İmil Emin
Mısırlı yazar
TT

Husiler: Dünyanın düşmanları anlatısı

Antik Yunan mitolojisinin bize anlattığı gibi, Husiler “Mizantroplar”, yani insanlığın düşmanları mı oldular?

Uzun zamandır onlara karşı suçlamalar yöneltilmiş olsa da Suudi Arabistan’ın sivil havaalanlarına yapılan son saldırılar çatışmayı başka bir boyuta taşıdı. Bu, sadece Suudi Arabistan'ın değil, artık dünyanın düşmanı oldukları fikrini güçlendiriyor.

Birkaç gün önce Krallığın havaalanlarına yapılan füze saldırıları, çatışmayı yeni bir küresel tehdide dönüştürdü. Zira haydut milisler artık sadece denizde ve Babul Mendeb Boğazı'nda bir tehdit değil; tehditleri artık deniz ve taşımacılığından hava ve taşımacılığına kadar uzandı.

İlk etapta tehditler genellikle küresel ulaşım, taşıma ve ticaretle bağlantılıydı. Ancak Kral Halid Havaalanı'ndaki kurbanların farklı milliyetlerden olması, can kaybının küresel olduğunu ve ülkeler arasındaki hayati ulaşım ve iletişim yollarının artık tehdit altında olduğunu gösteriyor. Bu, felaketin bölgesel veya yerel değil, küresel olduğu anlamına geliyor; çünkü yankıları hedef alınan ülkeyi aşarak havayolları şirketlerinin güvenini ve yolcu trafiğini etkilemiş ve dünyanın en önemli ulaşım sektörlerinden birinin istikrarını olumsuz yönde etkilemiştir.

Kış mevsimi yaklaşırken Suudi petrol tesislerini hedef alan Husilerin kötülük anlatısının küresel enerji krizini derinleştirmeyi amaçladığı konusunda artık hiçbir şüphe yok. Bu durum altı kıtanın tamamındaki petrol ve doğalgaz piyasalarını etkileyecektir.

Uluslararası hukukta savaş suçu olarak sınıflandırılabilecek bir durumla mı karşı karşıyayız?

Barış zamanında sivillerin korunmasına ilişkin kurallara göre sivil havaalanlarının ve petrol tesislerinin hedef alınmasının yanı sıra, sivilleri tehlikeye atmak, bu saldırıların farklı biçimlerde bile tekrarlanması, kanunen cezalandırılabilir bir savaş suçu teşkil eder ve kaçınılmaz olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne sevk edilir.

Ancak durumun ciddiyeti, sadece bir tanımlamadan çok daha fazlasını, Husi ihanetinin dumanı dağılmadan önce hızlı bir eylemi gerektiriyor.

Başlıca büyük güçler, çok sayıda benzer açıklamalarda bulunarak, akıllıca hareket ettiler. İlk olarak ABD Başkanı Donald Trump bu tür saldırıları reddeden açıklamalarda bulundu. Ardından Dışişleri Bakanı Marco Rubio konuyu sivillerin hayatına yönelik açık bir saygısızlık olarak nitelendirdi. Son olarak da BM Genel Sekreteri António Guterres saldırıları kınadı ve derhal durdurulmasını talep etti.

Bu füzeler karşısında sadece sözler yetersiz kalıyor. Bu nedenle, küresel barış ve güvenliği korumakla görevli BM Güvenlik Konseyi'nin, Husilerin insanlığa karşı savaşlarını görüşmek üzere acilen toplanması ve hem askeri hem de ekonomik cephelerde, sıkı yaptırımlar yoluyla kararlı cezai tedbirler alması gerektiği açık ve net.

Bu bağlamda, özellikle ABD'nin Husiler konusundaki tutumunu sorgulamak zorundayız. Bu tutum sadece kınamalarla mı sınırlı kalacak, yoksa askeri caydırıcılık şeklinde mi karşılık verilecek?

2 Ekim'de ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance başkanlığında Camp David'de yapılan gizli toplantıya dönecek olursak, Başkan Trump'ın sadece İran ve kaçınılmaz çatışmayla ilgili değil, Husi isyancılar ile mücadele stratejisini de yeniden değerlendirdiği açıkça görülüyor. Zira sızdırılanlar, bu mücadele fikrinin perde arkasında yeniden ve ciddi bir şekilde tartışılmaya başlandığına işaret ediyor.

Şimdi, Husilerin Suudi Arabistan topraklarında her milletten sivillere karşı uyguladığı vahşetle birlikte ve bilhassa seksen yılı aşkın süredir devam eden stratejik ABD-Suudi Arabistan ilişkisi göz önüne alındığında ABD'nin rolünün ne olacağı sorusu hayati önem taşıyor. Zira bu süre zarfında Krallık, birçok küresel arenada ABD'nin dostu ve hatta ideolojik müttefiki oldu. Bu ittifak, Sovyetler Birliği'nin emelleriyle mücadelede, sıcak sulara ve Arap Körfezi'nin enerji kaynaklarına erişme hayallerini engellemede, dogmatik aşırıcılıkla mücadelede, ılımlılığı ve orta yolu desteklemede çok önemli olmuştur.

Son olaylar, istihbarat paylaşımından Krallığın hava savunmasının güçlendirilmesine kadar uluslararası güvenliğin her yönüyle güçlendirilmesinin acil bir ihtiyaç olduğuna dikkat çekiyor; bu sorumluluk, Krallığın tüm dost ve müttefikleri tarafından paylaşılmaktadır.

Dikkate almamız gereken bir diğer nokta ise Husilerin Tahran'ın vekili olarak oynadığı roldür. Eğer geleneksel yöntemlerle bu düzeyde bir “vahşet yönetimini” sağlayabiliyorlarsa, İran ve vekilleri nükleer silahlara sahip olurlarsa bölgeye ve dünyaya neler yaparlar?

1770 yılında, ünlü İngiliz filozof ve devlet adamı Edmund Burke, “Kötülüğün zaferi için gereken tek şey, iyi insanların hiçbir şey yapmamasıdır” demişti.

Aynı düşünce, 1867'de St. Andrews Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşmada İngiliz filozof John Stuart Mill tarafından da dillendirilmişti.

Kötülüğün zafer kazanmasından ve kötülerin galip gelmesinden önce Husilerle yüzleşmek bir gerekliliktir.