İmil Emin
Mısırlı yazar
TT

Münih Konferansı: Kar topu ve çığ

58. Münih Güvenlik Konferansı, dünya çapında kritik ve hassas bir dönemde, sanal değil, gerçek katılımla başlıyor. Bu konferans dünyanın uçurumun eşiğinde olduğu bir zamanda düzenleniyor. Bundan dolayı bu büyük olayın resmi raporunun ana başlığında ‘genel çaresizlik’ durumu yer alıyor.
Bu yıl görev süresi sona eren Münih Güvenlik Konferansı (MSC) Başkanı Wolfgang Ischinger, raporun takdiminde şunları söyledi:
“Dünyamız tehlikede. Geleneksel kesinlik çöküyor, tehditler ve güvenlik açıkları artıyor. Kural tabanlı sistem giderek daha fazla saldırı altında.”
Münih'in eşiğindeki dünya bilinçsiz bir halde ve hatta doğa ile insan sorunları arasında düşünme yeteneğini kaybetmiş gibi görünüyor. Bazıları, dünyayı ekolojik savaştan kurtarmanın ilk hedef olması gerektiğini söylerken, diğerleri son üç yıldır insanlığı kasıp kavuran pandeminin sırrının ortaya çıkarılmasının, -trajedinin daha vahşi bir şekilde tekrarlanmaması için- tartışmalarda öne alınması gereken bir konu olduğunu savunuyor.
Rusya-Ukrayna krizi, siyasi ve askeri düzeyde birçok yan görüşmeyi gerektiren açık ve kanayan bir yara gibi görünüyor. ABD'de Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında Putin'e verilecek en etkili cevabın ne olduğu konusunda bölünmeler var. Avrupalı ​​sesler ise, Kremlin'in efendisinin daha önceki açıklamalarının çoğunda ve belki de hâlâ haklı olduğunu söylüyor.  Bu yıl Münih'te toplananlar, gelecekteki Avrupa-Atlantik güvenlik sisteminin yapısı hakkında temel ve can alıcı sorularla karşı karşıya bulunuyorlar. İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ABD'ye olan geleneksel bağlılığından kopan Avrupalı ​​sesler var. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un birleşik Avrupa ordusu kurma çağrısı, belki de Avrupa’nın izolasyonu yolunda bir işarettir ki bu durum ABD’yi ziyadesiyle rahatsız etmektedir.
Kovid-19 virüsüne ilişkin şeffaflığın olmaması birkaç milyon kurbana, yüz milyonlarca enfekte kişiye ve trilyonlarca dolarlık ekonomik kayba mal oldu. Bu açıdan Çin'e yönelik kuşkulu bakış varlığını güçlü bir şekilde sürdürüyor.
Dünya, beklenen enflasyon, yüksek gıda fiyatları ve lojistik krizlerin tedarik zincirleri üzerindeki etkisinden endişe duyuyor ve ekonomik bir krizin eşikte olmasından dolayı paniğe kapılmış durumda. Enerji piyasalarındaki çalkantıya gelirsek, herkes Rusya'nın Avrupa'ya gaz pompalamaması durumunda yaşanacak olumsuz sonuçları bekliyor.
Münih Güvenlik Konferansı’na 14 yıl başkanlık eden Ischinger, “Bu kadar kritik, çok boyutlu bir hadiseye tanık olduğumuzu hatırlamıyorum” diyor.
Öfke olukları açılmadan ve kötülük pınarları patlamadan önce bu büyük korku stokunu çağıran nedir ve dünya çapında neler oluyor? Kısaca kaos ve bulanıklık var. Bu durum, dünya çapındaki çatışmalardan önce her tarafı kuşatan ve geçen yüzyılın ilk yarısında iki dünya savaşı sırasında yaşanan hale benziyor. Özellikle içeriden tehdit edilen liberal rejimler krizlerin dizginlerini ele geçiremediler. Bunu inkâr edenler yüzünü Amerika'ya çevirebilir. Burada daha önce benzeri görülmemiş bir kafa karışıklığı durumuna ve toplumsal sözleşmesinin gidişatına dair olumsuz beklentilere tanık olacaktır.
Giderek yükselen kriz dalgası herkesi boğmakla tehdit ediyor gibi görünüyor. Bununla birlikte en tehlikeli duygu, tüm kaynakların, stratejilerin ve araçların mevcudiyetine rağmen yüzeyde görünen liderlerin büyük zorluklarla yüzleşmedeki yetersizlikleridir. Görünen o ki korku, doğru düşünme yeteneklerini ele geçirmiş durumda.
Korku söylemi, Münih Raporu'nda yer alan referandumda açıkça görülüyor. Nitekim dünyanın dört bir yanından yaklaşık 12 bin kişiye kendilerini neyin korkuttuğu veya endişelendirdiği soruldu. Endişe verici olan referandumun sonucunun herkesin korkmuş ve endişeli olduğunu göstermesidir.
Almanlar küresel iklimdeki gelişmeler ve doğadaki dalgalanmalar karşısında endişeliler, daha fazla kirlilik yaratma yolunda olan totaliter güçlere öfke duyuyorlar.
Amerikalıların ana uğraşı ve en büyük korkuları siber saldırılar ve genellikle de Rusya ve Çin ilk sırada yer almaktadır.
Çinliler, Amerikalıların kendilerine karşı bir komplo kurduğunu, zifiri gecelerde onlar için karanlık planlar yaptığını ve yükselişlerini durdurmaya çalıştığını düşünüyorlar. Ruslar ise şaşırtıcı bir şekilde, çarın yurtdışındaki maceralarıyla meşgul değiller, iç koşullardan ve artan eşitsizlikten korkuyorlar. Hindistan'dakiler ise komşuları Pakistan'ın kendilerine karşı örneğin nükleer silah kullanılmasından korkuyorlar.
Sovyetler Birliği'nin çöküşünden bu yana otuz yıl geçti ve daha adil ve uyumlu bir dünya fırsatı kaçırıldı. En büyük günah, tek kutupluluğun habercisi olan Washington’a mı aitti?
İtalya'nın eski Dışişleri Bakanı ve tanınmış bir Avrupalı ​​politikacı olan Franco Frattini, Putin'in 2007'deki Münih Konferansı'ndaki konuşmasında dile getirdiklerinin doğru olduğu düşünüyor. Putin konuşmasında, NATO'nun genişlemeci planlarının ve dünyanın bir Amerikan tutkusu ve kimliği olarak görülmesinin aşılması talebinde bulunmuştu.
Avusturya'nın eski Dışişleri Bakanı Karin Kneissl, kar topunun çığa dönüşmesini önlemek için küresel karar mercilerini Putin'in konuşmasını tekrar okumaya çağırdı.
Meselenin özü bu mu?
Adalet, eşitlik ve karşılıklı saygı olmadan güvenlik ve istikrar olmaz.