Ürdün'ün Karak şehrindeki Hammud köyünde yaşanan hain silahlı saldırı, Arap Hristiyanlar, Arap ve İslam medeniyetinin yapısındaki yerleri ve rolleri, hem insani hem de fiziksel olarak bu medeniyetin ayrılmaz bir parçası mı yoksa sadece nereden geldikleri bilinmeyen yabancılar mı oldukları konusundaki tartışmayı yeniden alevlendirdi.
Son birkaç günde, Şarkul Avsat’taki meslektaşlarımız bu korkunç olayı kınayarak ve aşırıcılığa yol açan nefret güdülerini analiz ederek bu konuda çok sayıda yazı kaleme aldılar. Ancak özellikle dikkat çekici olan, çeşitli sosyal medya platformlarında bu iğrenç suça eşlik eden nefret dolu yorumlardı. Elitlerin kınama ve eleştirilerine rağmen, toplumlarımızda düşmanlık ve nefreti yayan bu suçluların nefreti benimsemeye kararlı oldukları açıkça ortaya çıkmıştır. Arap Hristiyanların Arap ulusumuzun sosyal dokusunun ayrılmaz ve hayati bir parçası olduğu, vatandaşlık ve Arap ve İslam tarihine derinden kök salmış tarihi köklerinin hiçbir koşulda küçümsenemeyeceği konusunda hiçbir şüphe yoktur. 120'den fazla kaynakta, bu Arap Hristiyan topluluğunun ve özellikle Yunan bilimlerini Arapçaya çeviren, açıklayan ve daha sonra bunlar hakkında yazan Süryani Hristiyanların Arap ve İslam medeniyetine katkılarından açıkça bahsedildiğini görüyoruz.
İzzeddin İbnül Esir'in “Esed el-Gaba fi Ma'rifat el-Sahaba”sında, Muhammed İbn İyas'ın “Bada'i' el-Zuhur fi Vaka'i el-Duhur”unda, Ebul Mahasin İbn Tağrîberdî'nin “El-Nucum el-Zahira fi Muluk Mısr vel Kahira”sında ve İbnül İbri'nin “Muhtasar Tarih el-Duvel”inde birçok önemli anlatım buluyoruz ve bu liste uzayıp gitmektedir.
Bu nedenle, Arap Hristiyanlar Arap topraklarına derinden kök salmış asil bir varlıktır. Bunu en iyi şekilde gösteren Arap edebiyatının üç önemli Hristiyan şahsiyetine işaret etmek gerekiyor; birincisi, İslam öncesinde Arabistan'ın en etkili hatiplerinden ve en büyük şairlerinden biri olarak kabul edilen Necran Piskoposu Kuss bin Sa'ide el-İyadi, ikincisi, Irak'taki son Lahmid kralı el-Nu'man'ın veziri ve kızı Hind'in kocası Udey bin Zeyd ve üçüncüsü, Kureyş kabilesinden Osman bin el-Huveyris bin Esed.
Daha sonra bu şahsiyetler, kökenleri daha önce neredeyse bilinmeyen Arap alfabesinin ve yazı sisteminin gelişimine katkıda bulundular.
Irak'ın önde gelen tarihçisi, Arap ve İslam tarihi uzmanı Profesör Cevad Ali, çığır açan eseri “El-Mufassal fi Tarih el-Arab Kablel İslam”da, Arap Hristiyanlarının Arap alfabesinin gelişiminde önemli bir rol oynadığını açıklıyor. Ayrıca, gelecekte arkeologların Arap Yarımadası kumlarında gömülü Nebati alfabesiyle yazılmış yazıtlar keşfetme olasılığını da göz ardı etmiyor.
İbn Rüşd'ün hayatını yirmi yıl boyunca araştıran Dominikan-Mısırlı rahip Profesör George Kanavati, Hira'daki Hristiyanların Arap alfabesini ilk kullanan ve Arap diline yeni yapılar ve kelimeler kazandıran kişiler olduğunu iddia ediyor. “Amma ba'd” (Şimdi) ifadesini konuşmasında ilk kullanan kişi Kuss bin Sa'ide'dir. Ayrıca “ispat için delil getirmek iddia edene (davacı), ispat edemediği takdirde yemin ederek davayı reddetmek de davalıya (inkâr edene) aittir” ilkesini ilk ortaya koyan da oydu. Dahası, mektupların başında “filancadan filancaya” diye yazan ilk kişi oydu; mektupların ve yazışmaların “Bismike Allahümme” ifadesiyle başlaması uygulamasını yaygınlaştıran ilk kişi ise Ümeyye bin Ebu el-Salt'tı.
Arap Rönesansı doğduğunda ve Osmanlı işgalinin boyunduruğundan kurtulma arzusu ortak bir fikir haline geldiğinde, Arap Hristiyanlar ilk entelektüel ve coğrafi özgürleşme çağrısında bulunanlar arasındaydı. Maşrık (Levant) Arapları başta olmak üzere, önemli bir kısmının genel olarak Avrupa ve özellikle Fransa ile teması, milliyetçilik ve özgürleşme ruhunu beslemede çok önemli bir faktör oldu. Bu bağlamda, Arap dünyasında ve sürgünde Halil Cibran, İliyya Ebu Madi ve Mihail Nuayme gibi yazarlar ve şairler ortaya çıktı.
Özgürleştirici, medeniyetçi bir bakış açısıyla –ırkçı bir bakış açısıyla değil– Arap milliyetçiliği çağrısına gelince, bu bayrağı Edip İshak, Selim Serkis, Şibli Şumayyil, Necip Azuri ve diğerleri taşıdı.
Arap Hristiyanlar, aydınlanma aracı olarak matbaayı Arap bölgesine getirdiler. 19. yüzyılın ikinci yarısının başlarında, Dominiken rahipleri tarihi Musul Matbaasını kurdular.
Buraya kadar söylediklerimiz, pay talep etme fikrinden çok uzaktır; aksine, tüm insani unsurlarını tecrit veya dışlama, üstünlük veya ayrımcılık olmadan kucaklayan, böylece uluslar arasında en yüksek mertebelere yükselmesini sağlayan görkemli ve kadim bir medeniyetin tarihsel bir okumasıdır.
Karak'ta yaşananlar gibi olaylar, bu ulusal fraksiyonun göç etmesi çağrılarına yol açabilir; bu, Arap toplumsal dokusunun -Allah korusun- bölgedeki diğer ırkçılık biçimlerinin bir mikrokozmosu haline gelebileceği anlamına gelir ki gözlemciler bunu gözden kaçırmıyorlar.
Vatanlarımıza ve halklarımıza, bugün ve gelecekte barış diliyoruz.