Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

Kuveyt, Bahreyn ve Körfez ülkelerinin ‘caydırıcılığı’

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) neden kuruldu? Elbette bunun çeşitli sebepleri vardı; ancak ortak savunma bu gerekçelerin tam merkezinde yer alıyordu. KİK, zor anlarda, kritik sınavlarda ve varoluşsal dönemeçlerde etkinliğini kanıtladı. Bunların başında, 1990’da Irak işgaline karşı Kuveyt’in kurtarılması geliyordu. Ardından, Arap Baharı kaosunun dumanı altında İran’ın eline düşmesini önleyerek Bahreyn’in korunmasında büyük bir başarı elde edildi. Hepimiz, Cezire Kalkanı Güçleri’nin Bahreyn’e girişini, stratejik noktalara konuşlanmasını ve İran planlarını boşa çıkarmasını hatırlıyoruz.

Peki tehlikeler sona erdi mi? Kesinlikle hayır. Aksine, İran ve uzantılarının tarafında süren bu büyük savaşta tehditler daha da arttı.

Bana göre zaman bir kez daha Kuveyt ve Bahreyn’in İran saldırı planlarının öncelikli hedefleri olduğunu gösterdi.

Dün Kuveyt Savunma Bakanlığı, İran kaynaklı saldırıların Kuveyt’teki Abdali Sınır Kapısı’na doğru bir günde ikinci kez tekrarlandığını duyurdu. Saldırı insansız hava araçlarıyla (İHA) gerçekleştirildi. İkinci saldırı can kaybına ya da yaralanmaya yol açmadı; ancak Kuveyt cephesinin Irak’a karşı yeniden güvence altına alınması gerektiğini bir kez daha ortaya koydu. Fakat bu kez tehdit, Baasçı taburlardan değil, Humeynici milislerden geliyordu.

Bundan önce İran’ın Kuveyt topraklarına yönelik açık bir işgal girişimi de yaşanmıştı. Kuveyt makamları, 1 Mayıs 2026’da İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı silahlı unsurların Kuveyt’e ait Bubiyan Adası’nda gerçekleştirdiği düşmanca sızma girişiminin engellendiğini açıklamıştı.

Aslında Suudi Arabistan’ın Kuveyt’in güvenliği ve birliği konusundaki tutumu, KİK’in kendisinden de eski. Nitekim 1961’de Kral Suud bin Abdulaziz, dönemin Irak Başbakanı Abdulkerim Kasım’ın tehditleri üzerine Kuveyt’in bağımsızlığını savunmak için bir kuvvet seferber etmişti.

Bu nedenle Kral Faysal’ın Kuveyt için savaş sırasında söylediği meşhur “Ya birlikte yaşarız ya birlikte gideriz” sözü, Suudi Arabistan’ın büyük stratejisinin derin köklerinden geliyordu.

Bugün bu riskler ortamında Körfez saflarını yeniden sıklaştırmak, gevşek bağları yeniden örmek ve Körfez yelkenini dalgaların üzerinde yüksek tutarak geminin güvenle geçmesini sağlamak için bir fırsat var.

Cezire Kalkanı’nı geçmişteki biçimlerinden daha güçlü bir şekilde yeniden canlandırmayı düşünmek ve bunun için çalışmak gerekiyor. İran’dan ve uzantılarından şimdiye kadar yaşananlardan daha kötü ihtimaller varsayılmalı. Zira bu çevreler, Kuveyt’e bağlı Bubiyan Adası’nı işgal etmeye dönük niyetlerinin bir bölümünü zaten açık etmiş durumdalar.

Daha açık bir ifadeyle, Kuveyt ve Bahreyn’i yalnızca hava saldırısı değil, kara işgali tehlikesinden de korumak artık en yüksek düzeyde stratejik bir zorunluluk haline gelmiştir.

Abartmıyoruz. Geçen yıla kadar kim İran’ın, Kuveyt’te yaşandığı gibi, su arıtma ve elektrik tesislerini bombalayacağını öngörebilirdi?

DMO içindeki ideolojik unsurların her türlü eylemden alıkoyulmasını sağlayacak ahlaki ve hukuki bir fren var mı?

Ayrıca akıllı ve kararlı olan, tedbirini iş olmadan önce alandır; iş gerçekleşmezse de onun kınanacak bir yanı yoktur.

Körfez güvenliği bir bütündür; bu, basit bir slogan değil, sahada karşılığı olan bir gerçektir.