Cemal el-Keşki
TT

Gazze savaşı sonrası dört değişken

Her savaşın bir sonu vardır... Savaşlar her zaman şiddetli bir şekilde başlar ve hiç bitmeyecekmiş gibi görünürler. Savaşanlar hamleler yapar, politikacılar rekabet eder, analizler yayılır ve ölü sayıları peşimizi bırakmaz. Ancak alevler çok geçmeden vur kaç arasında alışılagelmiş yollarını izleyerek sonunda "siper hastalığına" benzeyen bir yıpratma durumuna ulaşır.

7 Ekim 2023, savaşların başlangıcı ve bitişi kavramında belirleyici bir tarih olarak kalacak. Ama bu ikisinin ortasında Ortadoğu'daki gelecek kavramı konusunda sözünü söyledi. Silahlar kaçınılmaz olarak susacak ve yaşananlar kesinlikle savaşın bitiminden sonra olacaklara benzemeyecek.

Filistin meselesindeki köklü değişim bölgesel ve uluslararası alanda yaşanacak.

Bu değişimlerden ilki, Filistin davasının dünyanın bir numaralı davası haline gelmesi ve uluslararası toplumun, 75 yılı aşkın süredir devam eden en önemli küresel davada köklü bir çözüm bulunmadan bölgesel veya uluslararası istikrarın sağlanamayacağını, Filistin halkının, sistematik tasfiye girişimlerine rağmen, büyük bir bedel ile ayakta kalabildiğini fark etmesidir. Ancak bu bedel sonsuza kadar devam edip siyasi bağımlılık durumuna dönüşmemeli. Aynı şekilde Filistin davası sadece bölgesel ve uluslararası güçlerin geçiş ve sömürüsü için bir köprü haline gelmemeli. Kutuplaşmaya dayalı mevcut eksen politikası, Filistin davasını gerilimlerin esiri haline getirdiği için tamamen başarısız oldu.

Son yirmi yılda bölgesel güçler müdahale ederek Filistin'in ulusal kararını kendi çıkarları doğrultusunda gasp ettiler. Bazı Filistin güçleri de bunun yaşanmasına izin verdiler. Bu gaspın özellikleri, Gazze ile İsrail arasında yaşanan son altı savaş turunda netleşti. Dahası savaş sonrasında Filistin davasının yönetimi, 4 Haziran 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulması hedefi için akan yeni kanlar ile olacak. 2002 Beyrut Zirvesi'nde açıklanan Arap Barış Girişimi'nin fikirlerini hatırlatan bu tasavvur, gerçekleşmeye en yakın tasavvur görünüyor.

Bu değişkenlerden ikincisi, dünya halkları arasında temas ettiğimiz derin bir yapısal değişkendir. Daha önce hiç görmediğimiz sahnelere şahit olduk; dünyanın sokakları ve şehirleri, büyük olasılıkla Ortadoğu'yu hiç ziyaret etmemiş ya da Arap-İsrail çatışmasının arşivlerini veya geçen yüzyıl boyunca Filistinlilerin sürgün ve yerinden edilme öyküsünü okumamış, ancak bir halkın ve bir davanın var olduğunu keşfedip sokaklara inen gençlerle doldu. Filistin bayrakları taşıyıp "Filistin'e Özgürlük" diye haykırdılar. Küresel istikrarı korumakla görevli uluslararası kuruluşlar olumlu bir eylemde bulunmaktan aciz oldukları ve hiçbir şey yapmadıkları, hâlâ da öyle oldukları için uzun süredir Filistin davasına karşı büyük bir adaletsizlik yapıldığının farkına vardılar. Ayrıca barış çağrısı yapan ülkeler Filistin anlatısı yerine İsrail’in anlatısını benimsemeye devam ederken, İsrail'in Gazze savaşı bu anlatıyı yok etmeyi başardı. Dünya, Filistinlilerin sessiz kalınamayacak bir katliamın kurbanı olduklarını keşfetti; bu da uluslararası alanda tanınmış aydınların, politikacıların, sanatçıların ve medyacıların İsrail anlatısını terk edip, gerçek Filistin anlatısını tercih etmesine neden oldu.

Son yetmiş beş yılda bunun hiç gerçekleşmediğini düşünüyorum, her düzeyde ve farklı halklar arasındaki uluslararası sempati, Filistin davasını hiçbir zaman şu anda olduğu gibi doğru bir yola sokmadı. Fırsatların tekrarlanması zor olabileceğinden, bu samimi küresel duygular, iç çatışmalar veya dar görüşler nedeniyle yok olmamalı ki, Filistin davasının bir kaçırılan fırsatlar davası olduğu söylenmesin.

Bu değişkenlerden üçüncüsü bölgesel atmosferdir; Gazze savaşı, Filistin davasının tam bir Arap davası, samimi bir milli dava, işgalden kurtuluş davası olduğunu ve bu yönüyle işgalin pençesinden kurtulan diğer küresel davalara benzediğini ortaya koydu. Bu sayede kendi kaderini savunanın yalnızca Filistin halkı olduğunu, bazı bölgesel güçlerin Gazze savaşı öncesinde var olan genel zihinsel imajın aksine sahneye çıkmadığını teyit eden gerçek bir ayrışma ile karşı karşıya kaldık. Filistin halkı dökülen kanın işgalden kurtuluşun özlemini duyan saf Filistin kanı olduğunu anlayarak artık sadece kendine güveniyor.

Bu değişimlerden dördüncüsü, Filistin meselesinin silinemeyeceğini, üzerinin örtülemeyeceğini, tasfiye edilemeyeceğini, dolayısıyla İsrail’in varlığının Filistin’in varlığına bağlı olduğunu anlayan İsrail'de yaşanıyor. Bu anlam, beş aylık savaşın ortaya çıkardığı bu derin anlamı görmezden gelemeyen uluslararası politika literatürünün bir parçası haline geldi. Buna ek olarak, uluslararası sahnenin en güçlü ülkesi olan ABD tarafından desteklenen askeri cephaneliği ile İsrail, Filistinlilerin hayatta ve topraklarında kalma denklemini değiştiremedi veya bölgedeki tüm tarafları Filistin varlığının aleyhine siyasi yollar açmaya ikna edemedi.

Dolayısıyla Gazze savaşının yarattığı tüm bu değişimler ister istemez uluslararası sistemi derinden etkileyen ve temelinde de Filistin meselesinin yer aldığı farklı bir bölgesel sistem oluşturuyor.