Tahran, kendisine yakın nüfuz alanlarının coğrafyasına büyük önem veriyor; bunlar Irak’la sınır olan bölgeler. Uzak nüfuz alanı ise İsrail sınırındaki Lübnan’ın güneyinde bulunuyor.Tahran, Irak ve Lübnan’ın ulusal sınırları içinde, yakın ya da uzak komşuluk ilişkilerinin, ortak çıkarların, toplumsal ve manevi bağların, hatta ülkelerin kendi ulusal çıkarlarının ötesine geçen bir sınır çiziyor ve bunları kendi bölgesel çıkar sisteminin hizmetine sunuyor.
Bağdat'ta, İslami Şura Meclisi Başkanı ve baş müzakereci General Muhammed Bakır Kalibaf bir kez daha Irak ve İran arasındaki ilişkinin sabitelerini, daha doğrusu, İran'ın Bağdat ile olan ilişkisinin doğasının sabitelerini veya İran'ın Bağdat'tan talep ettiklerini iktidardaki Irak siyasi elitine hatırlattı. Bu ilişkiye silah ve geniş anlamda “direniş” başlığıyla giriş yaparak, iç ve dış zamanlama açısından Irak'a yaptığı en önemli olarak kabul edilen ziyaretinin başında, “Irak'taki direniş, küresel gücün temel bir unsuru haline geldi” dedi. Irak'taki deneyimi iki ülkenin sınırlarını aşarak hem bölgesel hem de küresel düzeyde etkili hale gelen bir güç olarak gördü.
General Kalibaf Bağdat'tan dünyaya yeni bir bölgesel düzenin doğuşunu müjdelerken, birkaç gün önce, Irak ziyareti sırasında yaptığı açıklamalar kadar coğrafi ve stratejik açıdan hassas olan bir açıklamada daha bulunmuştu. Yaklaşık bir hafta önce, “cephe hatlarındaki Hizbullah savaşçılarıyla doğrudan temas halindeyim” demişti. Pratikte, cephe hatları, Tahran ve Tel Aviv arasındaki operasyonel sınırlardır; bu sınırlarda, 8 Ekim 2023'ten bu yana hem devlet hem de halk olarak Lübnan'ın, özellikle de güney sakinlerinin iradesinden çok uzak bir şekilde, Lübnan toprakları içinde doğrudan çatışmalar yaşanıyor.
Bağdat'tan Beyrut'a; direniş bayrağını kaldıran Iraklı milis grupların silahından, Hizbullah'ın silahına ve onun da taşıdığı direniş bayrağına kadar Tahran, Kalibaf, İsmail Kaani ve İran çıkarlarının coğrafyasını bilen diğer liderler aracılığıyla, silahın iki devletin elinde toplanması yerine “silahın her iki ülkenin karar alma gücünü kuşatması” için çalışmaya devam ediyor. Nitekim Irak hükümetine dayatmaya çalıştığı şey ile Lübnan hükümeti de mücadele ediyor ve Lübnan'ın uygulayamadığı şeyi Irak'ın da uygulaması mümkün değil. Kalibaf'ın bölgesel sisteminin özüne göre –yeni ama eski bir sistem– Irak ve Lübnan'da öncelik, devlet, Irak siyasi sisteminin krizlerini aşmasına yardım etmek veya Güney Lübnan halkının yaşadığı felaketi hafifletmek değil, aksine, kalıcı direniş fikri bahanesiyle çatışmayı sürdürmektir.
Irak, ABD güçlerinin tamamen çekileceği ve fraksiyonların silahlarını teslim edeceği 30 Eylül tarihi yaklaştıkça bir meydan okumayla karşı karşıya; bu tarihte son Amerikan askerinin ayrılmasından sonra Irak'taki Şii siyasi yapının silahının faydası, sloganları ve rolü konusunda keskin bir bölünme yaşanıyor. Bu tarih, devlet ve devlet dışı aktörler arasında; devleti koruyan silah ile rejimin doğasını koruyan silah arasında gerçek bir sınavın başlangıcı olacak.
Bu senaryo Lübnan'da da yaşanıyor, ancak mevcut odak noktası, Nebatiye şehrindeki bir tepe olan Ali et-Tahir bölgesinde beklenen çatışma ve İsrail'in burayı işgal planıdır. Bu plan, Nebatiye ve çevresindeki bölgelerin işgal edilmesi veya tamamen yerle bir edilmesi anlamına geliyor. Lübnan devleti ise güneyde ve Nebatiye'de bu felaketi önlemekten aciz. Düşman İsrail burayı kontrol etmeye kararlı, İranlılar ise direnmekte kararlı; bu da bölgenin Lübnan ordusuna teslim edilmesi girişimlerinin başarısız olmasına veya engellenmesine neden oldu. Düşman İsrail açısından bu öneri, Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeleri silahlardan temizlemede daha önce başarısız oldu. Öte yandan İran, Ali Tahir'den çekilme fikrini tamamen reddediyor ve Hizbullah'ın silahsızlandırılması için imkânsız şartlar koşuyor. Buna karşılık, Lübnan devleti kendi toprakları üzerindeki egemenliğini sağlamaya çalışıyor, ancak özellikle İsrail taahhütlerini yerine getirmeye ve aşamalı bir çekilme uygulamaya hazır olmadığı ve İran’ın Hizbullah'ın geri çekilmesini veya kısmi silahsızlanmasını kabul etmesi söz konusu olmadığı için iç çatışmadan da kaçınıyor. Bu durum, Güney Lübnan'ın güvenliği ve istikrarı ile ilgili kararı bir kez daha İranlı müzakerecinin ellerine bırakıyor.
Hürmüz Boğazı'ndan Ali Tahir Tepesi'ne kadar Kalibaf ile Bağdat ve Beyrut hükümetleri arasında, çatışmaya yakın sınırlar, taahhütler ve son tarihler var. Bunlar, silahların bırakılmasının, onlara tutunmanın tüm olası sonuçlarına rağmen zor olduğu çatışmalardır. Irak'ta, iktidardaki elit içindeki bölünmeler ve hükümetin dış taahhütleri, 2003’ten sonra kurulan sisteminin varlığını tehdit eden ve potansiyel olarak mezhep çatışmasına ve kaosa yol açabilecek son derece tehlikeli krizlere yol açabilirken, Lübnan iki riskle karşı karşıya: Ali Tahir çatışması ve sonrasında yaşanacaklar veya kendi sonuçları olacak iç çatışma.
Bu nedenle; her iki hükümet de iç çatışmaya ve kaosa yol açabilecek bir çatışmadan kaçınmanın gerekliliğine inanıyor. Silahlarına ve destekçilerine sıkıca tutunanlar uzlaşmaya bile yanaşmazken ve Tahran, Ali Tahir'i Lübnan ordusuna teslim etmektense çatışmayı tercih ederken, Iraklı fraksiyonlar silahlarını devlete teslim etmek yerine gizlemeyi tercih ediyor. Bu durumda “silahın devletin elinde toplanmasının” zor olduğu ve gerçekte “silahın her iki ülkenin karar alma gücünü kuşattığı” açıkça görülüyor.