Abdullah Raddadi
Suudi araştırmacı ve ekonomi uzmanı
TT

Çin ekonomisinin düşüşü

Perakende satışlar ve sanayi üretimi beklentilerinde temmuz sonuçlarının başarısız olması, yüksek işsizlik oranlarının rekor seviyelere ulaşması ve ABD’de faaliyet gösteren dev emlak şirketi Evergrande’nin iflasını ilan etmesi de dahil olmak üzere geçtiğimiz hafta yaşanan bir dizi olayın ardından Çin ekonomisine ilişkin karamsar raporlar ve beklentiler ardı ardına gelmeye başladı. Çin ekonomisiyle ilgili karamsarlığın tek nedeni bu olaylar değildi. Zira aynı zamanda, düşük talep nedeniyle büyümenin beklentileri karşılayamaması, Çinli şirketlerin ve devlet kurumlarının borçları, azalan işgücü ve Batı'nın teknoloji transferindeki kısıtlamaları gibi bir dizi başka gerekçe ve zorluk da bulunuyor. Bütün bunlar yeni olmasa da bundan önce ciddiye alınmayan bir düşünceyi gündeme getirdi ki bu da ‘Çin'in kırk yıllık refah döneminin sona erdiği ve ülkenin artık küresel ekonomik büyümenin lokomotifi olmayacağı.’ Çin’in ilkbahardaki tökezlemeleri, uzun vadede daha tehlikeli olan bir sorunun habercisi. Çin'in bugünlere gelmesinin sebepleri neler? Bu raporlar ne kadar güvenilir?

Çin, büyüme döneminde işgücüne güvendi. Pekin yönetimi herkesin sorun olarak gördüğü nüfusla başa çıkarak onu bir güç noktası haline getirdi ve böylece üretkenliğini mümkün olan en üst seviyelere çıkarıp ekonomisini büyüttü. Bu yolculuk sırasında yüz milyonlarca Çinli yoksulluktan kurtarıldı. Ancak bugün Çin, 1961'den beri ilk kez nüfusta bir azalmaya tanık oluyor. Bu azalma en az 2029 yılına kadar beklenmiyordu. Birleşmiş Milletler (BM), şu anda 1,4 milyar olan Çin nüfusunun bu yüzyılın sonunda 800 milyona inerek azalmaya devam edeceğini öngörüyor.

Çin, doğurganlık oranı kadın başına 1,2 çocuğa ulaşana kadar yıllarca tek çocuk politikasını benimsedi. 2021'de hükümet bu politikada değişikliğe gitti ve bir çocuk sayısını üçe çıkardı. Ancak artık Çin'de yaşam biçimi önceki yıllara göre değişti. Bugün bir aile kurmak ve çocuk yetiştirmek için dünyanın en pahalı ülkelerinden biri olan Çin'de fiyatlar fırladı. Şimdi birçok aile tek çocuk tercih ediyor ve hatta şimdiki neslin çoğu çocuk sahibi olmaktan kaçınıyor. Doğum oranlarıysa yedi yıl öncesine göre yarı yarıya düştü. Kuşkusuz bu eğilim Çin'i rahatsız edecek. Diğer yandan, insanların ortalama yaşının artması, gelecekte sosyal bakım sağlamak için hükümet üzerinde baskı oluşturacak.

Nüfusun azalmasıyla işsizlik oranlarının artması arasında bir çelişki olduğu söylenebilir. Çünkü nüfus azaldığında gençlerin iş imkanlarının artacağı varsayılır. Ancak yalnızca bu yıl Çin'deki üniversite mezunlarının sayısı yaklaşık 11 milyon olduğundan mevcut işlerin kalitesi iş arayanlar için elverişsiz hale geldi. Zira mevcut işler bu mezunların istekleriyle uyuşmuyor. Bu nedenle Çinli liderler gençleri ‘el emeği konusunda iyi değiller ve kırsala taşınmak istemiyorlar’ diye eleştiriyor.

16 ila 24 yaş arasındaki Çinliler için işsizlik oranı, tarihin en yüksek seviyesi olan yüzde 21,3'e ulaştı. Bu istatistiğin ardından hükümet, ülkenin doğasına uygun bir önlem olarak verilerin yayınlanmasını tamamen durdurdu. Ancak bu hareket, Çin ekonomisini gelecekte desteklemek için önemli çözümlerden biri olabilecek yabancı yatırımların ülkeye gelmesine kesinlikle yardımcı olmuyor.

Çin ise söz konusu haberleri kınayarak Batı medyasının Çin'de yaşanan sorunları siyasi nedenlerle abarttığına inanıyor. Çin Dışişleri Bakanı, konuya dair yaptığı açıklamada sert ifadeler kullanarak “Gerçek, onların yüzüne tokat gibi çarpacak” dedi. Çin'in bu yanıt için bir gerekçesi olabilir ve bu gerekçe yalnızca Çinli yetkililere ait değildir. Zira Uluslararası Para Fonu (IMF), Çin'in bu yılki büyümesinin küresel büyümenin yüzde 35'ini oluşturacağını öngördü. Tabii ki bu tahmin yılın başındaydı ve Çin'de henüz gerçekleşmeyenler, bu iyimser beklentiyi mevcut karamsarlığa dönüştürüyor.

Batı’nın, Çin'in gelecekteki ekonomik rolünün abartıldığı sonucuna varan bu raporlarla Çin'i baskı altına almak gibi bir gündemi olduğuna şüphe yok. Zira Batı, Japonya'nın 1990’larda ve ondan önce Rusya’nın 1960’larda abartıldığı gibi Çin'in de gelecekteki ekonomik rolünün abartıldığı sonucuna varıyor. Çin ekonomisinin geleceğini üç aylık sonuçlardan veya Çin gayrisafi milli hasılasının (büyük bir yüzdesi olsa bile) emlak sektörünün performansından yargılamak mümkün değil. Bununla birlikte Çin gerçeğini düşünen biri, demografik eğilim mevcut ekonomik modelle orantılı olmadığı için, demografik bir sorundan mustarip olduğunu fark eder. Bu da kısa vadede Çin'i sekteye uğratabilecek ancak ekonomik refahın devamı için gerekli olan yeni yapısal reformları gerektiriyor.