Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür
TT

İnsanları sınıflandırmak normal bir davranıştır, peki ya nefret?

“Bütün entelektüeller böyledir, her konuda felsefe yaparlar, her açıdan uzun uzun konuşurlar. Peki sonuç? Etkileri sıfırdır.” Bu, geçen haftaki makalemize, özellikle de olumsuz genellemeyi eleştiren yazımıza, değerli okurlarımızdan birinin yorumuydu. Genelleme, belirttiğim gibi, belirli bir kategoriye ait bir kişi veya bir grup insan hakkında bir izlenim oluşturmak ve ardından o kategorinin tüm üyeleri hakkında yargıda bulunmaktır. Örneğin, bir veya birkaç yazarın belirli konular hakkında felsefe yaptığını veya uzun uzun konuştuğunu düşünebilir ve ardından tüm yazarların aynı şeyi yaptığı ve bu davranışın kötü olduğu yargısında bulunabilirsiniz.

Peki, özellikle tüm gruplara yönelik olumsuz veya düşmanca içerik içeren genelleme veya önyargılı kalıplaştırma olgusundan kurtulabilir miyiz?

Geçen haftaki makalede, İngiliz yazar Charles Lamb'in şu sözüne değinilmişti: “Ben önyargıların, sevginin, nefretin, sempatinin ve kayıtsızlığın bir yığınıyım.” Gerçekten de, o, ben ve siz buyuz. Bu, çoğu insanda, belki de hepsinde derinden yerleşmiş bir özelliktir.

Önyargı, zihninizde bilgiyi nasıl organize ettiğinizle başlar. Örneğin, biri Alman diğeri Çin markası iki araç gördüğünüzde, hafızanızda daha önce saklanmış Alman ve Çin teknolojisi hakkındaki zihinsel yargılarınızı hatırlayacak ve ilkini ikincisinden daha üstün ve daha güçlü olarak algılayacaksınız. Peki, önünüzdeki arabanın hafızanızda saklanmış aynı özelliklere sahip olduğunu nereden biliyorsunuz? Belki de üstün olarak gördüğünüz araba aslında karşısındakinden daha aşağı düzeydedir.

Bu, herkesin bildiği bir şey. Yine de, neredeyse her gün karşılaştığımız insanlar ve şeyler hakkında yaptığımız yargıları sıklıkla gözden kaçırıyoruz; bu yargılar, karşımızdaki kişi veya şeyi doğrudan gözlemlemeye değil, zihnimizde oluşturduğumuz kalıplara dayanmaktadır.

Bilgi ve yargıların zihinsel olarak sınıflandırılması otomatik, kaçınılmaz bir faaliyettir. Ancak, gözden geçirme ve kontrole tabi tutulabilir. Bu nedenle, gözden geçirmeye ve düzeltmeye istekli olunduğu takdirde, yeni bilgiler veya görüşler ışığında periyodik olarak filtrelenebilir.

Zihin, kendisine ulaşana bilgileri kalıplar (veya kategoriler) halinde sınıflandırır. Her benzer bilgiler aldığında, bunları listeye ekler ve kendi mührüyle onaylar.

Bu kendiliğinden oluşan kalıplaştırmaya örnek gösterilebilecek bir olay hatırlıyorum. Yıllar önce, bir arkadaşımı ziyaret etmek için Kuveyt'in Havalli şehrine gittim. Adresini bulamadım, bu yüzden oradaki bir dükkan sahibine sordum. Bana, aradığım kişi Kuveytli ise onu orada bulamayacağımı, Kuveytlilerin orada yaşamadığını söyledi. Sonunda arkadaşımı bulduğumda, bunun tamamen doğru olmasa da genel bir izlenim olduğunu söyledi.

Stereotipleme, sosyal yaşamda insanların kendi kültürlerini, etnik kökenlerini veya dinlerini paylaşanlarla, ayrıca akademik veya mesleki bağlar gibi ortak bir geçmişe sahip oldukları kişilerle ilişki kurma eğilimi olarak kendini gösterir. Geçen hafta bahsettiğim “Önyargının Doğası” adlı kitabın yazarı Profesör Allport'a göre, genel insan eğilimi, bireylerin en fazla kültürel veya biyolojik ortak noktaya sahip oldukları gruba katılmalarıdır. Dünyanın her yerinde insanlar kendilerine benzeyenlerle bir araya gelirler; evlenir, yemek yer, oyun oynar ve homojen topluluklarda yaşarlar. İnsanlar, ilişki kurmak, davranışlarını yeniden gözden geçirmek veya yabancıların yanında temkinli davranmak için gereken çabadan kaçınmak için kendilerine benzer olanlara yönelirler.

Bu doğal eğilim, insanların zaten bildikleri veya önceden tanımladıkları şeylere yönelme eğiliminde olduklarını doğrular. Bu, ilk kez karşılaştıkları insanlara ve şeylere ilişkin algıları için de geçerlidir.

Bu analize katılıyorsanız, muhtemelen şunu merak ediyorsunuzdur: Kalıplaşmış yargılar doğal bir insan davranışı olduğuna göre, neden endişeleniyoruz ve neden kendisinden garip bir şeymiş gibi bahsediyoruz?

Cevap hepimizin bildiği bir şeydir: Korktuklarımız, başkalarına karşı nefret dolu yargılarda bulunmamıza ve sevenler yerine nefret edenlerin yanında yer almamıza yol açan olumsuz kalıplaşmış yargılardır, öyle değil mi?