Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

Müzakereler ve konfordan mahrum kalma

Bugün Pakistan'da ya da dün Viyana ve Maskat'ta ABD ile İran arasında savaş ve barış konusunda makul, kesin ve dakik bir zaman çizelgesi olmadan yapılan müzakere turları, yeni bir oyun, insanların siyasi yaşamında geçici bir davranış mı?!

Bu bağlamda, meslektaşım Nada Hattit'in bu gazetede uluslararası siyasi müzakere konusu üzerine yaptığı bir sunum beni etkiledi. Hattit, bu konuyu ele alan bazı ciddi akademik kitapları inceleyerek bu davranışın derin köklerini hatırlatıyor.

Peki, esasında neden müzakere ediyoruz? Sosyolog Jonathan Goodman, “Gizli Rakipler” adlı kitabında, İngilizce “negotiation” kelimesinin Latince “negarotium” kökünden geldiğini ve “konfordan mahrum kalma” veya “konfordan vazgeçme” anlamına geldiğini belirtiyor. Bu dilsel tanımın insanlık tarihimizin öyküsünü özetlediğini düşünüyor. Zira müzakere, birlikte yaşamanın bedelidir; ortak zemine ulaşmak için “konfordan” (ki bu, kişinin kendi görüşüne veya içgüdüsüne tutunması anlamına gelebilir) vazgeçmeyi gerektiren zorlu bir zihinsel süreçtir. Bu anlatıya göre, bizler ne doğuştan iş birlikçi “melekler” ne de doğuştan bencil “kötüler”iz.

Eski zamanlarda profesyonel “müzakereciler” yoktu, sadece hayatta kalmak için çabalayan insanlar vardı. İlk insanlar bir parça eti bir avuç tahıl karşılığında takas ettiklerinde, sadece ekonomik bir işlem yapmıyorlardı, aynı zamanda “oyun teorisi”nin ilk deneyini gerçekleştiriyorlardı.

Dolayısıyla, o uzak çağlardan beri, müzakerenin tarihi, gerçekte, bu fırsatçı eğilimi kontrol etme yönündeki sürekli çabamızın tarihidir ve takas, içgüdüyü evcilleştirmenin ilk sınavı haline gelir.

Bu, insanlığın başlangıcından beri süregelen bir davranıştır ve müzakere “oyunu”dur. Bu arada, bildiğimiz gibi, Başkan Trump, en ünlü kitabının başlığında da belirtildiği gibi, müzakere veya “anlaşma sanatını” dehasının temeli ve iş dünyasındaki ve daha sonra siyaset dünyasındaki erken başarısının sırrı olarak görüyor.

İran tarafında ise İranlıların kendileri veya zihniyetlerini anladığını iddia edenler, İranlı müzakereciye müzakere sanatına dair yaklaşımını ve doğasını aşılayanın sabırlı ve dikkatli İranlı “halı dokuyucusu” olduğunu sürekli tekrarlıyorlar. Bütün bunlar -Trump'ın anlaşma yapma yeteneği ve İran'ın halı dokuma sanatı- analiz ve yeni gelişmeleri takip etme konusunda zihni tembelliğe teşvik eden önceden hazırlanmış etiketlerden başka bir şey değildir. Bu karşılaştırma, burada yeterince ele alınamayacak kadar uzun başka bir tartışmanın konusudur.

Yukarıda bahsedilen genel bakışta vurgulanan en iyi nokta, dünya tarihinin fiilen imzalanan anlaşmaların ve bu müzakerelerin başarısız olması durumunda patlak veren savaşların tarihi olduğudur.