Suudi Arabistan ile Lübnan arasında yüz yıldır çok özel bir ilişki var. Büyük ülke, küçük ülkeye sınırlı resmi ilişkilerin ötesinde, tüm siyasi dönemeçlerde ve kavşaklarda ortaya çıkan bir tür samimi sevgiye varan bir ilgi gösterdi. Bu durum Suudi Arabistan’ın Lübnan'ın pek çok sorun ve meselesine ilişkin tutumuna da yansıdı. Söz konusu ilgi, Lübnan'ı iç savaştan çıkaran ve normal bir devlet hayatına döndüren Taif Anlaşması ile doruğa ulaştı.
Kral Selman bin Abdulaziz, Lübnan'ın Riyad için ne anlama geldiğini vurgulamak amacıyla Lübnan'ı bizzat ziyaret eden ilk kişi oldu. Ziyareti sırasında devlet tarafından onuruna bir tören düzenlendi ve aralarında büyük düşünür Menah es-Sulh'un da bulunduğu bir dizi konuşmacı söz aldı. Es-Sulh, “Bu yaldızlı ilişkinin bizim için ifade ettiği en önemli şey, her nesilde yenilenmeye devam etmesidir” ifadesini kullandı.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman, Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı sıcak bir şekilde karşılarken bana tam da bunu hatırlattı. Karşılamayla ilgili her şey Lübnanlılara, özellikle de endişeli olanlara, babaların emanetinin oğulların emaneti olduğu ve her şeyde temel kuralın süreklilik olduğu konusunda güvence vermek içindi. İçiniz rahat olsun.
Son zamanlarda Riyad, kendisini başka bir Birleşmiş Milletler gibi gösteren bir dizi diplomatik olaya tanıklık etti. Bazı durumlarda tanık, bazı durumlarda ise ortak oldu. Lübnan ve mevcut durumu söz konusu olduğunda Veliaht Prens, meseleye büyük bir öncelik vererek, konuyu ulusal bir meseleymiş gibi ele almaya hevesliydi. Bu girişim, içeride, bölgede ve uluslararası alanda zor, karmaşık ve çetin bir işe girişen bir adam için ne kadar da önemli.
Bayram kokusunun ve Mekke'nin manevi huzurunun daha da önemli ve görkemli kıldığı bir iklim ve atmosferde tam destek… Devlet inşasına doğru uzun yürüyüşün başlangıcında Başbakan Selam'ın ihtiyaç duyduğu en önemli şey budur. Kendisi bu yolda, zorlukların büyüklüğüne rağmen iyimser olmak için sebep teşkil eden niteliklere ve yetkinliklere sahip.