Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist
TT

Ukrayna ve İran savaşları arasındaki bağlantı!

Geçen hafta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya-Ukrayna savaşının sona yaklaştığını söyledi. Bu hafta ise ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna'daki savaşın sona yaklaştığını belirtti. Peki, bunun İran üzerinde bir etkisi olacak mı? Daha önce Başkan Trump, Rusya ve Ukrayna arasında üç günlük bir ateşkes sağladığını iddia etmişti. Kuzey Avrupa'daki savaş geri dönerek İran'daki savaşı gölgede mi bıraktı?

Krizlerin arttığı ve cephelerin giderek daha fazla iç içe geçtiği bir dünyada, büyük savaşları her birinin kendi hesapları olan ayrı meseleler olarak görmek artık kolay değil. Ukrayna ve İran'da yaşananlar bunun açık örneğini sunuyor. Durum, iki ayrı savaştan ziyade, bir tarafın güç kullanarak etkisini pekiştirmeye çalıştığı, diğer tarafın ise bu genişlemeyi engellemeye ve güç dengesini ve çıkarlarını korumaya çalıştığı, birden fazla cephede gelişen tek bir çatışmadan ibaret.

Ukrayna'daki savaş, başlangıcından itibaren sadece Moskova ve Kiev arasındaki bir sınır anlaşmazlığı olmaktan öte, uluslararası güç dengesi için kapsamlı bir sınava dönüştü. Rusya, ilk günden itibaren amacının sadece yeni topraklar ele geçirmekten ibaret olmadığını, Avrupa'daki güç dengesini yeniden kurmak ve Batı'nın doğrudan etkisine meydan okumak olduğunu gizlemedi. Bu nedenle, Batı'nın Ukrayna'ya desteği sadece geçici bir siyasi duruş değil, tüm uluslararası düzenin geleceğiyle bağlantılı stratejik bir karardı.

Ukrayna bugün bağımsız bir devlet olarak varlığını savunmak için savaşıyor, ancak aynı zamanda düşüşünü tehlikeli bir emsal olarak gören birçok ülkeyi etkileyen bir savaş yürütüyor. Rusya'nın iradesini zorla dayatmasına izin vermek, askeri güç mantığının uluslararası hukukun yerini aldığı yeni bir döneme kapı açmak anlamına gelir ki, bu da Batı başkentleri için istikrarlarına ve çıkarlarına doğrudan tehdittir.

Bu arada, İran ile olan çatışma bu mücadeleye başka bir boyut daha ekledi. Birçok kişi, Tahran'a karşı yürütülen askeri operasyonları, özellikle Körfez bölgesini saran gerilimler, Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve enerji fiyatlarındaki artıştan sonra, Ukrayna'yı desteklemek için kullanılması gereken kaynakları tüketen ayrı bir mesele olarak ele aldı. Ancak bu yorum, Moskova ve Tahran arasındaki son yıllardaki derin ilişki göz ardı edilirse eksik kalır.

İran, Ukrayna savaşından uzak kalmadı. 2022'de daha geniş çaplı çatışmanın başlamasından bu yana Tahran, Moskova'ya insansız hava araçları, mühimmat, füzeler ve yedek parçalar sağlayarak Rus askeri çabalarını desteklemede çok önemli bir rol oynadı. Bu araçlar önemsiz bir ayrıntı değildi; aksine, özellikle Ukrayna şehirlerine ve enerji altyapısına yönelik tekrarlanan hava saldırılarında Rusya'nın askeri baskıyı sürdürme gücünün önemli bir parçasını oluşturuyordu.

Karşılığında, Rusya'nın İran'a verdiği destek de aynı derecede önemliydi. Moskova, Tahran'a siyasi ve diplomatik destek sağladı, hassas askeri, teknik ve istihbarat alanlarında yardımcı oldu ve bölgedeki müttefik ağını dolaylı olarak destekledi. Bu alışveriş, geçici bir çıkar ittifakı değil, Batı'nın çok yönlü etkisini zayıflatmayı amaçlayan stratejik bir ortaklıktı.

Bu nedenle, iki savaşı ayrı çatışmalar olarak görmek yanıltıcıdır. İran'ı zayıflatmak, Rusya'nın en önemli destek kaynaklarından birini zayıflatmak anlamına geliyor, Rusya’yı zayıflatmak da İran’ın destek kaynağını zayıflatmak demek. Bir tarafın yaşadığı herhangi bir kayıp, diğer tarafın devam etme gücünü doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla, Körfez'deki çatışmanın sonucu, Doğu Avrupa'daki savaşların sonucundan daha az önemli değil.

Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının ve petrol fiyatlarındaki yükselişin Rusya'ya geçici ekonomik rahatlama sağladığı doğru, ancak genel tablo daha karmaşık. İran'ın askeri kapasitesini hedef alan saldırılar, Tahran'ın Moskova'yı eskisi gibi destekleme gücünü azalttı; bu da uzun süreli savaşın hesaplarında göz ardı edilemeyecek bir faktör. Ayrıca, İran üzerindeki sürekli baskı, Kremlin'in manevra alanını sınırlandırıyor ve stratejik seçeneklerini azaltıyor.

En büyük sorun sadece cephelerin iç içe geçmesinde değil, aynı zamanda Batı'nın bunları tek bir savaşın parçası olarak ele almakta zaman zaman tereddüt etmesinde de yatıyor. Bazıları odağın yalnızca Ukrayna'da kalması gerektiğine inanırken, diğerleri Ortadoğu'yu daha acil bir alan olarak görüyor; ancak iki konuyu birbirinden ayırmak, rakiplere bu bölünmeyi istismar etme fırsatı veriyor. Moskova ve Tahran bu şekilde hareket etmiyor; aksine, çatışmayı birbirine bağlı çıkarlar ve baskılar ağı olarak görüyorlar.

Gerçekte, bu tür çatışmaların sonucu yalnızca askeri güçle değil, aynı zamanda net bir siyasi vizyonla da belirlenir. Bir rakip, Batı'nın yanıtının tereddütlü veya çelişkili olduğunu hissettiğinde, müzakereler bir uzlaşmaya varmak yerine zaman kazanma aracı haline gelir. Bu, Rusya'nın Ukrayna meselesindeki yaklaşımında açıkça görüldü; Moskova, gerçek bir taviz vermeden taleplerinin çıtasını yükseltmeye devam etti ve karşıt kamptaki her kafa karışıklığı anını istismar etti.

Ayrıca, Avrupa güvenliğini Ortadoğu güvenliğinden ayırma girişimi artık inandırıcı değil. Enerji krizi tek başına Hürmüz Boğazı'ndaki olayların Avrupa başkentlerini doğrudan etkilediğini kanıtladı. Dahası, Rusya ve İran arasındaki devam eden askeri destek, bir alandaki herhangi bir gelişmenin diğerini otomatik olarak etkilediği anlamına gelir. Dünya artık dar coğrafi düşünme lüksüne izin vermiyor.

Bu durumu daha da tehlikeli kılan husus, rakiplerin yalnızca konvansiyonel silahlara değil, ekonomi, enerji, medya ve siyasi etkiyi kapsayan uzun süreli bir yıpratma savaşına dayanıyor olmalarıdır. Her ekonomik yaptırım, petrol fiyatlarındaki her dalgalanma ve küresel tedarik zincirlerindeki her gerilim, savaşın bir parçası haline geliyor. Bu nedenle, çatışma askeri alanın sınırlarının ötesine geçerek, yakıt fiyatlarından finansal istikrara ve hatta Batı ülkelerinin kendi içindeki siyasi iklime kadar insanların günlük yaşamlarına uzanıyor gibi görünüyor.

Bu nedenle, Ukrayna'daki savaş ve İran ile olan çatışma, iki ayrı mesele olarak değil, birleşik bir strateji olarak ele alınmalıdır. İhtiyaç duyulan şey sadece kaynakların dağıtımı değil, rakiplerin ortak bir proje içinde faaliyet gösterdiğini ve etkili bir yanıtın aynı derecede tutarlılık ve açıklık gerektirdiğini kabul eden tutarlı bir stratejinin geliştirilmesidir.

Buradaki temel mesaj, bir cephede rehavetin diğer cephede de yankı bulacağıdır. İran'ın etkisini kısıtlamadan Rusya'yı çevreleme girişimleri eksik kalacaktır; tıpkı Moskova'ya karşı kararlı bir duruş sergilemeden Tahran'a baskı yapmanın istenen sonuçları vermeyeceği gibi. Mesele bir savaşı diğerine tercih etmek değil, haritalar ve etiketler farklı olsa bile savaşın özünde aynı olduğunu anlamaktır.