Bölgemizde savaşlar savaşları doğuruyor. Geçmişte, merhum Saadeddin İbrahim'in “cummonarşi” olarak adlandırdığı, görünüşte cumhuriyet olan ama yönetimi miras bırakma ruhuna sahip devletleri ve monarşileri bu savaşlar harap etmişlerdi. Bu tür devletlerin en belirgin örnekleri Suriye'deki Esed rejimi, Kaddafi'nin oğlu Seyf'in yönetimi üstlenme projesi ve Yemen'de Salih'in oğlu Ahmed'dir.
Bu dönemden önce, İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında esen rüzgarlar Mısır, Irak, Yemen ve Libya'daki monarşileri süpürüp götürmüştü. Ancak, bazıları küçük emirlikler, bazıları daha büyük sultanlıklar oldukları zamandan beri Arap Körfez devletleri sarsılmaz bir şekilde ayakta kaldılar. Her gün tarihin sayfalarını çeviriyorlar ve geleceği, gelmeden önce bugüne getiriyorlar. Körfez'in gelişen şehirleri, ne demek istediğimizi göstermek için yeterlidir.
Diğerleri çökerken Körfez modeli neden ayakta kaldı?
Bu durum, bu toplumların ve yönetim sistemlerinin DNA'sına işlemiş kalıcılık unsurlarından mı kaynaklanıyor? Yoksa bol zenginlikleri ve küçük nüfuslarından mı? Ya da dış destekten mi?
Gerçek şu ki, dış destek gibi tartışmalı olanlar da dahil olmak üzere tüm bu nedenler, durumu açıklamak için yetersiz kalıyor. Örneğin Libya, petrol ve petrol dışı kaynaklar açısından zengin, nüfusu az ve yüzölçümü geniş bir ülke. Halkı, Arap dünyası içinde Körfez halklarına, özellikle Suudi Arabistan'daki Hicaz bölgesine en yakın olan halktır. Yine de Körfez'de yaşananlar Libya'da yaşanmadı.
Körfez modeli tüm fırtınalara ve depremlere dayandı ve bu modeli zayıflatmak, Körfez devletlerini diğer modelleri benimsemeye sürüklemek veya en azından bozmak isteyenler var. Humeyni İranı ve Arap vekillerinin yanı sıra, Müslüman Kardeşler örgütü, Sururiyye ve el-Kaide gibi uzantıları onlarca yıldır bunu yapıyorlar.
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri günde yaklaşık 16,6 milyon varil ham petrol üretiyor. Uluslararası Enerji Ajansı, Ortadoğu'nun dünyanın en ucuz maliyetli petrol ve doğalgaz kaynaklarından bazılarına sahip olduğunu tahmin ediyor. Amer Diyab el-Temimi'nin el-Mecelle'de yayınlanan kapsamlı bir haberde açıkladığı gibi, bölge 2024 yılında küresel petrol üretiminin yaklaşık yüzde 30'unu ve doğalgaz üretiminin yüzde 17'sini karşıladı.
Mesele, petrol ve doğalgazın sağladığı avantaj değil, iyi yönetişim, ekonomiyi, kalkınmayı ve kamu güvenliğini nasıl yöneteceğimizi, aynı zamanda refahı ve modern eğitimi nasıl sağlayacağımızı, tüm bunları kültürel köklerle bağları koparmadan nasıl başaracağımızı düşünme avantajıdır.
Bugün saldırıya uğrayan bu modeldir ve ona saldıranlara karşı savunulması gereken model de budur.
Evet, bu köşede daha önce belirtildiği gibi: “Geleceğin küresel bir simgesi haline gelen Körfez şehirleri ve başkentleri, ilk kez, İran ve vekilleri tarafından yağdırılan bu füze ve insansız hava aracı bombardımanına maruz kalıyor. Ancak Körfez gemileri daha önce azgın dalgaları nasıl aşmışsa, yine aşacaklar ve Körfez'in bahçesi, KİK’in adındaki iş birliği daimi ilerleyişin pusulası olduğu sürece yeşil ve canlı kalacaktır.”