1960'larda, gazeteci olarak gelişimimde çok önemli rol oynayacak bir yazar keşfettim. John Gunther, ülkeleri ve kıtaları gezen, çalışmalarını ve röportajlarını “Avrupa'nın İçinde” veya “Bugünün Afrikası'nın İçinde” gibi tek bir başlık altında yazıp derleyen Amerikalı bir yazardı. Gunther'in üslubu basit, kolay ve doğrudan olduğundan keyifliydi.
Gerçekten de tüm yılı, ondan çağdaş tarih ve basit anlatılar yazmayı öğrendiğim (ve naklettiğim) bir akıl hocasının yanında geçirdiğimi hissederdim. Bu derslerin, kariyerim boyunca temel bir aşama olarak bana çok faydaları oldu. Orada geçirdiğim ilk yıllarda Avrupa'yı anlamama yardımcı oldular. Gunther ile geçirdiğim yıllar ve o dönemin uzmanlığı, basınımızda eksik olan bir şeyi bana öğretti; ele aldığınız materyali değerlendirmek, başkalarının sorunları hakkında kendi pencerenizden göründükleri gibi değil, dünyanın pencerelerinden göründükleri gibi yargıda bulunmak.
O dönem duygular ve hislerle dolup taşıyordu. İnsanlar hâlâ onlara her şeyi unutturan sömürgeciliğin acısıyla boğuşuyordu. Ancak John Gunther'ın karşılaştırmalarından ve gözlemlerinden, ilerleme ve refah zaferlerine nasıl sevineceğimizi de öğrendik. Ondan, Almanya'nın ABD ve Japonya'dan sonra dünyanın üçüncü büyük ekonomisi haline gelerek savaşın utancını nasıl sildiğini anladım. Japonya'nın, dünyanın en acımasız hanedanını aşağılamak için kendisine atom bombası atan ABD’yi nasıl geride bıraktığını öğrendim.
Dünkü ekonomi haberlerinde, Japon borsasının tarihi zirvesini gördüğü kaydediliyordu. Dünya Çin'in şaşırtıcı büyümesini izlerken, Japonya her zamanki sakin tavrıyla Asya'da olağanüstü ilerleme oranları kaydediyor. John Gunther'ı okuyarak, zaferin yaşam standardını yükseltmekte yattığını ve Japonya'nın muazzam bir saldırganlık kültürünü sonsuza dek gömdüğünde gerçekten de bir Yükselen Güneş İmparatorluğu’na dönüştüğünü öğrendim.