Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Tahliye çağrısı

Eğer gerçekçiysen -ya da buna az çok yatkınsan- boğucu zamanlarda insanın iyi haber peşinde koşmadığını günler sana çoktan öğretmiştir. Çok eski bir derstir bu; kötülüklerle dolu bir coğrafyada öğrendik. Gökyüzünden her uçak geçtiğinde içimizden dua ettik, denizi yaran her filoyla irkildik; karanın, sahiplerinin adı bile kaybolmuş kemiklerle dolmasına tanıklık ettik.

Ara sıra başkalarının haberlerinde bir soluklanma arıyorum. Gazetelerini bilgi ve merak saikiyle okuyorum; ne kıskançlıkla ne de umutla, sadece hafif bir gıptayla. 1969’da İrlanda’ya yaptığım bir yolculukta, General de Gaulle’ün ziyaretini takip ederken şunu öğrenmiştim: Bir gazeteci ülkelerin halini hem büyük hem küçük haberlerden okur. Manşetler siyaseti gösterir; küçük ilanlar ise ekonomiyi. Her sabah ve akşam üzerimize boca edilen bu kadar kederin karşısında, bugünlerde İsviçreli dostlarımızın en büyük derdinin ne olduğunu anlamaya çalıştım. Le Temps gazetesinin birinci sayfasındaki manşet, son kullanma tarihi geçmiş bebek sütü skandalına rağmen Nestle’nin satışlarına her zamanki gibi devam ettiğini söylüyor.

Buna karşılık Beyrut gazetelerinde, ABD Büyükelçiliği’nin vatandaşlarından ülkeden mevcut herhangi bir modern ulaşım aracıyla ayrılmalarını isteyen bir açıklaması yer alıyor. Bu da ‘mutlu ülkedeki’ uyarılar arasında ilk kez, havalimanının da risk çemberine girdiğini ima ediyor.

Böyle bir haber normalde korku salmaya yeter. Lübnan’daki Amerikalıların en az yarısı aslında Lübnanlıdır; üstelik Trump’ın Afrika işlerinden sorumlu başdanışmanı da başkanın dünürüdür.

Şimdilik, seferberlik çağrısı yapılan ve küçüğü büyüğü yola düşmeye çağrılan cemaatler arasında değiliz şükürler olsun. Ama bunu yılda en az bir-iki kez duymaya alıştık, Allah korusun.

Eskiden Lübnan’a ‘Doğu’nun İsviçre’si’ denirdi; bugün ise güneyde çocukları açıkta, büyükleri nereye olursa olsun giden kervanlar arıyor. Kalbi zayıf olanlara, bu tür dizileri izlememeleri tavsiye edilir.