Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist
TT

İsrail Batı Şeria'nın fiili ilhakını pekiştiriyor

Batı Şeria'daki siyasi durum, Binyamin Netanyahu hükümetinin, yüzeyde teknik görünen ancak özünde bölgenin yasal ve siyasi haritasını yeniden çizen bir dizi karar ve idari icraat ile öncülük ettiği, kademeli ancak derin bir dönüşüm geçiriyor. Dönüşümün temel fikri, resmi ve doğrudan bir ilhak deklarasyonu değil, fiili ilhakın adım adım pekiştirilmesi ve böylece İsrail kontrolünün geçici bir askeri durumdan kalıcı bir sivil yönetime dönüşmesidir.

2022'den bu yana Batı Şeria'da yerleşim yerlerinin genişlemesi ve toprak gaspı hızlandı, ancak son aylarda daha belirgin bir değişim yaşandı; daha önce askeri yönetim tarafından yürütülen yetkiler İsrailli sivil bakanlıklara ve kurumlara devredildi. Uluslararası hukuka göre işgal, siyasi bir çözüme ulaşılana kadar askeri bir otorite tarafından yönetilen geçici bir durumdur. Ancak, yetkiler sivil kurumlara devredildiğinde, resmi bir bildiri yayınlanmasa bile, gerçekte durum fiili ilhaka daha yakın hale gelir.

Bu sürecin kilit mimarlarından biri, yerleşim yerlerini yönetmek üzere Savunma Bakanlığı bünyesinde kendisine paralel yetkiler verilen Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'tir. Smotrich, dini-milliyetçi akımın “Yahudiye ve Samarya” olarak adlandırdığı bölge üzerinde “egemenlik”ten açıkça bahsediyor ve hedef bölgelerdeki Filistin varlığını azaltırken mümkün olan en geniş toprak alanını ilhak etmeye dayalı bir vizyon öneriyor. Resmi bir ilhak ilan edilmemiş olsa da şu anda kullanılan idari araçlar hedeflerinin önemli bir bölümünü gerçekleştiriyor.

Bu bağlamdaki en önemli adım, İsrail'in bölgenin kontrolünü ele geçirmesinden bir yıl sonra, 1968'de durdurulan Batı Şeria'daki arazi kayıt sürecinin yeniden başlatılmasıdır. Arazi kaydı rutin bir bürokratik işlem gibi görünse de gerçekte her bir arazi parçasının mülkiyetinin kime ait olduğunu belirlemektedir. Filistinlilerin, toprakları nesiller boyunca miras yoluyla kendilerine geçmiş olsa veya Batı Şeria içinde ve dışında çok sayıda mirasçı arasında dağıtılmış olsa bile, mülkiyetlerini kanıtlamaları gerekmektedir. Mülkiyetlerini kanıtlayamayanların toprakları devlet arazisi olarak tescil edilebilir; bu da daha sonra yerleşim yerleri inşası projelerine tahsis edilmelerinin önünü açabilir.

Kayıt işlemi, Batı Şeria'nın yaklaşık yüzde 60'ını oluşturan ve tamamen İsrail’in idari ve güvenlik kontrolü altında olan C Bölgesi'nde gerçekleşecek. Bu bölgede yüz binlerce yerleşimci, yüz binlerce Filistinliyle birlikte yaşıyor. Yerleşim faaliyetlerini izleyen İsrailli kuruluşlar, bölgedeki toprakların önemli bir kısmının henüz resmi olarak kaydedilmediğine ve bu nedenle yeni politikaların doğrudan hedefi olduğuna işaret ediyor.

Ayrıca, Güvenlik Kabinesi, arazi kayıtlarının yayınlanmasını kolaylaştırmak ve Arap olmayanların arazi satın alımlarını sınırlayan ve uzun süredir devam eden kısıtlamaları ortadan kaldırmak da dahil olmak üzere bu eğilimi güçlendirmeye yönelik daha fazla icraatı onayladı. Bu değişiklikler, arazi satışlarını yasal olarak kolaylaştıracak, ancak aynı zamanda Filistinliler üzerindeki sosyal ve ekonomik baskıları da artıracak; zira yerleşimcilere arazi satışı Filistinliler arasında hassas bir konu olmaya devam ediyor.

Değişiklikler sadece arazilerle sınırlı değil. Yıkım yetkileri, daha önce Filistin Ulusal Otoritesi'nin idari veya güvenlik kontrolü altında olan alanları da kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece artık tarihi eserleri veya çevreyi koruma bahanesiyle, daha geniş alanlarda yıkımlar gerçekleştirilebilir ve bu da Filistin şehirleri, köyleri ve çevredeki açık alanlar arasındaki coğrafi ayrımı derinleştiren yeni bir gerçeklik yaratmaktadır.

Eş zamanlı olarak, kültür ve tarihi eserlerle ilgili yetkilerin askeri yönetimden yeni bir İsrail sivil kurumuna devredilmesine yönelik yasa tasarıları da önerildi. Bu adım, belirli bir tarihi anlatıyı sahada pekiştirme ve doğrudan İsrail sivil egemenliğine bağlama eğilimini yansıtan sembolik ve kültürel bir ağırlık taşıyor. İlk kez, İsrail sivil hukukunun sadece orada yaşayan yerleşimcilere değil, Batı Şeria'daki topraklara da doğrudan uygulanması olasılığı ortaya çıktı.

Tüm bu icraatlar, iç siyasi hesaplar bağlamında gerçekleşiyor. İsrail’de önümüzdeki ekim ayında parlamento seçimleri düzenlenecek ve iktidardaki koalisyonunun popülaritesi gerilerken, Netanyahu'nun dini-milliyetçi akımdan ortakları, gelecekte geri döndürülmesi zor olacak kazanımları sağlamlaştırmaya çalışıyorlar. Onlar için, bugün atılan her idari adım, yarın sahadaki gerçekliği kalıcı olarak değiştirmek anlamına geliyor.

Ancak süreç dışsal kısıtlamalardan da yoksun değil. Bir önceki aşamada, ABD Başkanı Donald Trump, Batı Şeria'nın resmi olarak ilhak edilmesinin İsrail'in geniş Amerikan desteğini kaybetmesine yol açabileceği konusunda uyarıda bulunmuştu. Bu tutum, sürecin yasal değil, fiili ilhak çerçevesinde kalmasına katkıda bulundu. Başka bir deyişle, güçlü uluslararası tepkilere yol açabilecek siyasi bir duyuru yapılmadan toprak üzerindeki kontrol pekiştiriliyor.

Sahadaki sonuç açık; yerleşim yerlerinin hızla genişlemesi, tepelerde ve yollarda İsrail bayrağının daha görünür hale gelmesi, yeni kontrol noktaları ve kentsel gelişim için uygun Filistin alanlarının küçülmesi. Yetkinin sivil kurumlara devredilmesiyle birlikte, bu adımların geri alınması daha kompleks hale geldi, çünkü devlet arazisi olarak tescil edilen veya sivil bir bakanlığın yetki alanına giren her şey iç hukuk çerçevesinin bir parçası haline gelir.

Bu anlamda sınırlar, haritada tek bir çizgiyle değil, coğrafyayı ve egemenliği kademeli olarak yeniden şekillendiren bir dizi birikmiş idari kararla değiştiriliyor. Burada ilhak, ani bir olay değil, yavaş, bazen sessiz ama sürekli bir süreç. Resmi açıklama ertelenirken, sahadaki gerçekler istikrarlı bir şekilde ilerliyor ve Filistin devleti fikrini gelecekteki siyasi hesaplarda daha karmaşık hale getiriyor, Batı Şeria'da toprak, kimlik ve egemenlik konusunda yeni bir çatışma aşamasının önünü açıyor.

Bu gidişat aynı hızda devam ederse, gelecekte sahne sadece Filistinliler için değil, İsrail için de daha karmaşık hale gelecektir. Her idari icraat, daha sonra iki ayrı siyasi yola ayrılması zor olacak yeni bir gerçekliği pekiştiriyor. Yasaların, altyapının, yolların ve yerleşim alanlarının iç içe geçmesiyle, İsrail ile Batı Şeria arasındaki fiili sınırlar etkili bir şekilde aşınıyor. Dolayısıyla, çatışma bir işgale son verme meselesinden, iki farklı gerçekliğe sahip tek bir oluşumu yönetme ikilemine dönüşerek, bölgeyi uzun vadeli siyasi ve hukuki zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır.