Şu anda İran-ABD savaşının deniz aşamasındayız; görünen o ki İsrail savaşta şimdilik geri çekilmiş durumda, belki de bir süreliğine.
Bu aşamanın gelişimine bakacak olursak, başlangıçta Hürmüz Boğazı’nın ‘kurtarılması’ ve ele geçirilmesi tartışılıyordu. Ardından odak, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından döşenen mayınların temizlenmesine ve onların hızlı, çevik hücumbotlarının (Amerikan terminolojisinde ‘sivrisinek filosu’) hedef alınmasına kaydı. Şimdi ise mesele, ABD’nin İran limanlarına ve bu limanlara girip çıkan gemilere uyguladığı geniş kapsamlı deniz ablukasına dönüşmüş durumda; yani ‘ablukaya karşı abluka’. İran’ın adeta ‘el koyduğu’ Hürmüz Boğazı kuşatma altındayken, açık denizlerde de bu kuşatmayı çevreleyen ikinci bir kuşatma söz konusu.
Ancak önemli bir deniz kartı daha vardı; başta kısaca değinildi, sonra ise göz ardı edildi: Hark Adası.
Bu ada üzerine düzenlenen Amerikan hava saldırılarını ve ardından gelen işgal tartışmalarını hatırlıyoruz. Fakat bu söylemler zamanla geri plana düştü ve ortadan kayboldu… Acaba bu, ilerisi için saklanan bir koz mu?!
İran’ın ham petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ı, tankerler dünya pazarlarına yönelmeden önce bu ada üzerinden geçiyor.
Ada, Arap Körfezi’nin giriş kısmında, Hürmüz’ün karşı tarafında yer alıyor. Değerini artıran unsur ise büyük gemilere uygun demirleme alanlarına sahip olması. Zira raporlara göre İran’ın körfez kıyılarının büyük bölümü sığ.
Bu ada, küçük boyutuna rağmen uzun zamandır İran’ın petrol ve gaz ihracatının ana geçiş noktası. Nitekim BBC’nin kapsamlı bir haberinde belirtildiği üzere, altyapısı 1960’lı yıllarda Amoco’nun katılımıyla geliştirilmiş.
Burası her zaman yalnızca İran için değil, küresel enerji piyasası için de hassas bir nokta olmuştur. Bu adanın hedef alınmasının -ister tamamen yok edilmesi ister işgal edilmesi yoluyla- İran’ı Körfez’deki enerji tesislerine ve ihracat hatlarına çılgınca saldırılar düzenlemeye sevk edebileceği yönünde ciddi endişeler var. Bu da küresel enerji piyasasındaki krizin daha da derinleşmesi anlamına geliyor.
Yalnızca İran-Irak Savaşı sırasında, İran’ın petrol ihracatını sekteye uğratmak amacıyla bu ada bombalanmış. Buna karşılık, Jimmy Carter döneminde yaşanan İran Rehine Krizi esnasında ve Ronald Reagan dönemindeki Tanker Savaşı günlerinde bu ada hedef alınmamış.
Peki, Donald Trump savaşın bir anında, seçeneklerin ‘sıfır toplamlı’ hale geldiği bir noktada bu Amerikan geleneğini bozacak mı?!
Henüz gün yüzüne çıkmamış bazı kozlar var. Bunlardan biri, belki de en büyük ve en tehlikeli kartlardan biri olabilecek Hark Adası meselesi.
Hark’tan söz açılmışken -her ne kadar kastedilen bu ada olsa da- Arap bir şairin, Halid bin Velid’in oğlu Abdurrahman için yazdığı mersiyeden bir beyit aklıma geliyor. Halid’in benzeri ne bugün ne de dün vardı; ne Müslümanlar ve Araplar arasında ne de başkaları arasında... Şair şöyle der:
“Baban, orduları batıya doğru sürüp götüren kişiydi;
Romalılar haraç verdiğinde, o (haraçla) süvariler hazırladı.”