Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist
TT

Askeri mesajlar ve diplomatik sinyaller savaş kararını belirliyor!

Ortadoğu sularındaki artan askeri yığınak ve USS Gerald R. Ford uçak gemisinin operasyon bölgesine gelerek USS Abraham Lincoln'e katılması ile hem caydırıcılık hem de diplomasi hesapları tarafından yönetilen hassas bir bölgesel sahne belirginleşiyor. Denizdeki bu yığınak, kaçınılmaz bir çatışmanın öncüsü olarak değil, Washington'un Tahran ile müzakerelerin parametrelerini, özellikle nükleer programı, füze sistemleri ve bölgesel rolüyle ilgili olarak yeniden tanımlamayı amaçlayan daha geniş bir yaklaşım kapsamındaki bir baskı taktiği olarak yorumlanmalıdır.

ABD yönetimi, tercih ettiği amacın, bölgeyi daha geniş çaplı bir savaştan kurtaracak ve deniz yolları ile enerji piyasalarının istikrarını sağlayacak diplomatik bir çözüm olduğunu açıkça belirtiyor. Bu sahnenin ardında hassas bir denklem yatıyor; doğrudan çatışmaya girmeden azami baskı uygulamak ve geri adım atmış gibi görünmeden müzakerelere kapı açmak. Bu yaklaşım, uzun süreli krizlerin doğmasını önlemeyi ve Körfez'deki hayati noktalardan ticaret ve enerji akışını sağlayan dengeleri korumayı önceliklendiren bir ulusal güvenlik stratejisine dayanıyor. Zira bu su yollarında yaşanabilecek herhangi bir huzursuzluk ve kargaşa ne kadar sınırlı olursa olsun, küresel tedarik zincirlerini ve enerji fiyatlarını anında etkileyecektir.

Buna karşılık, Tahran, kendisine yönelik herhangi bir saldırıya, bölgedeki Amerikan üslerini hedef alan bir yanıtla karşılık vereceğini vurguluyor; bu, İran’ın da asimetrik caydırıcılık denklemine bağlı kaldığını yansıtan bir açıklama. İran, kendisi ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki konvansiyonel askeri güçteki büyük eşitsizliğin farkında olarak son yıllarda füzeler, insansız hava araçları ve siber yeteneklere dayalı bir araç ağı kurdu. Bu, bir çatışma çıkması durumunda birden fazla alanda etkili olmasını, olası herhangi bir çatışmada doğrudan coğrafi sınırlarının ötesine uzanan siyasi ve ekonomik maliyetler yaratmasını sağlayabilir.

Nükleer dosya, sahnenin kalbinde yer almayı sürdürüyor. Programın 2025 yazında aldığı darbelerden sonra, teknik yeteneklerinin bir kısmı geriledi. Ancak, etkili uluslararası denetimi garanti eden bir anlaşma yoluyla çözülmediği takdirde, yeniden inşa edilmesi meselesi geçerliliğini koruyor. Bu noktada, bu konuya yaklaşımda geleneksel bir ayrışma söz konusu; nükleer program en öncelikli konu olarak mı ele alınmalı, yoksa füzeler ve bölgesel faaliyetleri de içeren daha geniş bir paketle mi ilişkilendirilmeli? Mevcut yönetim, kısmi bir anlaşmanın stratejik boşluklar bırakabileceğine ve sorunun kökenlerini ele almak yerine onu erteleyebileceğine inanarak bu süreçleri birleştirme eğiliminde.

Bölgesel boyuta gelince, son iki yılda yaşanan önemli dönüşümlerin ardından yerel müttefik ağlarının yeniden inşasıyla bağlantılıdır. Bir ülkenin bölgesel gücü, yalnızca doğrudan yetenekleriyle değil, aynı zamanda baskı uygulayabilecek ortakları aracılığıyla sahip olduğu etkiyle de ölçülür. Bu bağlamda, Tahran, yaşadığı aksaklıkları gidermeye çalışıyor gibi görünürken; Washington bu adımları, sürdürülebilir çözümün teknik konular kadar bölgesel davranışlarla da ilgili olduğunu düşünen bir vizyon çerçevesinde, yeniden şekillendirmeye çalıştığı genel tablonun bir parçası olarak görüyor.

İç politikada İran, belirgin ekonomik ve sosyal zorluklarla karşı karşıya bulunuyor. Yüksek enflasyon, para birimindeki değer kaybı ve geçim baskısı, kamuoyunu etkileyen ve liderliği iç öncelikleri dış baskılarla dikkatlice dengelemeye zorlayan faktörler. Bununla birlikte rejim, krizler karşısında direncini sağlayan karmaşık bir çıkar ağı ve örgütsel yapıya dayanarak, güvenlik ve siyasi kurumlarının bütünlüğünü koruma konusunda tutarlı bir yetenek sergiliyor.

Buna karşılık, Washington ekonomik yaptırımlar, bölgesel ortaklarla diplomatik ilişkiler ve önemli bir askeri varlık da dahil olmak üzere çeşitli araçlar kullanıyor. Açık mesajı; müzakere kapısının açık kaldığı, ancak zamanın sınırsız olmadığıdır. Gelgelelim diplomasinin ne zaman tükeneceği kararı, Tahran'ın tepkileri, müttefiklerin pozisyonları ve her iki ülkedeki iç gelişmeler gibi çeşitli faktörlerden etkilenen siyasi bir karar olmaya devam ediyor.

İran ise zaman kazanmaya ve baskıyı azaltmaya dayanan bir strateji izliyor. Diyaloğa hazır olduğunu açıklıyor ve açıklamalarını olumlu ancak belirsiz tutarak kendisine manevra alanı bırakıyor. Aynı zamanda, uluslararası hesaplarda enerji piyasasının önemini kabul ederek, petrol üretimini sürdürmeye ve ihracat taahhütlerini yerine getirmeye de önem veriyor. Yine aynı zamanda, saldırıya uğraması durumunda Hürmüz Boğazı'nda etkili olma gücüne sahip olduğunu ima ediyor; bu hayati su yolunda herhangi bir huzursuzluğun ve kargaşanın anında küresel yankıları olacağını herkes biliyor.

Dolayısıyla, durum ne kaçınılmaz bir çatışma ne de garantili bir barış değil, daha ziyade askeri mesajların diplomatik sinyallerle kesiştiği gri bir alandır. Her iki taraf da işleri geri dönüşü olmayan bir noktaya getirmeden kendi koşullarını iyileştirmeye çalışıyor. Amerikan yönetimi, yoğun baskının Tahran'ı yaptırımların hafifletilmesini ve uzun vadeli istikrarı garanti altına alacak tavizler vermeye itebileceğine bahis oynuyor. Tahran ise, temel çıkarlarını koruyacak bir anlaşmanın ana hatları netleşene kadar dayanma ve manevra yapma yeteneğine güveniyor.

Sonuç olarak, bu aşamanın sonucu, güç ve diyalog arasındaki hassas bir dengeyle belirlenecektir. Modern tarih, büyük krizlerin çoğu zaman haftalarca veya aylarca süren gerilim ve müzakerelerden sonra son anda çözüldüğünü göstermektedir. Deniz açıklarında demirlemiş uçak gemileri ve siyasi açıklamaların ortasında en belirgin gerçek, bölgenin, tarafların ihtilaflarını bir patlamayı önleyecek sınırlar içinde yönetme yeteneklerine dair derin bir sınavdan geçtiğidir. Bu yönetim, caydırıcılık ile siyasi açılım arasında hassas denge kurarak Ortadoğu'daki istikrar denklemini yeniden çizen bir uzlaşıya da kapıyı açmalıdır.