Mustafa Fahs
TT

İran: Hesaplı ihtiyat

İran riyali protestoları ikinci haftasını geride bırakırken, hareketin coğrafi olarak genişlediği, ancak katılımcı sayısının henüz bir ayaklanma düzeyine ulaşmadığı görülüyor. Ayaklanma, burada ister halk hareketi ister kitlesel sokak dalgası ya da darbe niteliği taşısın, güvenlik güçlerinin kontrol etmekte zorlanacağı, siyasi olarak da yönetilmesi güç büyük bir insan selini ifade ediyor. Bugün İran’da yaşananlar, iç koşullar nedeniyle İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana karşı karşıya kaldığı en tehlikeli süreç olsa da, henüz doğrudan ve belirleyici bir tehdit seviyesine ulaşmış değil.

İran’da, protestocuların bulunduğu tüm kentlerde, mahallelerde ve sokaklarda, sessiz ama hem toplumsal hem elit hem de siyasi açıdan geniş bir kitleyi temsil eden bu kesimler arasında temkin hâkim. Bu temkin, eyleme katılma, geri durma ya da tarafsız kalma biçimlerinde kendini gösteriyor. İran’ın içinden geçtiği süreç, ister rejim içinden ister rejim dışından olsun, tüm muhalif aktörlere hesaplı ve kimi yönleriyle örtük bir ihtiyat dayatıyor.

Örtük ihtiyat, İranlı bireyin karakterinin temel unsurlarından biri olarak zamanla kolektif ve toplumsal bir davranış biçimine dönüşmüş durumda. Birey, grup ya da toplum, özellikle siyasi veya ideolojik bir tutum söz konusu olduğunda, çoğu zaman görüşünü açıkça ilan etmekten kaçınıyor. ‘Riyal ayaklanması’ olarak adlandırılabilecek bu harekete karşı İranlı elitlerin bir bölümünün mesafeli duruşu da bu örtük ihtiyatın bir yansıması. Bu tutum, herhangi bir geçiş sürecinden önce yaşanabilecek sarsıntılara dair endişeden ya da doğrudan çatışmaya girmeyi erteleme tercihinden kaynaklanıyor. Bu durum özellikle Fars elitler için geçerli. Nitekim bu kesimler, İslam Cumhuriyeti tarihinde, büyük figürlerin öncülük ettiği ve gelişmiş bir söylemle sisteme gerçek ve bütüncül bir alternatif sunan tek hareket olarak kalan Yeşil Hareket ayaklanmasında da sahnenin önünde yer almıştı.

İran riyali ayaklanmasının gelişmelerine karşı hesaplı ihtiyat ise hem sistemin içinde hem dışında, gerçek muhalefet tarafından gözlemleniyor. Bu ihtiyat, hedeflerin, imkânların, maliyetlerin ve olası kazançların değerlendirilmesine dayanıyor. Kazanç hesapları, İran’daki siyasi ve etnik grupların çoğu için belirleyici; ayaklanmaya katılım ve siyasi sloganları fiili bir eyleme dönüştürme kararları, öncelikle iç güç dengeleri ve sistemin tepkilerine bağlı. Bu aynı zamanda, iç istikrar üzerinde etkili olan İranlı gruplar tarafından yaygın olarak uygulanan stratejik bir taktik. Bunların başında, beş yüzyıldır İran platosunun sakinlerini yöneten devleti temsil eden Azeriler gelmekte.

Ayaklanmanın geleceği açısından ciddi bir eşik veya risk göstergesi olarak kabul edilebilecek gelişme, geçtiğimiz salı günü Tebriz çarşısının grevlere katılması oldu. Bu adım, İran toplumunu oluşturan diğer gruplar üzerinde, özellikle Araplar, Kürtler ve Beluçlar arasında doğrudan bir etki yaratıyor. Ancak Azerilerin tam katılımı, ayaklanmanın geleceği açısından kritik. Bugün bu grup, temkinli ve hesaplı bir yaklaşım sürdürüyor. Farslar arasındaki iktidar mücadelesinin kurbanı olmak ya da mevcut rejimden daha tehlikeli olan ve İran'ın birliği için daha büyük bir tehdit oluşturan bir projenin aracı olmak istemiyorlar.

Geleneksel Fars muhalefeti -milliyetçi veya Pehlevîci- söylemini sertleştirdiğinde, Azeri grubu daha temkinli davranıyor ve “Tanıdığımızla yaşamak, bilmediğimizle yaşamaktan iyidir” yaklaşımı güçleniyor. Bu durum, Mahsa Amini krizinde ve başörtüsü protestolarında en ağır bedeli ödeyen Kürtler için de geçerli. Öte yandan Araplar, defalarca yanılmış ve olumsuz deneyim yaşamış olmalarına rağmen, Ahvaz’da bir ay önce kendini yakan gencin insani dayanışma görmemesi gibi örneklerle karşı karşıya kaldı. Beluçlar ise hem bölgelerindeki sert güvenlik uygulamaları hem de radikal grupların gerçekleştirdiği şiddet eylemleri arasında sıkışmış durumda.

Bu hesaplı ihtiyat, iktidar içinde de varlığını sürdürüyor. Cumhurbaşkanı’nın protestocuların taleplerini olumlu şekilde karşılamaya çalıştığı baskı boyutu görülüyor, ancak bu talepler çoğunlukla ekonomik ve yaşam koşullarına dair konularla sınırlı tutuluyor. Şu ana kadar Cumhurbaşkanı, halkın karşısında duramayacağı ve rejimi tek başına karşılayamayacağı gerçeğiyle temkinli bir savunma pozisyonunda bulunuyor.

Rejim içindeki devrimci ve ideolojik güçler ise bu hareketi yalnızca yıkıcı ve komplo boyutuyla görüyor, ancak onlar da hesaplı bir ihtiyat içinde hareket ediyor. Katılımın boyutunu ve değişimlerini izliyor, düşük maliyetle bastırma ihtimalini değerlendiriyor, ancak iç ve dış güvenlik müdahalelerinin olası sonuçlarından da çekiniyorlar. Beyaz Saray’ın tehditlerini ciddiye alıyor, içerdeki bazı hükümet unsurlarına -özellikle ılımlı ve reformcu muhalefete- güvensizlikleri nedeniyle temkinli davranıyorlar. Rejim içindeki güç merkezleri, toplumsal krizlerine rağmen, her biri krizi kendi başına yönetme planı yapıyor; bastırma ve itibarı feda etme kararı, geçiş döneminde sistemin korunmasını sağlayacak kişi tarafından alınacak. Bu da her adımın dikkatle atılmasını gerektiriyor. Çünkü plansız bir hareket hem uygulayanı devirebilir hem de herkese olumsuz yansıyabilir.

Sonuç olarak ihtiyat, hâkim durum; içeride aceleci bir yaklaşım yok, dışarıda ise aktif bir müdahale yok. Bu ihtiyat, zamanla herkesin tutumunda yavaş yavaş kaybolabilir.