Geçtiğimiz 25 Ağustos’ta ABD Merkezî İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü John Ratcliffe, Moskova’ya beklenmedik bir ziyaret gerçekleştirerek üst düzey Rus askeri yetkilileri ve istihbarat başkanlarıyla bir araya geldi. Ziyaretin sebebi belirsizliğini korurken, sosyal medyada dolaşıma giren iddialar sahiplerinin hayal gücünden öteye geçemedi.
Ratcliffe’in ziyaretinden 11 gün sonra ise Başkan Donald Trump’ın damadı Jared Kushner ve Steve Witkoff, Trump’ın Ukrayna savaşını bitirme yollarını görüşmek üzere görevlendirdiği temsilciler sıfatıyla Moskova’ya gitti. Amerikan heyeti, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile 3 saat süren bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin ardından Devlet Başkanı Danışmanı Yuri Uşakov, temasların açık ve net bir atmosferde geçtiğini belirterek Putin’in taviz verilmez şartlarını şöyle sıraladı:
Birincisi; Ukrayna’nın NATO’ya katılmaması. İkincisi; Ukrayna’nın askeri kapasitesinin sınırlandırılması. Üçüncüsü; kontrol altına alınan toprakların nihai olarak Rusya’ya katılması. Ve son olarak; Avrupa’daki güvenlik mimarisinin Rus çıkarlarını göz gözetecek şekilde yeniden düzenlenmesi.
Amerikalı temsilciler ellerinde somut bir sonuç, hatta Ukrayna savaşını sonlandıracak bir yol haritası üzerinde anlaşma dahi olmadan geri döndü. Bu gelişmenin ardından NATO ülkeleri, 18 Eylül’de Danimarka’nın Kopenhag kentinde bir toplantı düzenledi. İttifak Sözcüsü, caydırıcılık ve ortak savunma için askeri hazırlık seviyesinin yükseltilmesi ile özellikle olası siber saldırılara karşı istihbarat ve teknoloji iş birliğinin derinleştirilmesi dâhil bir dizi kararı kamuoyuna duyurdu.
Amerikalı temsilcilerin Moskova ziyaretinin arkasında, ABD Başkanı’nın Ukrayna’daki savaşı durdurma ve böylece ABD ara seçimleri öncesinde bir başarıya imza atma arayışı yatıyor olabilir. Ancak Amerikalı seçmenin bu tür bir başarıdan etkilenmeyecek oluşu, dünyayı ve özellikle Putin’in niyetleri karşısında teyakkuzda bekleyen Avrupalıları şaşırtan bu Amerikan hamlesinin arkasındaki asıl sebebi sorgulamaktadır.
Eski bir Amerikalı askeri yetkili, Putin’in Ukrayna savaşını sonlandırmak için öne sürdüğü şartların, onun bir anlaşmaya varmakla ilgilenmediğini; aksine masaya oturmadan önce Ukrayna’nın tamamen teslim olmasını istediğini gösterdiğini belirtiyor. Putin’in ABD ile doğrudan bir çatışmaya girme arzusu bulunmasa da, Washington’ın Ortadoğu’da çok fazla para ve mühimmat tüketen abes bir savaşa saplandığına ve Rusya ile girilecek herhangi bir çatışmanın askeri ve ekonomik açıdan son derece maliyetli olacağına inandığı ifade ediliyor. Rusya Devlet Başkanı’nın, başta Avrupalılar olmak üzere diğer NATO üyesi ülkelere yönelik küçümseyici bakışını ise gizlemediği; bu ülkelerin ekonomik durumlarının kötü olduğunun, büyük bir siyasi ve toplumsal kaos yaşadıklarının farkında olduğu vurgulanıyor.
Buradan hareketle yetkiliye göre, Putin’in Ukrayna ile olan savaşını noktalamak ve ülkesinin Avrupa kıtasındaki ‘göz ardı edilemez bölgesel güç’ konumunu perçinlemek adına ‘büyük’ bir hamleye girişme ihtimali ciddi bir biçimde masada duruyor. Yetkiliye ‘büyük hamle’ ile neyi kastettiği sorulduğunda, sınırlı bir nükleer silah kullanımının Rusya’nın imkanları dahilinde olduğunu ve bunun Washington ile diğer NATO başkentlerindeki askeri çevrelerce bilindiğini dile getiriyor. Ona göre Ratcliffe’in Moskova ziyaretinin temel nedeni de tam olarak buydu; nitekim bu ziyarette, böyle bir ‘büyük’ hamleye girişmenin ya da herhangi bir NATO üyesi ülkeye saldırmanın ABD ile kaçınılmaz bir çatışmaya yol açacağına dair doğrudan bir uyarı iletildi. Kushner ve Witkoff ikilisinin ziyaretinin ardından gelen uzlaşmaz Rus yanıtı da bu tabloyu tamamladı.
Avrupa bugün, İkinci Dünya Savaşı’nın patlak verdiği 1940’lardan bu yana hissetmediği bir endişeyi yaşıyor. Bu kıtanın geçen yüzyılda iki dünya savaşının patlak verme merkezi olduğu gözlemcilerin gözünden kaçmıyor. Macaristan, İtalya ve Finlandiya’da aşırı sağcı partilerin iktidara gelmesi, Almanya’da Almanya için Alternatif (AfD) partisinin ve Fransa’da Marine Le Pen liderliğindeki Ulusal Birlik’in (RN) kaydettiği büyük ilerleme 1930’lardaki Nazilerin ve Faşistlerin yükselişini hafızalarda canlandırırken, gerilimin düşmesine de hiçbir katkı sağlamıyor.
Finlandiya Cumhurbaşkanı, Avrupa ve NATO’nun İHA ve füze savaşlarındaki hızlı gelişime ayak uydurmaya hazır olmadığı, birçok ülkenin hava savunmalarındaki zayıflık ve Patriot füzesi eksikliği nedeniyle sınırlı bir Rus saldırısını bile püskürtmekte aciz kalabileceği konusunda uyarıda bulundu. Moskova’nın topyekûn bir savaş başlatması beklenmiyor; aksine NATO’nun kenetlenmesini, 5. Maddesini test etmek ve Avrupalıları Ukrayna’ya desteği sürdürmekten caydırmak amacıyla ‘kaza süsü’ verebileceği münferit füze ve İHA saldırıları düzenlemesi öngörülüyor.
Bu esnada Avrupa genelinde savunma tedbirleri genişletiliyor. Finlandiya askeri yedeklik yaşını 65’e çıkararak yaklaşık 1 milyon kişilik bir güç oluşturmayı hedeflerken, Letonya ve Litvanya ile birlikte Kara Mayınlarının Yasaklanması Sözleşmesi’nden çekildi. Baltık ülkeleri, Baltık Savunma Hattı kapsamında Rusya ve Belarus sınırlarında tahkimatlar ve anti-tank engelleri inşa ediyor. Polonya ise yaklaşık 500 bin kişilik bir ordu ve yedek güç oluşturmayı hedeflerken, gözetleme sistemleri ve dron savunmalarıyla donatılmış Doğu Kalkanı projesini hayata geçiriyor.
Almanya’da geniş çaplı bir çatışmanın patlak vermesi ihtimaline karşı NATO birliklerinin doğuya sevk edilmesine yönelik planlar hazırlanırken, yaklaşık bir milyon kişi için sığınak olarak kullanılabilecek alanların tespiti yapılıyor. İsveç, vatandaşlarına kriz ve hava saldırılarıyla başa çıkma rehberi dağıtırken, Danimarka zorunlu askerlik kapsamına kadınları da dahil etti ve hizmet süresini 4 aydan 11 aya çıkardı. Fransa ise temel ihtiyaç maddelerinin depolanması ve radyasyondan korunmaya yönelik talimatlar hazırladı.
İngiltere tarafında ise Savaş Kitapları olarak bilinen acil durum planları yeniden yürürlüğe konuluyor; enerji, su, iletişim ve deniz altı kablolarının güvenliği artırılırken, siber saldırılara ve tedarik zincirindeki aksamalara karşı hazırlık yapılıyor. Ayrıca eski askeri personelin göreve çağrılmasını kolaylaştırıcı adımlar atılırken; silah, İHA ve mühimmat üretimi hızlandırılıyor.
Avrupa Birliği (AB), yaklaşık 450 milyonluk nüfusuna 72 saat yetecek miktarda gıda, su, ilaç ve nakit para bulundurmalarını tavsiye ederken; kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer tehditlere karşı da rezerv oluşturuyor.
Finlandiya, Estonya veya Polonya’ya fiilen nükleer silah konuşlandırıldığı henüz doğrulanmamış olsa da, bu ülkeler söz konusu ihtimale kapıyı açık bıraktı. Avrupalı hükümetler alınan bu önlemlerin caydırıcılık ve hazırlık amacı taşıdığını belirtiyor; ancak zorunlu askerliğin yaygınlaştırılması, sığınak inşası, kara mayınlarına geri dönülmesi ve nükleer silahlara ev sahipliği yapılmasının tartışılması şu acil soruyu gündeme getiriyor: Avrupalı hükümetler vatandaşlarına tamamını açıklamadıkları neyi biliyor ya da neden korkuyor?