Nebil Amr
Filistinli siyasetçi ve yazar
TT

Trump-Netanyahu: Savaşta uzlaşma, politikada ayrışma!

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran'a karşı tek bir ekip olarak savaştılar ve askeri operasyonlarını tek bir komuta merkezinden yönettiler.

Özel ve taktik operasyonlar İsrail'in sorumluluğundaydı, yıkıcı ve stratejik yeteneklerinin sınırlı olması nedeniyle gerçekleştiremediği operasyonları ise Amerikalılar gerçekleştiriyordu. Nükleer reaktörlerin imha edilmesi ve Amerikan planlarının savaşın gidişatı ve kapsamına göre belirlediği ve seçtiği altyapıların vurulması, bu operasyonlar arasında yer alıyordu.

Savaşın uzun sürmesi ve ABD'nin başka uluslararası ortakları savaşa çekme girişimlerinin başarısızlığı, İsrail'in, Dini Lider Ali Hamaney ile rejiminin kilit isimlerinden bazılarına yönelik suikastlar da dahil olmak üzere, kendisine verilen görevleri verimli bir şekilde yerine getiren tek ortak olarak konumunu sağlamlaştırdı. Rejimin üst düzey liderlerinin öldürülmesi, o dönemde Başkan Trump'ın rejim değişikliğinin gerçekleştirilebilir bir hedef olduğuna inanmasına yol açtı ve kısa bir süreliğine de olsa bunu açıkça dillendirdi. Ancak çok geçmeden bu fikirden tamamen vazgeçti ve bunun yerine siyasi müzakerelere yönelerek, Obama döneminde varılan anlaşmadan daha iyi bir anlaşma sağlamayı umdu.

Hedeflerin değiştirilmesi ve Netanyahu için önemli olan konuların değişmesi, halkın çoğu tarafından desteklenen, konumunu geri kazanması ve başbakan olarak altıncı dönem yeniden seçilmesi için elverişli ortam yaratan ajandasına ağır bir darbe vurdu.

Burada iki ortak anlaşmazlığa düştü ve savaşta örnek teşkil eden ortaklığın siyasi hedeflerde sağlam ve istikrarlı bir ortaklığa dönüşmediği açıkça ortaya çıktı. Dahası, bu durum Netanyahu'yu zor bir duruma soktu. Zira ABD'de süper gücü kişisel ajandasına hizmet etmek için savaşa sürüklemekle suçlanırken, İsrail'de ise sözlerini yerine getirmemekle suçlanıyor. Netanyahu sadece İran tehdidini sona erdirmekle ilgili değil, aynı zamanda çözülemeyen Gazze meselesinden, günlük kan kaybına dönüşen Güney Lübnan'daki duruma kadar İsrail'in savaşa karıştığı her alanda vaat ettiklerini gerçekleştirmemekle eleştiriliyor. Lübnan’daki durum, generallerinin de kabul ettiği gibi, sadece ikna edici bir siyasi vizyon olmadan Lübnan'da bulunan İsrail ordusunu değil, aynı zamanda özledikleri normal hayata kavuşamayan kuzeydeki yerleşim yerlerinin sakinlerini de etkiliyor.

Trump ve yardımcılarının çoğu, Netanyahu'nun ABD'yi sürekli bir savaşa sürüklemeye ve imkânsız hedefler peşinde koşmaya dayanan kişisel oyununun, Gazze'den Lübnan ve İran'a kadar açtığı tüm dosyalarda Trump'ın siyasi çözümlerinin önündeki en büyük engel olduğuna inanmış olabilir.

Trump, Gazze dosyasındaki çıkmazı göz ardı edebilir ve gerçekten de ediyor, çünkü bunun İran ve Hizbullah meselesiyle ilgisi yok. İran meselesinden kurtulana kadar beklemeye veya Mladenov'un arabulucularla boşluğu doldurmasına bir itirazı yok. Ancak Netanyahu'nun eylemleri, iç içe geçmiş İran ve Lübnan dosyalarıyla ilgili Trump'ın çabalarını tehlikeye attı. Trump'ın tarihi bir başarı olarak gördüğü Lübnan ve İsrail'i doğrudan askeri ve siyasi müzakereler için bir araya getirme başarısını, Beyrut’un bombalanması Netanyahu'nun savaşının bir örtüsü olarak gösteriyor. Oysa bu, Lübnan ve İsrail arasında normalleşmeye dayalı bir siyasi çözüme doğru atılmış önemli bir adım olarak değerlendirilmeli. Dahası, bu saldırılar, bölgedeki birincil ve belki de son müttefiki Hizbullah’a karşı yürütülen imha savaşını görmezden gelemeyecek olan İranlı müzakerecinin eline çok önemli ve etkili bir koz veriyor. Netanyahu'nun İran ile müzakerelere karşı muhalefeti yoğunlaştığından ve kınamaya varan bir açık eleştiri seviyesine ulaştığından, Trump onu İran dosyasından tamamen dışlamaya karar verdi. Bu durum Netanyahu'nun iç siyasi oyununda en önemli kozunu kaybettiğini hissetmesine neden oldu. Zira İsrail için en önemli ülkenin Başkanı, Başbakanına açıkça küçümseyici bir tavırda davranıyor. Müttefikler ve ortaklar arasında olması gereken bilgi alışverişi bile en düşük düzeye geriledi, öyle ki Netanyahu, Washington ve Tahran arasında neler olup bittiğini üçüncü bir taraftan öğrendiği söyledi.

Netanyahu, kritik bir seçime doğru ilerlerken, seçilme fırsatını etkileyecek iki önemli kayıp yaşadı. Birincisi, özellikle seçim dönemlerinde İsrail'deki kamuoyu üzerinde önemli etkisi olan ABD ile ilişkisinin sarsılmasıdır. İkincisi ise İsrail muhalefetinin, ABD ile tarihsel olarak özel olan ilişkiye yakışmadığını düşündüğü, aşağılayıcı bir şekilde ona boyun eğmekle suçlanmasıdır.

Netanyahu, kayıplarının büyüklüğünün ve başarı şansının azaldığının herkesten daha çok farkında. Kritik bir seçimle karşı karşıya ve durumunu kurtarmak için elinde kalan tek şey, orduyu siyasi çözümleri olmayan askeri görevlere yönlendirmek. Ayrıca, bütün cephelerde kesin ve mutlak bir zaferle İsrail için kalıcı güvenliği hâlâ sağlayabileceği gibi, geçersiz para birimine benzeyen ifadeleri tekrarladığı bir dizi basın toplantısı düzenliyor. Bunlara mantıksız bir ifade daha ekledi ve ABD’ye hayır diyen tarihteki tek İsrail başbakanı olduğunu iddia etti. Bu iddiaya kimse inanmayacaktır.