Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

İran kravatları

İran heyetinin başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile birlikte İslamabad Havalimanı'na geliş sahnesinde, heyetin büyük çoğunluğunun siyah takım elbise giyip kravat takmadığı dikkat çekti.

Bu detaylara dikkat etmek aşırı formalite ve yüzeysellik gibi görünebilir ama küçük işaretler önemli anlamlara işaret ediyor olabilir. Nasıl mı?

İran'da 1979'da monarşi yönetimini deviren İslamcı Devrimcilerin (başlangıçta solcular ve bazı komünistler de onlarla birlikteydi) yönetime gelmesiyle birlikte, İran'da erkek ve kadın giyimi dahil her şeyi etkileyen “devrimci” dönüşümler yaşandı. Ancak burada kadın giyimine değinmeyeceğiz.

Şah Rıza Pehlevi döneminde, İran veya en azından büyük şehirleri, özellikle Tahran, Batılı giyim tarzını benimsemeye başladı. 1928'de, din adamları hariç tüm devlet çalışanlarının Batı tarzı kıyafetler giymesini zorunlu kılan bir yasa çıkarıldı. 1935'te çıkarılan bir kararnameyle şapka takılması zorunlu hale getirildi. Bu, Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye'deki deneyimiyle eş zamanlı olarak geldi veya ondan etkilendi.

Humeyni iktidara geldiğinde ve Humeynicilik kontrolü ele geçirdiğinde, Şah'ın daha önceki İran toplumunu Batılılaştırma çabaları kadar sert bir karşı devrim yaşandı.

Erkekler için kravat, bu yeni dönüşümün belirleyici sembolü haline geldi. Örneğin, birkaç yıl önce İran'ın Kum şehri belediyesinin, Irak eski başbakanı Haydar el-İbadi liderliğindeki “Zafer” Koalisyonunun seçim afişlerinin asılmasına izin vermeyi reddettiğini gördük. Nedeni de adayların fotoğraflarda ve seçim afişlerinde kravat takıyor olmalarıydı.  

Dahası, Mayıs 2006'da İran parlamentosu, mevcut Batı modasının yerini almayı amaçlayan “Ulusal Giyim Yasası”nın maddelerinin çoğunu onayladı. Bu yasa, İran eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad tarafından parlamentoya sunulan hükümet projelerinden biriydi.

Dürüst ve doğru olmak gerekirse, İran’ın Şii devrimcilerinin kravat konusundaki tutumu sadece onlara özgü değil. Kravatı ve tüm Batılı erkek giyimini yasaklayan Sünni fetvalar da var ve hatta devrimci “komünist” figürler bile kravatlara karşıydı (Çin'den Mao Zedong ve Arjantin'den Che Guevara gibi).

Ancak İran tutumundaki paradoks, kravatı yasaklarken Batılı erkek giyiminin diğer unsurlarına (ceket, pantolon ve gömlek) izin verilmesi ve örneğin nispeten yakın bir dönem olan Kaçar dönemindeki İran giyim tarzına geri dönülmemesidir.

Bu, tıpkı ünlü “Frankenstein canavarı”nın bir araya getirilmesi gibi, birbirinden farklı parçaların tek bir bedende toplandığı bir “melez” kimliği ortaya çıkarıyor.

Bu sadece sembolik bir fiil, bir egemenlik işareti ve toplumu yeniden şekillendirmedir; özünde Şah'ın eylemlerinden farklı değildir.

İran'da mollaların yönetimi altında, giyim tarzı, bedenin ve giysilerin detayları üzerinde bir kontrole dönüşmüştür ve bu, kontrolün en üst düzey biçimidir. Bu rejim, sadece kamusal hayata ilişkin genel kurallar koymuyor, ilkeler belirleyip yasalar çıkarmıyor aksine, en ince ayrıntılara kadar iniyor. Amaç, dış görünüş ile iç içerik, yani beden ve zihin arasındaki bilinen etkileşim nedeniyle, içsel farklılıklara yol açmamak için dışsal farklılıkları ortadan kaldırmaktır.

Bu yüzeysel bir gözlem, ancak dış kabuk özü destekler!