Emir Tahiri
İranlı gazeteci-yazar
TT

İran: İmkansızı düşünmek

Sadece birkaç ay öncesine kadar, İran'da rejim değişikliğinden bahsetmek iki şeyden biriyle suçlanma riskini taşıyordu; ütopik fantezilere kapılmak ya da çağın mantığına uzak yanlış hesaplara kurban gitmek. Humeyni tarafından kurulan İslam Cumhuriyeti'nin, Alfred Rosenberg'in hayal ettiği “bin yıllık imparatorluktan” daha uzun süre, ahir zamanda Mehdi'nin ortaya çıkışına kadar sürmesi gerekiyordu.

Gelgelelim, İslam Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki 47 yıllık çatışmanın mevcut aşamasının üzerinden geçen bir yılın ardından, rejim değişikliği İran içinde ve 8 milyonluk İran diasporası arasında açıkça tartışılıyor; diasporada bu değişiklik bir umut ışığı olarak görülürken, rejim için bir korku ve dehşet kaynağı.

Geçtiğimiz hafta, devlet televizyonunda canlı yayınlanan bir röportajda, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, geçen aralık ayında ülkeyi saran büyük ayaklanmanın ülkeyi rejim değişikliğinin eşiğine getirdiğini iddia etti. Arakçi, o dönemde İran'ın nüfus bakımından ikinci büyük şehri olan Meşhed de dahil olmak üzere birçok şehrin protestocuların eline geçmek üzere olduğunu belirtti.

O dönemde, özellikle güneydeki Buşehr ve kuzeydeki Kazvin gibi diğer şehir ve bölgeler de neredeyse silahsız protestocuların eline geçecek gibi görünüyordu.

Arakçi, rejim değişikliği ihtimalini dile getiren ilk veya tek yetkili değildi. Rejimin ideologlarından ve İslam Kültürü Yüksek Konseyi üyesi Rahimpur-Azgadi, “yaklaşan bir tehlike” konusunda uyarıda bulundu. Hatta mevcut savaşın rejim değişikliği ivmesini durdurduğunu ve savaşın aniden sona ermesi durumunda halk ayaklanmasının yeniden alevlenebileceğini iddia etti.

Aynı düşünce, rejim içindeki bir dizi “reformcu” tarafından da dile getirildi. 15 yıl süren yasadışı ev hapsinden sonra yakın zamanda serbest bırakılan eski Başbakan Mir Hüseyin Musevi, yeni bir anayasa ve büyük olasılıkla hükümet aygıtının tamamen yeniden yapılandırılmasını içeren yeni bir başlangıç ​​çağrısında bulundu.

Ayrıca, rejim yanlısı bazı entelektüellerin uzun süredir savundukları inançlarını yeniden gözden geçirdikleri de görüldü. Örneğin, emekli üniversite profesörü ve önde gelen blog yazarı Sadık Zibakalam, artık her koşulda “silahlanıp devrimci rejimi savunmaya” dair eski sözüne bağlı olmadığını söyledi.

Rejim içinde savaşı müzakere yoluyla sona erdirmeye çalışanlara gelince, savaşın insani ve maddi bedeli ne olursa olsun devam etmesini isteyen sertlik yanlılarına karşı rejim değişikliği tehdidini kullanıyorlar.

Bu söylem, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın favori söylemlerinden biri. Danışmanı Ali Rabiei gibi yakın çevresi, savaşın devam etmesinin işsizliği ve yoksulluğu artırabileceği, halkın öfkesini körükleyebileceği ve nihayetinde rejimin varlığını tehdit edebileceği konusunda uyarıyor.

Kesin olan şu ki, 1979'daki kuruluşundan bu yana ilk kez, İslam Cumhuriyeti İran'ın 938 şehrinin ve kasabasının neredeyse tamamında bir halk muhalefetiyle karşı karşıya. Bu muhalefet yerel liderler oluşturdu ve kapsamlı bir seçim kampanyası yürütme yeteneğini gösterdi.

Ancak, bu enerjiyi sürdürülebilir ulusal eyleme yönlendirebilecek merkezi bir liderlikten yoksun. Bu da mevcut rejime inandırıcı bir alternatif sunmayı, doğa gibi toplumun da boşluktan nefret ettiği göz önüne alındığında, vazgeçilmez bir gereklilik haline getiriyor.

Bugün, ülkedeki yarı resmi ve izin verilen muhalefet, rejim değişikliğinin tehlikesi veya gerekliliği hakkında belirsiz bir şekilde konuşmaya devam ediyor. Geleceği belirlemek için referandum çağrısında bulunurken, mevcut seçenekleri açıklığa kavuşturamıyor. Mesaj açık: Bu rejimin uzun sürmeyeceğini biliyoruz, ancak yerine neyin geçeceğini bilmiyoruz.

Yaklaşık 80 parti ve gruptan oluşan, çoğu, hatta tamamı diasporada aktif olan daha geniş muhalefet içinde de kafa karışıklığı hâkim. Amerikan solcu gruplar tarafından desteklenen iki ABD merkezli komünist parti de dahil olmak üzere, yaklaşık 20 solcu grubun tamamı rejim değişikliği konusunda kararlı ve nihai hedefleri Tahran'da Filistin yanlısı bir sosyalist cumhuriyet kurmak.

Bu arada, diğer solcu gruplar rejimin “anti-emperyalist” ve Filistin yanlısı duruşunu desteklemeye devam ederek, rejim değişikliği yerine reformları savunuyor.

Irak Kürdistan'ındaki beş Kürt partisi ise Tahran ile müzakere yoluyla anlaşmaya çalışma şeklindeki geleneksel politikalarından vazgeçerek, rejim değişikliğinde karar kıldılar. Ancak alternatiflerini açıklamadıkları için ayrılıkçılık suçlamalarına maruz kalıyorlar.

Şah'ın oğlu Prens Rıza Pehlevi liderliğinde yeni kurulan Ulusal Ayaklanma Partisi, şu anda sürgündeki en önde gelen muhalif grup. Parti, anayasal monarşi seçeneğini reddederek ve gelecekteki yönetim sistemini seçmek için referandum sözü veriyor ve sol kanattan birçok eski Humeyni destekçisini kendine çekti.

Sürgünde bir hükümet kurma sözü veren Ulusal Ayaklanma Partisi, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki çeşitli sağcı ve merkez sağ çevrelerden ve partilerden destek görüyor. Parti, İslam Cumhuriyeti'ne karşı askerî harekâtı desteklediğini açıkladı ve rejim devrilene kadar mevcut savaşın devam etmesini istiyor.

İran Halkın Mücahitleri Örgütü ise en eski muhalif gruplardan biri olarak, rejim değişikliğine olan bağlılığını sürdürüyor ve Tahran'da iktidara geçmeye hazır alternatif bir yönetici elitinin olduğunu iddia ediyor. Ulusal Ayaklanma gibi, örgüt de Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'daki siyasi ve partizan çevrelerde destek görüyor.

Daha da önemlisi, rejim değişikliği olasılığı İran içinde, sadece bloglarda değil, bazı resmi medya organlarında da tartışılıyor. Dikkat çekici bir şekilde, bu konu toplumun neredeyse bütün kesimlerindeki bölünmeleri ortaya çıkardı.

Akademisyenler ve ünlüler arasında, “vatan savunması” gerekçesiyle “şu anda” rejim değişikliğini reddeden isimler var. Buna karşılık, “vatansever kılığındaki haydutları” eleştiren ve savaşta yenilginin, savaşa ve baskıya bağımlı bir rejimin devam etmesinden daha tercih edilebilir olduğunu savunan isimler de var.

Benzer bir tartışma, sayıları yaklaşık 250 bin olarak tahmin edilen din adamları arasında da yaşanıyor. Hüccetülislam Nebavian gibi bazıları, Dini Lider Ali Hamaney'in suikastının intikamı alınana kadar savaşın devam etmesini istiyor. Nebavian'ın, İslamabad'da ABD ile yapılan ilk görüşmelerde Tahran heyetinin bir parçası olduğunu belirtmekte fayda var.

İronik bir şekilde, mevcut Dini Lider Mücteba'nın ağabeyi Mustafa Hamaney, rejimi korumayı en büyük öncelik olarak gören ılımlı bir söylemi savunurken, intikamı gelecekte ele alınacak bir konu olarak görüyor. Pezeşkiyan yanlısı medya kuruluşlarının Mustafa'ya önem vermesi ve ona konuşması için bir platform sunması şaşırtıcı değil.

Burada soru şu: Hayatta olup olmadığı belirsiz olan küçük kardeşinin potansiyel halefi olarak mı öne çıkarılıyor?

Kesin olan bir şey var ki, bugün İran'da imkansızı düşünmek artık tabu değil.