Nebil Amr
Filistinli siyasetçi ve yazar
TT

Netanyahu’nun son baskısı…

İsrail’in geçirdiği tarihî bir boşlukta Binyamin Netanyahu; kurucu Ben-Gurion, Menahem Begin, General İzak Rabin ve General Ariel Şaron gibi büyük isimlerden bile daha uzun süre İsrail’in başında kalma fırsatını kolayca ele geçirdi.

Likud’daki en güçlü adamdı…

Başkanlığı başkalarına devretmek zorunda kaldığında da en güçlü ortaktı. Beyaz Saray’ın efendilerini aşırı derecede küçümseyerek zor duruma sokan bu adamın, Kongre’de Barack Obama’nın başının üstünden kürsüye atlayışını unutmak mümkün mü?

Bill Clinton, Gazze ziyareti esnasında Yaser Arafat’ın talebi üzerine Netanyahu’dan kanser hastası iki Filistinli mahkûmu serbest bırakmasını rica ettiğinde de onu kibarca reddetmeyip, aksine büyüklenerek şöyle demişti: “Biz hukuk devletiyiz. Bizde işler böyle yürümez.”

Önemli isimlerin sahnede olmadığı böylesi tarihî bir boşlukta Netanyahu, İsrail’de kral olarak anılıyordu. Kurumları, partileri ve otoriteleriyle, güçlü ya da güçlenmekte olan devlet onun güdümündeydi; onun, partisinin ve müttefiklerinin lideri olarak ve devletin başında olabildiğince uzun kalmasını sağlayacak şekilde iç ve dış politikalarını onun kararlarına göre şekillendiriyordu.

ABD’ye yaptığı ziyaretler, birçok kişinin kutlamak için yarıştığı bir olaydı ve belki de Kongre’de ayakta alkışlandığı sahnelerle Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeyi hak ediyordu.

Netanyahu’nun son baskısı, son parlamento seçimlerinde elde ettiği rahatlatıcı zaferle şaşırdığında başladı: “Görünüşe göre İsrail’de bir veya iki oy farkı, rahatlatıcı ve hatta belirleyici.”

Güçlü, zeki ve söylendiği gibi yumurta ve taşı bir arada oynatan Netanyahu’nun zekâsı bu sefer ona ihanet etti… Kendisini hükümet başkanlığına taşıyan dört milletvekiliyle başına dikenli taç giydiğini yeterince fark edemedi. Zira bu başkanlık onu, alıştığı tahta değil de hâkimken mahkûma dönüştüğü hapishaneye sürükleyecek ve özgürleşmeyi biraz olsun düşündüğünde gardiyanlar Ben-Gvir, Smotrich ve beraberindekiler ayağa dikilip, onu devirmekle tehdit edeceklerdi. Mesele öyle bir noktaya geldi ki eğer bir anlaşma onu hapse girmekten kurtarabilirse onu evine göndermek üzere Knesset’te yapılacak bir oylamada bu iki ismin olmaması yetiyor.

Netanyahu uzun bir süre, kendisine sadık olanlardan önce muhaliflerini yönetmeye alıştıktan sonra kendisi için bir yük haline geldi. Son baskısının ilk aylarında ordudan başlayıp ekonomiye ve sokaklara kadar gücünün ve üstünlüğünün büyük bir kısmını kaybettiği İsrail’e de yük olmaya başladı. Sokaklar, onun kötü davranışını protesto etmekten bir gün bile vazgeçmedi. O kadar ki bir gün Kudüs’teki evi ile Ben Gurion Havalimanı arasındaki birkaç kilometrelik mesafeyi askerî bir helikopterle kat etmek zorunda kaldı.  

İsrail’deki güçlü ve sağlam konumu onun bizzat ABD, bölge ve Ortadoğu’da barış ve istikrar ilkesi bir yük olduğunu görmeyi engelliyordu.

Beyaz Saray’a izin almadan giriyor ve sarayın temel direklerinden biriymiş gibi Ortadoğu politikalarına damgasını vuruyordu.

Şimdi ise… Aylarca Beyaz Saray’ın kapısını çalıp da bir cevap alamadıktan sonra hiçbir özelliği olmayan bir arka kapıdan, herkesin izinsiz girdiği Birleşmiş Milletler kapısından girme fırsatı buldu. Burada alkış yok; koltuklar da boş değilse bile kalabalık olmayabilir.

Bence Netanyahu’nın durumu, ciddi bir gerileme gösteriyor. İsrail’in, onun liderliğinden kaynaklanan kayıplarının boyutu da benzeri görülmemiş derecede ağır. Delileri ehlileştirme becerisi olarak tanımlanan şeye yatırım yapmak ise artık doğru değil.

İsrail, Likud’da ve hükümette onun alternatifine dair yüksek sesli konuşmalara sahne oluyor.

Bu, çöküşün habercisidir.