Hasan Ebu Talib
TT

Hiroşima, Halepçe ve Gazze: Neden bizi öldürdüler?

Farklı ülkelerde, birbirinden kilometrelerce uzakta bulunan üç şehrin ortak bir noktası var; tüm insanlık için derin ve önemli anlamlar taşıyan bir tarihi barındırmaları. Birincisi, Hiroşima, 6 Ağustos 1945'te insanlık tarihinde ilk atom bombası kullanımına sahne oldu. İkincisi, Halepçe, Saddam Hüseyin döneminde Irak ordusu tarafından yürütülen ve Enfal harekâtı olarak bilinen operasyonun bir aşamasında, çoğunlukla Kürt ve Asur azınlığının yaşadığı şehrin sakinlerine ve çevresine karşı acımasız ve korkunç bir askeri harekâta sahne oldu. Kimyasal silahlar kullanıldı ve etnik kimliğe dayalı keyfi tutuklamalar ve cinayetler işlendi. Üçüncüsü, Gazze Şeridi, son üç yılda en büyük yıkıma tanık oldu ve halkı her türlü toplu katliama, açlığa, kasıtlı toprak tahribatına ve ekinlerin yok edilmesine maruz kalmaya devam ediyor; bunlar yasal olarak soykırım tanımına giren eylemlerdir.

Bu üç şehrin ortak noktası, Japonya'daki Hiroşima ve Nagazaki vakalarında olduğu gibi, son derece yıkıcı ve ölümcül silahların kullanılması ve bunun sonucunda binlerce kurbanın bir anda hayatını kaybetmesidir. Keza Kuzey Irak'taki Kürt bölgelerinde olduğu gibi nispeten kısa sürelerde (1986-1988) gerçekleştirilen sistematik katliam ve yıkıma sahne olmalarıdır. Kürt, Asuri ve diğer etnik azınlıklardan yüz binden fazla kişi bu sebeple hayatını kaybetti. Gazze'de yaşananlara ise günlük olarak tanık oluyoruz; Gazze Şeridi tamamen yok edildi, 75 binden fazla kişi öldü ve 175 bin kişi yaralandı ve bu sayılar her saat artmaya devam ediyor.

Üç vakada da şehirler tamamen yerle bir edildi, bazı ailelerin tamamı öldürüldü ve kurbanların cesetleri nükleer radyasyon, zehirli kimyasal gazlar, seyreltilmiş uranyum bombaları ve iz bırakmayan yangın bombaları nedeniyle etrafa saçıldı. Ve kaderin bu trajedilere tanık olmalarını emrettiği kişiler hâlâ aramızda yaşıyor. Ciddi hastalıklara ve gözlerinde, el hareketlerinde, sendeleyen yürüyüşlerinde ve yaşadıkları dehşetleri hatırlarken döktükleri gözyaşlarında açıkça görülen korkunç psikolojik acılara maruz kaldılar. Hepsi en kanlı ve ahlaksız eylemlerin tanıklarıdır; bu eylemler, insanlık duygusunu tamamen yitirmiş, intikam alma arzusuyla yanıp tutuşmuş, tüm iyi insanların gözünde kanın bir sembolü olduklarını hayal etmemiş kişileri ve liderleri en açık şekilde yansıtıyor.

Hiroşima'ya atom bombasının atılmasının 60. yıldönümünde, 6 Ağustos 2005'te, Japon hükümetinin daveti üzerine, bu trajik olayın anma etkinliklerine katıldım. Yıldönümünden birkaç gün önce, Amerika Birleşik Devletleri, İmparator Hirohito'nun ülkesinin koşulsuz teslim olmasını teklif etmesine rağmen, Japonya'ya boyun eğdirmek ve onu teslim olmaya zorlamak için bu bombaları kullanma kararıyla ilgili belgeleri yayınladı. İmparatorun bu teklifi, ABD Başkanı Harry Truman tarafından görmezden gelindi ve olası insani kayıplara aldırmadan Hiroşima'ya “Küçük Çocuk” ve Nagazaki'ye “Şişman Adam” lakaplı bombaların atılması kararını verdi. Bahsi geçen belgeler, bu kararının askeri liderlerin hiçbir muhalefetiyle karşılaşmadan kabul edildiğini, dahası askeri liderlerin bu kararı övdüklerini ve büyük bir tarihi fetih olarak gördüklerini teyit etti.

O yıldönümüne, o dönemde küçük yaşta olan, bombaların doğrudan etkisinden kurtulan ama zehirli radyasyondan ve ciddi hastalıklardan kurtulamayan bazı yaşlı kadınlar da katılmışlardı. Gözleri, hareketleri ve zayıf sesleri kırılganlıklarını yansıtıyordu. Kadınlar, dinleyicilere geçirdikleri kötü huylu hastalıkları ve insanların nasıl evlatlarını, eşlerini, akrabalarını ve arkadaşlarını kaybettiklerini anlattılar. Sözleri, yaşananlardan ders çıkarmaya ve barışa sıkıca tutunmaya yönelik bir çağrıyla sona erdi.

Aynı hikayeleri, sanki kelimeleri hiç değişmeyen bir hikaye gibi, insanlık dışı Enfal harekâtının acı yükünü çeken Kürt Halepçe şehrinde de duyulabilirsiniz. Binlerce sakini hayatını kaybetti ve binlercesi de onları perişan eden hastalıklara yakalandı. Halepçe Müzesi'nde rehberlik yapan Bayan Keşvar Velude Meis de bunlardan biriydi. Kendisi ziyaretçilere trajediyi, nasıl yaşandığını, savunmasız kadın ve çocuklara karşı Irak ordusunun uyguladığı vahşeti anlatıyordu. Kendisi de bu sebeple vücudunun çeşitli yerlerinde izler bırakan birçok ameliyat geçirmişti. Resmi olmayan bir Mısır heyetine, kimyasal silah saldırısından bir haftadan kısa bir süre sonra şehre gizlice giren Hollandalı bir fotoğrafçının çektiği resim ve fotoğrafları anlatıyordu. Birçok ödül kazanan en ünlü fotoğrafı, çocuğunu radyasyondan ve ölümcül zehirlerden korumaya çalışır gibi kucaklamış bir anneye aitti. İkisi de toprakla kaplıydı ve birlikte şehit olmuşlardı.

Son üç yıldır Gazze'den tüm dünyaya ulaşan sayısız görüntü de aynı; yüzlerce, hatta binlerce anne çocuklarını kucaklıyor, her anne ve çocuğu birlikte şehit oluyorlar. Yıkım, tahribat ve sadece acı hatıralara dönüşmüş evlerin görüntülerinden bahsetmiyoruz bile.

Ve şu soru sorulmaya devam ediyor: Neden bizi öldürdüler?

 Ünlü Amerikalı oyuncu Angelina Jolie iki hafta önce Gazze Şeridi'ndeki yıkımın fotoğrafını, Başbakan Netanyahu'nun emriyle İsrail ordusu tarafından yıkılmadan önce aynı bölgenin fotoğrafıyla birlikte paylaştığında, sanki evleri ve binaları küle dönüşmüş Hiroşima'ya ait fotoğrafları izlemiş gibi olduk. Bu görüntüler, mütevazı Halepçe Müzesi'nde sergilenen, yıkılmış binalara, yanmış araçlara ve artık tanınmaz hale gelmiş, hiçbir şeye benzemeyen yapıtlara ait görüntülere benziyor.

Lider veya faillerden bağımsız olarak, insan olmanın tüm anlamlarını ihlal eden savaşların ortak paydası, kurbanları ve acı hatıralarıdır. Bu, tüm insanlığı, bu insanlıktan çıkmış kişilere karşı kararlı ve azimli bir şekilde durmaya zorluyor.