Abdulmunim Said
Kahire’de Mısır Gazeteciler İdaresi Meclisi Başkanı ve Kahire Bölgesel Strateji Çalışma Merkezi Yönetim Müdürü
TT

Futbolda Arapçılık!

Benim kuşağım, gençlik dönemini Arap milliyetçiliği ve Körfez'den Okyanus'a uzanan Arap birliği fikrine inanarak yaşadı. Aynı şekilde, yenilgi, ihanet veya Arapçılık fikrine karşı çıkış ve terk ediş yoluyla tüm bunların paramparça oluşuna da tanık oldu. 1973’teki Ekim Savaşı’nın iyi yönlerinden biri, silah ve petrolün, asker ve silah katkısında bulunan çeşitli Arap ülkelerinin Mısır ve Suriye’nin yürüttüğü varoluş savaşında birleşmesiydi. Zafere rağmen, Mısır topraklarının tamamen özgürleştirilmesi ve daha sonra yeniden işgal edilen bazı Suriye topraklarının kurtarılması şeklinde ifade bulması, önceki fikirleri geçmişe gömdü. Bazılarımızın yasını tuttuğu, bazılarının ise lanetlediği bir tarihe dönüştürdü. Ancak her fikirden uzaklaşma veya ona yaklaşma aşamasının onu bu fikre iten kendi gerçekliği veya onu uzaklaştıran ezici güçleri vardı. Gerçeklik, inşa ve yıkıma izin veren doğal seyrinde gelişiyordu. Ancak, sürekli bölünme ve anlaşmazlık öyküleri anlatan sosyal medya paylaşımlarındaki şiddetli gürültünün ortasında, “Arapçılığın” ölçüsünü sınayan durumlar da sıklıkla yaşanıyor. Dünya Kupası'nda ise böyle bir durum söz konusu değil. Ön eleme turlarından Amerika Birleşik Devletleri, Meksika ve Kanada'daki Dünya Kupası’na katılmaya kadarki süreçte Arapçılığın ölçülen nabzı dikkat çekiciydi.

Arap ülkeleri, Asya ve Afrika kıtaları arasında yer alıyor ve her iki kıta da en önemlisi FIFA Dünya Kupası’nın olduğu uluslararası müsabakalara katılıyor. Tüm ön eleme turlarının genel sonucu, sekiz Arap takımının Kuzey Amerika'daki Dünya Kupası'na katılmaya hak kazanmasıydı. Bu, eşi benzeri görülmemiş bir Arap zaferiydi. Altı takım kendi kıtalarındaki maçları kazanarak eleme turunu geçerken, diğer ikisi de ilk turlarda elenen takımlar arasından en iyi takımları belirleyen sportif kriterlere göre seçildi. Sonuç, “Arap” terimini küresel futbol festivalinin belirleyici bir özelliği haline getirdi; ön eleme hazırlık maçları sebebiyle yapılan Arapça şarkılar ve tezahüratlar ortaya çıktı. Resmi maçlar başladığında, Arap dünyasının bir ucundan diğerine milli takımlar dışındaki diğer Arap takımlarının da maçlarının takip edilmesiyle bu coşku daha da arttı. Kuzey Amerika'daki Arap taraftarlar, yüksek bilet fiyatlarına rağmen, Arap kardeşlerini desteklemek için maçlara akın ettiler. Turnuva organizatörleri her takıma özel bir şarkı belirlemiş olsa da kısa sürede bütün Arapların ortak noktası haline gelen bir şarkı ortaya çıktı.

Arap dünyası ise tek bir tutku etrafında birleşmişti, o da futbol. ​Her Arap ülkesi öncelikle milli takımın maçlarını takip ederek ulusal kimliği şekillendiriyor. Ama maçlar biter bitmez, odak noktası diğer Arap takımlarının performansına kayıyor. Bu durum, Arap bölgesinin İsrail ve İran saldırganlığıyla karşı karşıya kaldığı, İsrail ve İran arasında tüm Arap dünyası, toprakları ve geleceği üzerinde bir çatışma gibi görünen en zorlu tarihi anlarından birinin yaşandığı sırada yaşanıyor. Bu Arap futbol coşkusu, Arapçılığın ve küresel konumunun daha geniş bir savunmasının parçası mı? Yoksa bu, dünya uluslarının tarihe ve ilerleyişine gol atmak için yarıştığı bir alanda, birleşik bir Arap dünyası çağrısı mı?

Dünya sporunun büyük sahnesinde, katılımcı olsun ya da olmasın, her Arap ülkesindeki Arap medyası da aynı derecede önemliydi. Savaşın şiddetlendiği, gerilimi azaltmak, ateşkes sağlamak veya 60 günlük bir ateşkes için yoğun çabaların sürdürüldüğü Arap dünyasının çevresinde yaşanan olaylarla derinden meşgul olan Arap medyası, herkesi şaşırttı. Bu kritik anların ortasında, Dünya Kupası’na da ciddi bir alan ayrıldı. Sekiz katılımcı ülkenin medyası ilk sonuçlardan bağımsız olarak, grup maçlarında ilk sıralarda yer almak için çabalayan takımlarının arkasında ulusal duyguları ve kimliği seferber etmeye odaklandığı kadar, kameralar ve taraftarlar tarafından takip edilen diğer Arap takımlarına da odaklanıyor. Arap medyası, tezahüratların ve dünya sahnesinde hatırlanacak zaferlerin peşinde koşulan arenalarda, platformlarını Araplar arasında anlaşmazlık tohumları ekmek, onları yandaş ve muhalif diyerek bölmek için kullanan kötü sosyal medya ağlarına karşı zafer kazandı.

Okuyucu izin verirse Mısır’a özel olarak odaklanmak istiyorum; Mısır milli takımının özel zaferler kazanmaya başlamasıyla birlikte, futboldaki bu Arapçılık duygularında bir yükseliş yaşandı. Her Arap medya kuruluşu, 1934'ten beri katılan ancak Kuzey Amerika'daki Dünya Kupası'ndan önce hiç maç kazanamayan Mısır halkını saran sevince yer vermeye önem verdi. Tüm Arap kardeşlerimize teşekkür ediyor ve tüm Arap takımlarına başarılar diliyoruz. Futbolun da siyaset gibi, görkemli bir günde tek bir cephe oluşturmasını diliyoruz.