“Misyonu tamamlayın!” Hedeflere ulaşılıncaya kadar İran'a yönelik Amerikan bombardımanının yeniden başlamasını hevesle isteyenlerin verdiği tavsiye budur. Bu tavsiye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Cumhuriyetçi Senatörler Lindsey Graham ve Ted Cruz'un yanı sıra önde gelen Amerikalı yorumcular Mark Levine ve Victor Davis Hanson ile sürgündeki iki İranlı muhalif grubun Ulusal Ayaklanma ile Halkın Mücahitleri Örgütü’nün liderlerinden geliyor.
Bununla birlikte burada sorun, tamamlanması istenen “misyonun” niteliği konusunda netlik olmamasında yatıyor. “Misyonu tamamlama” savunucularının bazıları bunu herhangi bir belirli alternatif sunmadan Tahran'da rejim değişikliği olarak yorumluyor. Onlar, Humeyni rejimi devrildikten sonra, Suriye'de olduğu gibi Tahran'da da herhangi bir yönetim biçiminin kabul edilebilir olacağına inanıyorlar; Suriye'de öncelik, halefinin niteliği değil, Esed rejiminin devrilmesiydi.
Bu arada, diğerleri, İsrail'e karşı olumlu bir tutum benimsemesi şartıyla, Tahran'da belirli bir grubu iktidara getirmek istiyor. Bahsi geçen iki sürgün muhalif grup, kendilerini Tahran'daki mevcut liderliğin meşru varisleri olarak sunuyorlar.
ABD Başkanı Donald Trump ise örtülü olarak rejim değişikliği hedefini ilan ederek savaşı başlattı. Ancak Trump Venezuela modeline göre, yani Humeyni rejiminin üst düzey liderliği yerine, ABD ile iş birliği yapmaya istekli, rejim içindeki daha alt düzey bir liderliği getirerek rejimi değiştirmeyi istiyordu.
Trump, bu hedefe zaten ulaştığını ve Tahran'da “yeni bir rejim” ile çalıştığını defalarca iddia etti. Ancak, sözde “yeni rejim”in aynı eski, karanlık rejimden başka bir şey olmadığı anlaşıldığında, Trump hemen Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasının savaşın birincil amacı olduğunu ilan etti.
Buna rağmen boğaz kapalı kaldı, çünkü onu ilk kapatanlar İsrailliler tarafından öldürüldü ve Tahran'daki liderlik hiyerarşisinde onların yerini alan cücelerin, boğazı yeniden açmayı önerecek yetkiye ve cesarete sahip olmadıkları açıkça görüldü.
Şimdi, İran'ın hava saldırılarına karşı kendini savunma gücünün olmadığı, ABD-İsrail ittifakının ise herhangi bir savaşın “üç temel direği” olan işgal, temizleme ve kontrolü gerçekleştirme iradesinden yoksun olduğu artık açıkça ortaya çıktı. Bu, kara kuvvetleri, büyük bir kara kuvveti gerektiriyor.
ABD istihbarat kaynaklarından sızan son bilgiler, Savunma Bakanı Pete Hegseth'in öne sürdüğü etkileyici rakamların, en hafif tabirle, abartılı olduğunu ortaya koyuyor. Hegseth’in ABD-İsrail bombardımanının İran'ın askeri kapasitesinin yüzde 75'ini yok ettiğini iddia ettiğini, ancak yüzde 75’i yok edilen bu kapasitenin büyüklüğünü belirlemediğini belirtmekte fayda var.
Hegseth ayrıca, ABD-İsrail ittifakının 15 binden fazla hedefi vurduğunu iddia etti; ancak imha edilen hedef sayısını, hasarın boyutunu veya en önemlisi bu hedeflerin askeri önemini ifade etmedi.
Başlangıçta Hegseth, İran'ın bin 500 balistik füzeye sahip olduğunu belirtmişti; bu rakam herhangi bir kanıtla desteklenmiyordu. Stokların birkaç hafta içinde tükeneceğini de eklemişti. Buna karşılık, ABD istihbarat teşkilatları doğrulanabilir rakamlara sahip olmadıklarını ve İran'ın görünüşe göre daha fazla füze ve insansız hava aracı üretimine yeniden başladığını bildiriyor.
Genel olarak İran füze rampalarının sayısı 33 olduğu tahminde bulunuldu ve bunların 30'unun imha edildiği iddia edildi. Şimdi ise 30'unun hâlâ faal olduğu söyleniyor. Elbette, bu yeni sızdırılan rakamlar, önceki rakamlar gibi tamamen uydurma olabilir; zira bunlar, Trump başkanlığını zayıflatmayı amaçlayan, savaş içinde savaş yürüten kaynaklardan geliyor.
Bu savaş içindeki savaşta, Amerika Birleşik Devletleri'nde, Avrupa'da ve başka yerlerdeki Trump'ın siyasi rakipleri, Tahran'ın karada teslim olabileceği bir taraf olmadığı için Tahran'ı teslim olmaya zorlamadan, küresel ekonomik krizi uzatacak bir başka bombardıman turu düzenlemeye onu zorlamaya çalışıyorlar.
Trump bu tuzağa düşmese bile, bu grup onu herkesin suçladığı kaybeden olarak göstermeyi umuyor. Ancak- ki yanılıyor da olabilirim- yaklaşımına veya tarzının mantıksızlığına dair görüşünüz ne olursa olsun, Trump'ın kötü bir anlaşmayı baştan itibaren fark edecek kadar zeki olduğuna inanıyorum.
Şimdiye kadar yaşanan olaylar göz önüne alındığında, Humeyni rejiminin askeri, ekonomik ve siyasi olarak felç olduğunu kesinlikle anlıyor. Rejim bir süre daha dayanabilir, ancak yakın zamanda yıkıcı yoluna dönmesine olanak tanıyacak bir durumda değil.
Bu savaş dramasına yakından baktığımızda, ilk perdede bir silaha tanık olduğumuzu görüyoruz. İkinci perdede, o silah genellikle silahın yaptığı şeyi yaptı. Üçüncü ve belirleyici perdede ise o silahın vurduğu kişilerin çöküşüne tanık olduk ve son bölümü yazmak, felç olmuş rejimin içindeki ve çevresindekiler de dahil olmak üzere İran halkına kalmıştır.
Bu son perdede, felç olmuş rejim, hiperenflasyon, kitlesel işsizlik, uzun süreli elektrik kesintileri, enerji kıtlığı ve vatandaşlarının sessizliğini satın almak için para basma yetersizliği arasında uzun, kavurucu bir hoşnutsuzluk yazıyla yüzleşecek.
Sonuç olarak, geçen kış siyasi sahneyi karakterize eden kitlesel ayaklanmalar daha da büyük bir güçle alevlenecektir. Aslında, bugün savaş çıkmasaydı, Tahran'da gerçek bir değişime her zamankinden daha yakın olacağımıza inanıyorum.
Trump ise önceliğinin Tahran'ın 15 ila 30 yıl boyunca uranyum zenginleştirmeyi askıya almasını öngören bir nükleer anlaşmaya varmak olduğunu söylüyor. Ayrıca, Trump'ın uydurduğu bir başka rakam olan meşhur 440 kilogram zenginleştirilmiş uranyumun teslim edilmesini de talep ediyor. Büyük olasılıkla bu miktarın Washington'a teslim edilmesini sağlamak için çalışacak.
Öte yandan Tahran, beş yılı aşan herhangi bir anlaşmaya razı olmayacağını, ancak miktarı yarıya indirmeye ve diğer yarısını büyük olasılıkla Rusya'ya teslim etmeye hazır olduğunu ısrarla belirtiyor.
Gerçek şu ki, İran'ın nükleer dondurma süresiyle ilgili tartışma gerçeküstü görünüyor. Trump gerçekten de İslam Cumhuriyeti'nin böyle bir anlaşmayı yerine getirmek için 15 veya 30 yıl daha ayakta kalacağına inanıyor mu? Tahran'da zor durumdaki rejim, Trump ve Netanyahu'nun taahhütlerini yerine getirmek için beş yıl daha iktidarda kalacağına inanıyor mu?
Ayrıca Trump, Çin'in yardımına ihtiyacı olmadığını iddia ediyor. Ancak, Pekin, öylesine bir uzlaşma rakamının -örneğin yedi yılın- seçilebileceği ve on yıllar önce Ukrayna, Arjantin ve Kazakistan örneklerinde olduğu gibi, Amerikan televizyon kameraları önünde birkaç varil zenginleştirilmiş uranyumun teslim edilebileceği önerisinde bulunmuş görünüyor. Bu, tüm tarafların zafer ilan etmesine ve burada ve şimdi somut bir şeye, Hürmüz Boğazı'ndaki çifte ablukanın sona erdirilmesine olanak tanıyacaktır.
Elbette, nihayetinde anlamsız rakamlar üzerinde tartışmak, net bir amacı olmadan başlayan bir savaşı uzatmanın gerekçesi olamaz. Eğer “misyonu tamamlama” iradesi yoksa, en az kötü seçenek savaşı sona erdirmektir.