Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür
TT

The WEIRDest: Ön okuma

Bu yazı, Profesör Joseph Henrich'in Hamza el-Muzeyni tarafından yakın zamanda çevrilen “The WEIRDest People in the World” adlı kitabının bir ön okumasıdır. Ayrıca kitabın incelemesi değil, kendim ve değerli okurlarım için faydalı olacağına inandığım bazı noktalara dair bir gözlemdir.

Çevirmen, kitabın temel fikrinin önemli bir yönünü özetlediği için başlığın anlamını açıklamakla başlayarak iyi bir iş çıkarmış. Başlık, Avrupa deneyiminin benzersizliğine ve teknolojik ve sosyal ilerlemenin bu deneyimi şekillendiren faktörlerin bir ürünü olduğuna işaret ediyor. Bu perspektiften bakıldığında, kitap metodolojik olarak Max Weber'in (1864-1920) zihniyet ve sosyal yapıyı şekillendirmede istikrarlı bir kültürel faktörün rolünü vurgulayan tezine yakın olarak değerlendirilebilir.

Weber, ünlü kitabı “Protestan Ahlakı”nda ekonomik ilerleme için “kapitalizmin” gerekliliğini vurgulamıştır. Ancak her toplum kapitalist bir sistem geliştirebilecek kapasitede değildir, çünkü başarısının şartı yalnızca Protestanlığa, özellikle de Piskopos John Calvin'in görüşlerine bağlı toplumlarda var olduğunu söylediği belirli bir zihniyete bağlılıktır. Özünde, Weber, Protestanlığın dünyevi çalışmanın değerini yükselttiğini ve bu alandaki başarıyı Tanrı'nın lütfuna bir giriş olarak gördüğünü söylemektedir. Bu nedenle, bu mezhep maddi ve manevi olan arasında gerçekçi bir uzlaşma kurar ve çoğu dinde olduğu gibi aşırı materyalizmi doğru yoldan sapma olarak görmez.

Benzer şekilde, bahsettiğimiz kitabın yazarı, Protestanlığın, Weber'in önerdiği gibi kapitalist model yönünde değil, daha ziyade mutlaka ekonomik ilerleme ile sonuçlanacak rasyonel sözleşme ve adil paylaşıma daha yatkın bir sosyal sistem yönünde kendisini benimseyen toplumların kültüründe derin bir iz bıraktığını düşünüyor. Bu görüşe göre, Avrupa kültürü bireyciliği vurgular ve aile bağlarına güvenmeye direnir. Bu nedenle, geniş aile sosyal sistemde veya bireyin statüsünü belirlemede etkili bir birim oluşturmaz. Avrupalı ​​birey özgüven ve analitik düşünme yeteneğiyle yetiştirilir ve bu nedenle yabancılarla ilişki kurmaktan korkmaz. Ticari veya yarı ticari işlemlerde, kişisel anlaşmalara veya “niyet beyanlarına” değil, kanuna ve açıklanmış kurallara güvenir.

Bu özellikler, özellikle “sermaye şirketleri” olmak üzere ticari ortaklıkları, önceden tanışıklık, akrabalık veya arkadaşlığa dayalı “kişisel ortaklıklara” alternatif olarak kolaylaştırdı.

Henrich’in kitabı, “Protestan Ahlakı” gibi, insan doğasında kök salmış bir faktörden ziyade, özellikle tarihsel bir olay olarak sosyal yapıya odaklanıyor. Bu şekilde, “edinilmiş zihniyet”e odaklanan modern antropolojik ve sosyolojik çalışmalar kesimine katılıyor. Bu, “bazı özelliklerin biyolojik olduğunu”, tıpkı fiziksel özellikler gibi ebeveynlerden çocuklara genetik olarak aktarıldığını iddia eden eski araştırmaların aksi bir yaklaşımdır. Bu yönelim, nispeten küçük bir azınlığı temsil etse de tarımsal ve yarı pastoral toplumlarda davranışsal özellikleri ırk veya etnik kökenin sabit özelliklerine bağlayan psikolojik bir eğilimi yansıtıyor.

Bu düşündürücü kitabı bitirmeden önce önümde daha uzun bir yol var. Ancak, bahsetmeye değer bulduğum ve “Protestan Ahlakı” da dahil olmak üzere aynı yaklaşımı benimseyen birçok kitapta da gözlemlediğim bir gözlemim var. Kitabın mevcut bir sosyal durumu ortaya koyduğunu ve ardından bunu üretmiş olabilecek faktörleri araştırdığını gördüm. O, farmakolojide her zaman aynı sonuca götüren “aktif bileşen” olarak tanımlanan şeyi keşfetmek için bu faktörleri bağımsız olarak incelemiyor. Örneğin, Weber, Protestanlık ve ekonomik refah arasındaki ilişkiyi kanıtlamak için Almanya ve Kuzey Avrupa'yı kanıt gösterir. Ancak, örneğin Letonya ve Estonya gibi Avrupa ülkeleri ile Liberya ve Kenya gibi Afrika ülkeleri de dahil olmak üzere, geçmişlerine hapsolmuş başka Protestan toplumlar olduğunu da görüyoruz. Buna benzer şekilde; Portekiz ve Fransa arasındaki karşılaştırma da çarpıcıdır. Her ikisi de Katolik olmasına rağmen, Fransa en gelişmiş ülkeler arasında yer alırken Portekiz ondan çok geridedir.

Bu argümanla amacım, kitabın kültür ve sosyal yapı arasında nedensel bir ilişki olduğu yönündeki önerisinin abartılı olabileceğini belirtmektir. Bence bu, kesin nedenden ziyade koşullu bir hipotezdir. Elbette potansiyel nedenler veya bu nedenlerin etkisinin koşulları olarak değerlendirilebilecek başka faktörler de vardır. Belki daha sonra geri dönüp bunlara değinebiliriz.