Onlara «Işıklar Şehri» ya da «Nur Şehri» denirdi. Bunun nedeni, güneş ışınlarının bolluğu ve düşünsel fenerlerinin çokluğuydu. Ancak zaman zaman Paris’in ayaktakımı sokaklara dökülür, ışıkları söndürür, göz alıcı vitrinleri parçalar, güzel mimari yapıları tahrip eder ve hayat pahalılığını protesto eder.
Fransa belki de dünyada sosyal güvencelerin en kapsamlı olduğu ülkedir; ancak gençleri de en çok şikâyet edenler arasındadır. Tek bir çığlık yeter, protestocular hemen toplanıverir. Neye karşı mı? Her şeye, herhangi bir şeye karşı.
Sorun şu ki Fransa, bulaşıcı bir ülkedir. Bir ışıklar ülkesidir. Belçika ya da Hollanda gibi değildir; oralarda her şey yereldir, kendi sınırları içinde kalır, nadiren manşetlere taşınır ve başka başkentlere yayılır. Burası Paris’tir; burada yaşanan her sarsıntıya «devrim» adı verilir, kırılan her camda düşünsel bir iz ya da Frantz Fanon’dan bir alıntı bulunur. Burada hiçbir şey gerçekten sona ermez, hiçbir şey kapanıp gitmez.
“Parisli”er devrimin beşiği olan Bastille Meydanı’na iner inmez, İtalya’da Milano ve Napoli’nin devrimcileri de onlara katıldı; İspanya’da da onların uzantıları ortaya çıktı. Bunların çoğu, denizaşırı ülkelerden yeni gelmiş mültecilerdi. Ancak onlar da şehirden, devletten ve insanca bir yaşamdan kendilerine düşen payı istiyorlardı. Oysa kendi ülkeleri onlara bunları sağlayamıyordu. Bu yüzden umutsuzların cesetleri denizin yüzeyine vuruyor; hem de bir zamanlar kendilerini sömürgeleştirmiş ülkelere ulaşabilmek için biletin bedelini eksiksiz ödemiş olmalarına rağmen.
İnsanın, eski sömürgecisinin karşısında kendini denize bıraktığı andaki duygularını bir an olsun hayal edebiliyor musunuz? Bugün, geçmişin mücadele insanları hakkında neler düşündüğünü ve onların kendisini nasıl her konuda yüzüstü bıraktıklarını hayal edebiliyor musunuz? Uğruna mücadele ettikleri her güzel şey ölüp gitmiş: özgürlük, bilim ve insan onuru…
Bu tablonun içinde pek çok sıradan insan da var: tembel olan, kayıtsız kalan ve bir geleceğe sahip olan… Yani fırsatlara, eşitliğe ve hukuka dayalı, daha iyi bir dünyanın inşasında ortak olmayı hak eden insan.
Fransa’daki protestocular aslında ne istiyor? Güzellikleriyle öne çıkan şehirlerdeki güzel binaları neden yakıp yıkıyorlar? Ayaktakımı inşa etmekten anlamaz. Onlar, çağlar boyunca yıkımın temsilcileri olmuşlardır.