Ortadoğu'nun geleceği şu anda birbirine çok yakın iki seçime bağlı görünüyor. İlki, 27 Ekim 2026'da İsrail'de 1988'den beri ilk defa tam bir dönem tamamlandıktan sonra yapılacak olan seçimdir. Aynı zamanda, 7 Ekim 2023 saldırısı ile Gazze, Lübnan ve İran'daki savaşlardan sonraki ilk seçimdir.
Diğeri ise 3 Kasım’da yapılacak ABD ara seçimleridir. Bu seçim, Temsilciler Meclisi'ndeki 435 sandalyenin tamamını ve Senato'daki 35 sandalyeyi kapsayacak ve kasım ayının ilk salı günü yapılacak.
Bu iki seçim Ortadoğu için neden bu kadar önemli? Bu çok yerinde bir soru.
İsrail nereye gidiyor? Bu ilk soru.
Çünkü veriler, hiçbir partinin tek başına çoğunluğu kazanamayacağını gösteriyor. Sistem orantılı ve her partinin hükümeti kurmak için 120 sandalyeden 61'ini kazanmaya ihtiyacı var. Mevcut anketler, Netanyahu karşıtı kampa 59, Netanyahu kampına 51 ve Arap partilerine 10 sandalye veriyor. Kısacası, kimse gerekli çoğunluğa sahip değil.
Gerçek anlaşmazlıklar sadece kişisel değil, aynı zamanda derin: Savaş aynı şekilde devam edecek mi, yoksa ateşkes anlaşmaları ve yeniden inşa mı olacak? Harediler için zorunlu askerlik ve bunun İsrail içindeki sivil barış üzerindeki etkileri… Yargı reformu ve yargının siyasi müdahaleden tamamen bağımsız olmasının sağlanması... Batı Şeria ve istilacı yerleşim sorunuyla yüzleşmek.
Bu, herhangi bir yeni İsrail hükümetinin karşılaşacağı en acil sorunlardan bir nebzedir.
Elbette, coğrafi çevresiyle başa çıkma politikalarına ek olarak. Peki, ABD nereye gidiyor? Bu, birçok gelecek senaryosunu anlamanın anahtarı olacak sorunun cevabıdır. Kongre, bölgeyi doğrudan etkileyen üç şeyi belirliyor; İsrail ve Ukrayna'ya askeri yardımın boyutu, İran'a yaptırımlar ve ABD'nin Körfez ülkelerine yönelik politikası.
İktidar partisinin ara seçimlerde önemli koltuklarını kaybetmesi alışılmış bir durum ve Beyaz Saray Temsilciler Meclisi'ni kaybederse, büyük bir dış politika anlaşmasının onaylanması çok daha zorlaşacaktır.
İsrail'de, mevcut koalisyonun iktidarda kalması ve ABD’de de Cumhuriyetçilerin Kongre'nin kontrolünü elinde tutması gibi süreklilik senaryosu da gündemde. Bu, doğrudan ve açıkça İran'a yönelik baskının artması, Gazze meselesinin dondurulması ve Hindistan'ı Ortadoğu ve Avrupa’ya bağlayan koridor gibi ekonomik koridorların hızlandırılması anlamına gelecektir.
Peki, ya İsrail'de daha ılımlı bir hükümet ve Temsilciler Meclisi'nde Demokratların kontrolünü içeren değişim senaryosu? Bu, Gazze'de kalıcı bir ateşkes, kâğıt üzerinde iki devletli çözüme dönüş ve İran ile nükleer müzakerelerin yeniden başlaması için daha büyük bir şans sunacaktır, ancak bütün bunları tamamen teorik hale getirebilecek son derece zorlu Amerikan iç koşulları altında.
Önümüzdeki ay çok temkinli bir bekleme dönemi; 27 Ekim'de Tel Aviv'de kimin iktidara geleceği bilinmeden kimse büyük kararlar almayacak. Washington'da ise odak noktası 3 Kasım'da kimin galip geleceği. Bölge sonuçları görmeyi bekliyor, ancak bazıları bunun ekonomik maliyeti konusunda endişeli; bu son derece ciddi ve önemli bir konu.