Emel Abdulaziz Hezzani
Suudi yazar
TT

Yemen Gazze savaşında taraf değil

Amerika Birleşik Devletleri Gazze savaşının bir tarafı çünkü bunu fiilen ve sözle ifade ediyor ve Netanyahu da bunu söylüyor. Bu, fiilen İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden sonra başlayan tarihi bir siyasi pozisyon. Taraf değil müttefik olan Avrupalılar bile, basın toplantısının Tel Aviv'de, Kahire'de ya da Amman'da olmasına bağlı olarak tonu yükselen ve alçalan bazı açıklamalar dışında kendilerini genellikle İsrail'in çatışmalarından uzak tuttular. Ürdün ve Mısır, çatışma bölgesine komşu olmalarına rağmen bu savaşın ulusal güvenliklerine yansımalarıyla karşı karşıya bulunuyorlar. Kahire ve Amman, iki devletli çözüm gereği Filistinlilerin topraklarını korumalarını ve terk etmemelerini önemsiyor. Bu hedefe ulaşmak için Arap ve uluslararası çabalarla birlikte çalışıyorlar ancak onlar için öncelik her zaman öz ulusal çıkarlarıdır. Filistinlilerin Gazze’den Sina’ya veya Batı Şeria'dan Ürdün'e zorla göç ettirilmelerini şiddetle reddetmelerine ve geniş sınırlar boyunca Ürdün ve Mısır ordularını alarma geçmeye sevk eden şey de budur. ABD bir kıta ve okyanus uzaklığında ve bu uzaklık yaklaşık 11 bin kilometrekare, ancak çatışma denkleminin bir parçası ve savunma stratejisini yöneten de o.

2014 yılı sonunda Yemen’de meşruiyetin çöküşünden bu yana Husiler, Aden Körfezi, Babu’l Mendeb Boğazı, Kızıldeniz’in Muha ve Hudeyde kıyılarının veya Yemen'in uluslararası deniz sınırlarının yakınından geçen su cisimlerine karşı çok sayıda saldırı gerçekleştirdi. Ancak uluslararası toplum bu konuda kayda değer hiçbir şey yapmadı. Bir Amerikan destroyerine yapılan art arda iki saldırı da dahil olmak üzere, bu su yolundan geçen gemilere yönelik 10 Husi saldırısının ardından Suudi Arabistan, 2018'de Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne sınırı olan ülkeleri kapsayan ve amacı hedeflenen bölgede ticaret trafiğini ve seyrüsefer özgürlüğünü korumak olan “Kızıldeniz ve Aden Körfezi Kıyısındaki Arap ve Afrika Ülkeleri Konseyi” adındaki kuruluşu kurdu. Bu ülkeler; Mısır, Ürdün, Sudan, Cibuti, Somali ve Yemen’di. Bu konseyin kurulmasının nedeniyse, uluslararası toplumun olması gerektiği gibi bu bölgede var olmamasıydı.

Gazze'deki savaş aslında başlangıçta beklendiği gibi bölgeyi etkiledi ancak senaryo asıl Amerikan yönetimini zor durumda bıraktı. Zira bunun sonucunda Amerikan donanmasına bağlı gemiler, İsrail'i kuzey sınırlarından saldıracak ve onu daha da köşeye sıkıştıracak Hizbullah'tan kurtarmak için hızla Akdeniz kıyılarına yöneldiler. ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris'in İran'a hitaben söylediği ve Hizbullah üzerinden müdahale etmeyin anlamına gelen "yapmayın" ifadesi, Washington’un ciddiyetini göstermek için yeterliydi. Zira Amerikan savaş gemilerinin hızla İsrail'e doğru ilerlemeleri boşuna değildi.

Husilerin tankerlere ve gemilere yönelik saldırıları Gazze savaşından kaynaklanan yeni bir şey değil, daha ziyade İran'ın ister Yemen kıyısı açıklarında, ister doğuda Hürmüz Boğazı'nda olsun, daha önce olduğu gibi bölgedeki stratejisinin bir parçası. Eylül’de, Hamas'ın İsrail'e saldırmasından bir aydan kısa bir süre önce, Yemen-Yemen mutabakatı yeni bir olumlu boyut kazanmıştı ve kriz için seçimlerle sona erecek aşamalar halinde bir çözüm öngörülüyordu. Bu aşamalarda sınır kapıları ve limanların açılması, maaşların ödenmesi vb. öne çıkan sorunlar çözülecekti. Yemen’de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu, yaklaşık sekiz yıl süren krizi çözmek için Umman arabuluculuğu aracılığıyla taraflarla birlikte çalışmakla meşguldü. Bu kriz boyunca her iki taraf, hem meşru Yemen güçleri hem de Husiler çok can ve para kaybettiler. Suudi Arabistan'ın başını çektiği meşruiyeti destekleyen ülkeler de güvenliklerini korumak ve kendi topraklarına yapılan füze saldırılarına veya sınırlarından sızma girişimlerine karşılık vermek için büyük meblağlarda para harcadılar. Vaat edilen anlaşma formülü herkesi rahatlattı ve bunun ana itici gücü yaklaşık sekiz yıllık bir kesintiden sonra Suudi Arabistan-İran ilişkilerinin yeniden kurulmasıydı.

Yemen sorununu çözmek için yıllarca süren çalışma, müzakere, ziyaret, arabuluculuk ve ısrarlı girişimlerin Gazze savaşına dahil olmak için feda edilmesi zor. Suudi Arabistan bir NATO ülkesi olmadığı için ABD ile arasında ortak ve bağlayıcı bir savunma fikri yok, dolayısıyla Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb'deki seyrüseferi Husi saldırılarından korumak için kurduğu uluslararası koalisyona katılma zorunluluğu da bulunmuyor. Aynı şekilde bizim İsrail ile de bir ilişkimiz yok, ilişkimiz olsa bile Mısır ve Ürdün gibi ulusal çıkarları ön planda tutma yaklaşımını benimserdik. İsrail Hizbullah ve Hamas’ı kendine hedef olarak aldı ve madem ki Hamas’ı ortadan kaldırma planına devam etmek niyetinde kuzeyden ve güneyden kendisini hedef alan küçük saldırıları püskürtebilir. Ama Husiler ayrı bir konu, coğrafi boyutu farklı ve Husiler Yemen meşruiyeti ve anlaşmanın arabulucuları ile birlikte uygulanacak planın seyrine bağlı kaldığı sürece geri kalan taraflar da bağlı kalmak zorundadır.

Babu’l Mendeb Boğazı, Aden Körfezi ve Kızıldeniz'in güvenliği sadece komşu ülkelerin sorumluluğu değil, dünyanın her ülkesinden tankerler, gemiler ve muhripler geçtiği sürece buraları korumak uluslararası bir sorumluluktur.