kuzey Kıbrıs’ta Cumhurbaşkanlığı’na Ersin Tatar’ın gelişiyle birlikte “iki devletli çözüm” teorisini ortaya attı. Buna göre Ada’da KKTC ve Güney Kıbrıs iki ayrı ve eşit devlet olarak yer alacak. Böylece dünyanın KKTC’yi tanımasının önündeki engeller de kalkacak. Ankara bu hususta toprak değişimine dahi razı. Fakat ne Rum tarafı ne de Brüksel bu teklife onay vermeye hazır değil. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, iki devletli asla kabul etmeyeceklerini Ankara’ya bildirdiklerini ifade ediyor.
Sonuç olarak, ekonomik kriz sarmalının ucundaki Türkiye en büyük ticari ortağı AB ülkelerine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Bu bağımlılık ilişkisi ve Brüksel’in yeni ABD Başkanı ile kurduğu sağlam ilişkiler uzun süre sonra Batı’nın tek bir blok olarak resmedilebildiği bir tabloyu oraya çıkarıyor. Pekin ve Moskova’dan git gide uzaklaşan Türk dış politikasının elinden Doğu Akdeniz’indeki gerilimi düşürmekten başka bir şey gelmiyor.
TT
Türkiye’nin Doğu Akdeniz politikası değişti mi?
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة