“Çoğu yangın küçük bir kıvılcımla başlar.” Bu söz, İbn Kayyim'e atfedilen bir beyitte geçer: “Bütün olaylar bir bakışla başlar / Ve çoğu yangın küçük bir kıvılcımla başlar.” Son günlerde Fransa'yı kasıp kavuran halk ve öğrenci ayaklanmasının küçük kıvılcımı lise öğrencileri tarafından ateşlendi. İlk kıvılcım, Paris'in yoksul banliyölerindeki okullarda tutuştu ve alevler çoğu Fransız şehrine yayıldı.
Haberler, yaklaşık 7 bin öğrencinin gözaltına alındığından, çoğunun reşit olmadıkları ve tutuklanmalarının yasa dışı olduğu gerekçesiyle aynı gün serbest bırakıldığından bahsediyor.
Öğrenci ayaklanması üniversite öğrencilerini de içine çekti ve işçi sendikalarının sempatisini kazandı. Geçtiğimiz hafta sonu çıkan haberler, “Sarı Yelekliler” hareketinin de yeniden sokağa dökülüp ayaklanmaya katılma olasılığının yanı sıra, önümüzdeki hafta başında binlerce vatandaşın yakıt fiyatlarının yükselmesini protesto etmek için katılmasının beklendiği bir gösterinin de bu ayaklanmaya katılabileceğinden bahsediyordu.
1968 Mayıs'ını, yani General Charles de Gaulle'ün tahtını sarsan olayı tekrar yaşıyor olabilir miyiz? O dönemde de Gaulle, protestocu öğrencileri şımarık çocuklar diye nitelendirerek alaya almıştı. Durum kötüleşince de Fransız toplumundaki sessiz çoğunluğa seslenmiş ve onlar da çağrısına yanıt vermişlerdi. Böylece birkaç hafta sonra, ezici bir zaferle kazandığı yeni parlamento seçimlerini düzenleyebilmişti. Ancak, bir yıl sonra referandumu kaybederek siyaset sahnesinden çekilmişti.
Şimdiki Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, General de Gaulle değil. 1968'de yaşananların aksine, haberler kamuoyunda yönetim etrafında birleşmek yerine, öğrencilere karşı yaygın bir sempati bulunduğuna işaret ediyor.
Hükümetlere karşı öğrenci hareketlerinin gücü, nerede olursa olsun ve motivasyonları ne olursa olsun, toplumun diğer kesimlerini cezbetme yeteneklerinde gizlidir. Zira öğrenciler, işçilerin, çalışanların ve çiftçilerin çocuklarıdır ve talepleri birçok evde ve kalpte yankı bulur. Bunu Bangladeş'te, öğrenci protestolarının Şeyh Hasina hükümetini düşürmesi olayında da gördük. Son aylarda Hindistan'da da Narendra Modi hükümetinin eğitim bakanını feda etmek ve öğrencilerin temel taleplerine boyun eğmek zorunda kaldığını gördük. Haberlere göre öğrenciler geçen hafta Delhi'de yeni taleplerle sokaklara geri döndüler ve şehrin sokaklarını güvenlik güçleriyle aralarında bir savaş alanına dönüştürdüler.
Fransa'daki geniş çaplı öğrenci protestolarının paradoksu, öğrencilerin taleplerinin (eğitim koşullarının iyileştirilmesi, okul binalarının onarılması ve daha fazla öğretmen sağlanması gibi) Macron hükümetinin hazinesinin karşılayamayacağı bir bütçe gerektirmesidir. Ülkesi kritik bir ekonomik çıkmazda: Avrupa'nın en büyük bütçe açıklarından birine sahip (dördüncü sırada). Hükümetin borcu GSYİH'nin yüzde 119'una ulaşıyor ve faiz ödemeleri her yıl muazzam miktarlarda parayı yutuyor. Ayrıca, hükümetinin parlamentoda çoğunluğu yok ve gelecek yılın bütçesini geçirmek için zorlu bir mücadeleyle karşı karşıya. Medyada yer alan haberlere göre, protestolar hükümetin mali çöküşü durdurma umuduyla yaklaşık 54 milyar avroluk kemer sıkma politikası uygulamaya hazırlandığı bir sırada patlak verdi.
Cumhurbaşkanı Macron’un görev süresi bitmek üzere ve Elysee Sarayı'ndan ayrılmasına sadece birkaç ay kala, iki zorluk arasında sıkışmış durumda; boş bir hazine ve nüfusun birçok kesimini içine çeken, Fransız şehirlerinin sokaklarını ve meydanlarını çevik kuvvet polisleriyle girişilen bir savaşın alanına çeviren öfkeli öğrenci hareketi.
Yorumcular ve uzmanlar, öğrencilerin taleplerinin yerine getirilmesinin hazine krizini kaçınılmaz olarak daha da kötüleştireceğini söylüyor. Öğrenci ayaklanmalarında tipik olduğu gibi, Fransız hükümeti bir günah keçisi arayarak, solcu “Boyun Eğmeyen Fransa” Partisi üyelerini ve lideri Jean-Luc Mélenchon'u protestoları kışkırtmakla suçladı. Bu suçlama tamamen temelsiz değil. Yaklaşan nisan seçimlerinde cumhurbaşkanı adayı olan Mélenchon, bu siyasi fırsatı değerlendirmeye çalıştı ve çeşitli yerlerde öğrencilerin arasında görünerek, onlara destek ve cesaret verdi. Ancak çatışmalar şiddetlendiğinde ve bazı protestocular şiddete başvurduğunda, Mélenchon sakin olunması çağrısında bulunarak öğrencileri disiplinli kalmaya ve şiddet ile vandalizmden kaçınmaya çağırdı.
Bugün Fransa'yı Hindistan ve Bangladeş'ten ayıran nokta, neredeyse evrensel olan (farklı nedenlerle de olsa) öğrenci öfkesi değil, yetkililerin buna verdiği tepkilerdir. Fransa’da hükümet iki temel seçenekle karşı karşıya; taleplere kulak vermek ve bunların uygulanmasının maliyetini üstlenerek hazine krizini daha da derinleştirmek veya bunları reddetmek ve bastırmanın siyasi maliyetini üstlenmek. Talepleri kısmen veya kademeli olarak karşılamak gibi bir orta yol da mümkün olabilir, ancak sıkı bütçe ve hükümetin parlamentoda çoğunluğa sahip olmaması nedeniyle bu zor olmaya devam ediyor. Bu nedenle, 2026 öğrenci ayaklanması Cumhurbaşkanı Macron'un siyasi mirası olabilir.