İyad Ebu Şakra
Siyasi analist, tarih araştırmacısı
TT

Lübnan devleti: En büyük eksik figür

Dün, İsrail, ABD’nin başkenti Washington’da devam eden doğrudan müzakereler sırasında Lübnan'ın ateşkes talebini reddetti.

Bu tutumu sebebiyle İsrail, ABD'nin tepkisinden kesinlikle korkmuyor, çünkü ABD'nin İsrail ile ilişkisinde geçerli olanlar, herhangi bir “müttefik” devletle ilişkisi için geçerli değil. Dolayısıyla, yalnızca en saf gözlemciler veya inkâra meyilli olanlar, Washington'un mevcut müzakere sürecinin tarafsız bir sponsoru olduğuna inanıyor.

Öte yandan, müzakere süreci iki önemli arka plan ile birlikte yürütülüyor:

Birincisi, Hizbullah'ın altyapısını yok etme bahanesiyle İsrail askeri operasyonlarının yıkarak ve yerinden ederek genişlemesi, bunun sonucunda Lübnan içinde görülen siyasi kriz, mezhepçiliği alevlendirme ve ekonomik yıkım. İşte İsrail sağının Arap Maşrık (Levant) bölgesine yönelik bölücü ve parçalayıcı projesi çerçevesinde amaçladığı da tam olarak bu.

İkinci olarak, ABD ile İsrail arasındaki stratejik ilişki, Washington'un uluslararası ve bölgesel ilişkilerindeki hızlı değişimlerin yanı sıra İsrail askeri doktrinindeki değişimlerle birlikte yeniden tanımlanıyor.

Dün, Şarkul Avsat, işgal altındaki Filistin'deki muhabirimizin değerli bir katkı olan haberini yayınladı. Bu haberde yedek kuvvetlerinden General Amos Yadlin'in şu ifadeleri aktarılıyordu: “Amerikan kamuoyunun İsrail'e karşı tutumunda giderek büyüyen bir tür kriz yaşanıyor. Demokrat Parti içindeki ilerici sol ile Cumhuriyetçi Parti içindeki izolasyonist kampı birleştiren bir İsrail karşıtı cephenin varlığını hemen hissediyorsunuz. Daha genç yaş gruplarına yöneldikçe, bu olgu her iki partideki bazı ılımlıları da kapsayacak şekilde genişliyor. Bu olgu, iki ülke arasında İran'a karşı savaşta eşi benzeri görülmemiş güvenlik iş birliği ve İsrail'in ortak muharebe operasyonlarına yaptığı önemli ve etkili katkı ışığında giderek daha da güçleniyor.”

Yadlin, MIND Israel'in kurucusu ve yöneticisi Avner Golub ile birlikte, İsrail ordusunun İran'a karşı savaşa ABD ordusuyla katılması nedeniyle büyük saygı gördüğünü, ancak güvenlik kurumları ve Başkan Donald Trump'ın yakın çevresi dışında, her iki Amerikan siyasi partisinde de İsrail karşıtı bir cephenin oluştuğunu düşünüyor. Bu cephe, İsrail'i, askeri güç kullanarak emellerine ulaşmak için ABD Başkanını bölgesel bir çatışmaya “sürüklemekle” suçluyor. Bu nedenle, iki isim İsrail'i Washington'a “sadece güvenlik çıkarlarına veya tarihi taahhütlere dayalı bir ilişki değil, her iki ülkenin ortak çıkarlarına doğrudan stratejik değer sağlayan bir ortaklık” olarak sunma çağrısında bulunuyor.

Ardından, İsrail'i Washington ile “yardım almanın ötesine geçen ve özellikle teknoloji, yapay zeka, kuantum hesaplama, yarı iletkenler, enerji ve biyomalzemeler alanlarında ortaklığı içeren” yeni bir ilişki modeli geliştirmeye teşvik ediyorlar.

Bu bağlamda, dev Amerikan şirketleri ile önde gelen İsrail girişimleri arasında yapay zekanın çeşitli uygulamalarında (örneğin, ölçme ve algılama) gerçekleşen muazzam büyüme ve ortak geliştirme ve üretim programlarına dikkat çekmek gerekiyor. Apple'ın dünyanın ikinci büyük araştırma ve üretim tesisine sahip olduğu İsrail’in Herzliya'daki şehrindeki yatırımları buna örnek olarak gösterilebilir.

Öte yandan, Tel Aviv'in Washington ile ilişkisi kapsamında, hükümetinin politikalarını eleştiren bir İsrailli araştırmacı dün, İsrailli yetkililerin Washington'un Tahran ile yürüttüğü görüşmelerden dışlanmalarından rahatsız olduklarını, bu nedenle, görüşmeleri “dışarıdan” etkilemeye çalıştıklarını belirtti. İsrailli araştırmacı bu huzursuzluğun bazı nedenlerini şöyle sıraladı:

Birincisi, İsrail, Washington'un Tahran ile yapacağı anlaşmanın, Tel Aviv'in önceliklerinin başında gelen temel sorun olan İran'ın nükleer programı ve zenginleştirilmiş uranyum stokunu çözmeden, sadece ateşkes ve Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasıyla sınırlı kalmasından endişe duyuyor.

İkincisi, Binyamin Netanyahu, Tahran tüm tehditleri ortadan kaldırmadıkça nükleer konuda bir anlaşma olmayacağına dair Washington'un tekrarlanan taahhüdünün samimiyetinden şüphe duyuyor. Burada İsrail, yapılması gerekenin nükleer tesislerin yıkılması ve zenginleştirilmiş uranyum stoklarının sınırları dışına taşınması olduğuna inanıyor. Ancak, yapılması gereken ile önerilen arasında bir uçurum var. Bu nedenle Netanyahu, bu uçurum kapatılmadan önce İsrail seçimlerinin yapılmasından korkuyor.

Üçüncüsü, Lübnan'a gelince, İsrail'in bir anlaşmayı kabul etmeye zorlanması halinde siyasi konumunu güçlendirmek ve hatta sağlamlaştırmak için kullanacağı fiili bir işgal yaratmaya devam ettiği oldukça açık. Aksi takdirde, tüm uzlaşı fırsatlarını ortadan kaldırmaya devam edecek!

Dördüncüsü, yukarıdakilere ek olarak, İsrail, İran'ın Washington ile yapacağı herhangi bir anlaşmanın, yaklaşık 25 milyar dolar olduğu tahmin edilen dondurulmuş İran fonlarının serbest bırakılmasıyla sonuçlanmasından endişe duyuyor. Bilhassa İranlı müzakerecilerin müzakerelerin Lübnan'da ateşkesi ve İsrail'in Hizbullah'a saldırılarını engellemeyi içermesi konusunda ısrar etmeleri nedeniyle, serbest bırakılan fonların Tahran'ın bölgedeki müttefiklerine ve vekillerine ulaşma olasılığı endişesini daha da büyütüyor. Zira bu ısrar Hizbullah’ın Tahran ile zaten yakın olan ilişkisini daha da güçlendiriyor.

Bu arada, Lübnan'daki yaşam, ekonomik ve siyasi krizler kötüleşiyor. İsrail'in yerinden etme ve işgal konusundaki ısrarı ve Hizbullah'ın bölgesel bağlantılarına bahis oynaması karşısında, resmi düzeydeki güçsüzlük ve acizlik, halk arasındaki bölünme ve bazı siyasi figürlerin dış destek arayışı kesinleşmiş durumda.