Rıdvan Seyyid
Lübnanlı akademisyen, siyasetçi- yazar Lübnan Üniversitesi'nde İslami ilimler profersörü
TT

ABD ziyareti ve mevcut imkânlar

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın, Başkan Donald Trump’ın davetlisi olarak ABD’ye gerçekleştirdiği ziyaret, iyimserliğin tüm emarelerini taşıyordu. Avn, iki ana noktadan oluşan planını sundu: İlk talep, beş tur süren müzakerelerde üzerinde anlaşıldığı üzere, kademeli de olsa İsrail’in çekilmesiydi. İkinci talep ise ABD’nin iki hususta yardım etmesiydi: Çekilme için İsrail’e sürekli baskı uygulanması ve İsrail’in çekildiği Litani’nin güneyindeki bölgeleri kontrol altına alabilmesi için Lübnan ordusuna yardım edilerek kapasitesinin artırılması. Nitekim İsrail, 21 ve 22 Temmuz günlerinde fiilen çekilmeye başladı. İsrail’in çekildiği köyü Başbakan Nevvaf Selam ve Ordu Komutanı Rudolf Heykel ziyaret etti. Bölge halkı evlerine ne olduğunu görmek için içeri girmek hususunda ısrar etmeyi sürdürürken, yetkililer kurbanların tespiti, temizlik çalışmaları ve yollardaki enkazın kaldırılması tamamlanana kadar vatandaşlardan biraz sabır istiyor.

Ziyaretin en göze çarpan boyutu ve doğrudan etkileri bunlardı. Ancak daha önemli olan taraf, siyasi boyutlar ve iç düzenlemeler hakkında açıkça yapılan görüşmelerdi. Trump, Avn’a, “Eğer isterseniz Hizbullah ile konuşmaya hazırız” dedi. Ancak konu dönüp dolaşıp Meclis Başkanı Nebih Berri’ye geldi. Avn, Berri’yi överek onun bir devlet adamı olduğunu söyledi; Trump ise onu iyi ve yurtsever bir adam olarak niteleyerek, özellikle temel talebi olan ateşkes ve çekilmeyi içerdiği için çerçeve anlaşmasını kabul edeceğini belirtti. Berri de yaşananlardan memnun görünüyordu; nitekim şöyle dedi: “Görünüşe göre Amerikalılar beni bazı Lübnanlılardan daha iyi anlıyor!”

Dolayısıyla buradaki fikir; Amerikalıların Şii İkilisi (Emel Hareketi ve Hizbullah) kanadından gelen iç muhalefeti yumuşatması ve iki ordu arasındaki Amerikan Koordinasyon Komitesi’nin çekilme ile ilerleme adımlarının eş zamanlı atılmasını sağlamasıydı. Ancak Berri sabırlı olmaya ikna olsa bile sorun devam ediyor. Bu sorun, İsraillilerin kuzeylerinin güvende olduğuna ikna olmaları için, en azından Litani Nehri’nin güneyinde Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına ilişkin İsrail şartında yatıyor. Ziyarete eşlik eden haberlerde, Amerikalıların Avn’ın ‘silahların devletin tekelinde olması’ planından memnuniyet duydukları belirtildi; ancak bu nasıl ve ne zaman gerçekleşecek? Acaba kastedilen, İsrail’in geçici olarak her iki tarafı, özellikle de Lübnan tarafını güvenceye alan Amerikan varlığını kabul etmesi ve süreç işlerken, yıl sonunda çekilecek olan uluslararası güçlerin yerine kalıcı bir Denetim Komitesi kurulmasının düşünülmesi midir? Öte yandan, uluslararası güçlerin yerini Avrupa kuvvetlerinin almasına dair fikirler de mevcut. Tabii ki ABD’nin onayı ve Birleşmiş Milletler (BM) ile bir tür koordinasyon şart.

Kademeli çekilme planları uygulansa dahi, hem bugün hem de gelecek hakkında konuşmak kaçınılmaz. Bugüne dair konuşmalar, İsrail’in tam çekilmenin zamanlamasına ilişkin günlük çekinceleriyle ilgilidir ki bu husus çerçeve anlaşmasında net değil. Diğer taraftan bölge hâlâ alevler içinde, hatta ABD’nin saldırıların ve darbelerin dozunu artırma tehdidi ile İran’ın savaşı genişletme tehdidi sebebiyle bu yangın daha da büyüyor; nitekim bu durum Husi saldırılarında, İran yanlısı Iraklı milislerin Irak-Kuveyt sınırındaki saldırılarında ve İran’ın Kuveyt, Bahreyn ve Ürdün’e yönelik devam eden saldırılarında kendini gösterdi. Hizbullah’ın eli hâlâ tetikte. İran; Husileri ve Iraklı milisleri harekete geçirdi, peki Arap bölgesindeki ana kolu olan Hizbullah’ı da harekete geçirecek mi? Hizbullah, Avn’ın ABD ziyaretine ilişkin yorumunda, genellikle kendileri adına müzakereleri yürüten ve ‘ağabey’ olarak gördükleri Berri’nin olumlu tutumuna rağmen ziyaretin başarısız olduğunu söyledi. Ancak diğer uzmanlar, yarım milyondan fazla Güneylinin zorlu bir sürgünün, binlerce ölü ve büyük bir yıkımın maliyetinin ardından evlerine dönmüş olması sebebiyle Hizbullah’ın bu kez gerilimi tırmandırma yoluna gitmeyeceğini savunuyor. Hizbullah tekrar tacizlere başlarsa yeni bir göç dalgası kaldırılamaz. Nitekim Güney’deki mevcut trajik duruma, Hizbullah’ın Hamaney’in intikamını almak için fırlattığı yedi füze yol açmıştı!

Peki geleceğe dair konuşmak mümkün mü? Bu elbette zor. Avn, ABD’de daha önce de defalarca dile getirdiği şeyi yineleyerek; müzakerelerin amacının barışı sağlamak, iki devlet ve iki halk arasındaki düşmanlık haline son vermek olduğunu söylemişti. Zaten eleştirildiği konulardan biri de buydu; nitekim kalıcı bir barış, henüz sağlanamamış olan büyük bir iç uzlaşıyı gerektiriyor. Ayrıca Suudi Arabistan ve Suriye’nin de aralarında bulunduğu Arap ülkeleriyle koordinasyonu zorunlu kılıyor. Trump ise tam barışı hâlâ herkesin İbrahim Anlaşmaları’na dahil olmasına bağlıyor!

Avn, iki ay önce hayal bile edilemeyecek iki konuda başarı sağladı. ABD, İran ile vardığı mutabakat anlaşmasında, Hizbullah ile olan bağları nedeniyle Güney Lübnan’daki ateşkeste İran’ın bir rolü olmasını kabul etmişti! Oysa Lübnan, kimseye bağımlı olmaksızın İsrail ile bağımsız ve doğrudan müzakereler yürütmek istiyordu. Nitekim onlarca yıldan bu yana ilk kez bunu başardı. İkinci başarısı ise, ilk fikir Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir araya gelmek iken, ABD’yi tek başına, başı dik ve saygın bir şekilde ziyaret etmesi oldu. Üçüncü ve en büyük başarı ise -eğer gerçekleşirse- İsrail ordusunun daha fazla acıya yol açmadan Güney Lübnan’dan çekilmesi olacak.