Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

Irak diyor ki: Bende Husiler yok

Haber, “Irak Hükümeti: Irak’ta Husilere ait herhangi bir merkez bulunmuyor” başlığıyla Al Arabiya.net platformunda yayımlandı.

Haberin metninde, Irak hükümetinin resmî sözcüsü Haydar el- Abbudi’nin Irak Haber Ajansı’na yaptığı açıklamaya yer verildi. El- Abbudi şöyle dedi: “Irak içinde bu konuda varlığı tespit edilmiş herhangi bir merkez bulunmuyor.” Ardından, “Esasen mevcut olmayan bir mesele hakkında herhangi bir hükûmet girişimine ya da kararına gerek yoktur” diye ekledi.

El-Abbudi, “Irak, komşu ülkelere yönelik saldırılar için bir çıkış noktası olmayacak ve herhangi bir çatışmaya katılan silahlı gruplara ev sahipliği yapmayı benimsemeyecektir” ifadelerini kullandı.

Irak içinden yürütüldüğü ileri sürülen askerî, siyasi, istihbarî ve toplumsal nitelikteki Husi faaliyetlerine ilişkin bütün iddialar ise Irak hükümet sözcüsünün ifadesiyle, “sosyal medya üzerinden dolaşıma sokulan anlatılardan” ibaretti.

Oysa Irak’ın istikrarını ve barışını, aynı zamanda bütün bölgenin kaosun zararlarından ve yıkım ile fitne milislerinin kötülüklerinden uzak kalmasını isteyen herkes, bu açıklamanın gerçeği yansıtmasını yürekten temenni eder. Irak, kendi yerel milislerinin bitmek bilmeyen faaliyetlerinden zaten yeterince zarar görüyor. Dolayısıyla bir de “yabancı bir oyuncuya” ihtiyacı yok.

Ancak Irak’taki Husi faaliyetlerinin yalnızca sosyal medyada dolaşan iddialardan ibaret olmadığını hatırlatmakta fayda var. İşte birkaç örnek:

Eylül 2024’te, dönemin ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, Husilerin Irak’ın başkenti Bağdat’ta “gizli ofisler” açtığını açıkladı. The New York Times da bu konuda bir haber yayımladı.

Irak’ın eski Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, gazeteci Mustafa Sadun’un sunduğu Bağdat Saati programında daha önce yaptığı açıklamada, Irak içinde Husi faaliyetlerine işaret eden bilgiler bulunduğunu söyledi. Zebari, ülkedeki silahlı gruplara yönelik saldırılarda Husi mensuplarının öldürülmesini de buna örnek gösterdi.

Zebari ayrıca, “Eldeki bilgiler, Suudi Arabistan’daki Doğu-Batı boru hattına yönelik saldırıda Husilerin de parmağı olduğunu gösteriyor” dedi.

Üstelik bunu yayımlayan herhangi bir medya kuruluşu değil, bizzat Al Jazeera ağıydı: Haberde, Ebu İdris Ahmed eş-Şerafi adlı kişinin Irak’taki Husi hareketinin temsilcisi olduğuna işaret edildi. Ayrıca Kays el-Hazali’nin onu karşıladığı sırada çekilmiş bir fotoğraf da yayımlandı. Kays el-Hazali’yi tanıtmaya gerek yok; o zaten herkesçe bilinen bir isim!

Daha önce bu köşede yayımlanan bir makalede de konuya ilişkin daha ayrıntılı bilgilere yer verilmişti.

Ancak asıl mesele bunlar değil. Asıl önemli olan, Irak hükümetinin Sayın Ali ez-Zeydi başkanlığındaki hükûmetinin sözcüsü Sayın el-Abbudi’nin söyledikleridir. Bu sözler kayda geçirilmeli ve kendisine teşekkür edilmelidir. Fakat ardından, bunları destekleyen somut, ayrıntılı ve sürekli bir çalışma gelmelidir; yoksa söylenenler rüzgârın savurup götürdüğü sözlerden ibaret kalır.

Irak’ın, komşularının, Yemen’in ve hatta dünya barışının çıkarları açısından Irak’ın, Irak devletinin ve Irak halkının çıkarlarını umursamayan bu tür gruplara sığınak ya da hareket üssü olmaması büyük önem taşımaktadır.

Son olarak, Irak örneği dünyadaki başka bölgelere de dikkatle bakılması gerektiğini gösteriyor. Husilerin mali, medya, siyasi, askerî veya lojistik faaliyetler yürüttüğü diğer bölgeler de mercek altına alınmalıdır. Önce bu bölgeler açığa çıkarılmalı, ardından kuşatılarak bu karanlık odakların ortadan kaldırılması sağlanmalıdır.