Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Çözüm sizin

Otuz Yıl Savaşları’na tanıklık etmiş kişilerden biri, o dönemin ilkel silahlarıyla beş milyon insanın hayatını kaybettiği bu savaşta, ailesiyle birlikte ölüm tuzaklarından kaçmaya en az otuz kez teşebbüs ettiğini anlatır. Günümüz savaşlarında ilk karşımıza çıkan şey de kaçanların görüntüleridir. Çünkü yasalar, televizyonların ve gazetelerin ölülerin, yaralıların ve yetimlerin fotoğraflarını yayımlamasını yasaklamaktadır. Otuz Yıl Savaşları’nın başlıca sahnesi Almanya’ydı; kimi zaman yükseliş, kimi zaman çöküş, kimi zaman zafer, kimi zaman ağır kayıplar… İkinci Dünya Savaşı’nda da durum değişmedi. Yenildi, iki devlete bölündü ve silahlanması yasaklandı. Ne var ki dünya, sanayide, servette ve bilimde tüm ulusların önüne geçen yeni bir Almanya’nın doğuşuna tanıklık etti. Bir zamanlar her şeyin askerî unsuru olan bu ülke, Avrupa ve dünya barışının ve iş birliğinin simgesi haline geldi; tarihsel düşmanı Fransa ile, uluslar arasındaki en önemli barış anlaşmalarından birini imzaladı.

İnsan, özellikle her ikisinin de Aryan ırkına mensup olması nedeniyle, Almanya ile İran arasında bir benzerlik kurmaktan kendini alamıyor. Bu ırkın temel bir zaafı vardır: taşkınlık ile ihtirasın organik biçimde birbirine karışması. İran’ın kaynaması elli yıldır dinmedi; çatışma için öne sürmediği bir gerekçe kalmadı. Dinsel, mezhepsel, milliyetçi, ideolojik ve devrimci… Anlaşmazlıkları körükleyip kinleri harekete geçirecek, bölgeyi bütün enerjileriyle Orta Çağ mantığına geri sürükleyecek her şey denendi.

İran’la ilgili asıl büyük sorun, herkesin gördüğünü görmezden gelmesi ve hiçbir güç dengesi fikrini kabul etmemesidir. Tıpkı Almanya’nın bir zamanlar yaptığı gibi, sanayi kapasitesinin dünyanın en büyük sanayi güçlerini yenmeye yeteceği vehmine kapılmaktadır. Ne ekonomik durumu, ne büyük maddi kayıpları, ne de halkının ruh halini yerle bir eden yaptırımlar, İran’ı bu taşkınlıktan vazgeçirmeye yetti. Ders almak yerine kendini apaçık gerçeklerin içinde boğdu. Bugüne kadar İran’a, Fransız Devrimi’nin, kendi iradesiyle ‘devrimden devlete’ geçtiğini ilan ettiğinde büyük bir devlete dönüştüğü; aynı sürecin Sovyet devletinde de yaşandığı gerçeği ulaşmış görünmüyor. Deneyimler ve felaketlerle dolu bu bölgede başka kanıtlar aramak saflıktır. Artık Tahran’ın da kurtuluşun ve halkların selametinin anlamını araması gerekiyor. Mantık, bir yenilgi değildir.