Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

Tahranlı bir aileyle akşam sohbeti

İran’daki halkın içinde neler olup bittiğini anlamak için bakılması gereken pencerelerden biri, savaşın ağırlığı arttıkça ülke içinden İranlıların sesini ve gündelik hayatını aktaran gazetecilik araştırmalarını okumak ve takip etmektir.

Velayet-i fakih rejiminin içeride hiçbir toplumsal tabana sahip olmadığını söylemek bir yanılsamadır. Bu tabanın büyüklüğü nedir ve neden rejimi desteklemektedir? Bu destek isteyerek mi, korkudan mı yoksa safça bir coşkudan mı kaynaklanmaktadır?!

Bu soruların yanıtı tartışmalı olabilir, ancak önemli olan bu toplumsal tabanın varlığıdır.

Öte yandan, rejime muhalefeti yalnızca etnik temelli gruplarla (örneğin Kürtler ya da Araplar) veya mezhepsel itirazlardan doğan kesimlerle (örneğin Beluçlar) sınırlamak da hatalıdır. Çünkü rejime yönelik muhalefet, İran toplumunun tüm dokusunda derin ve köklü bir geçmişe sahiptir. Bu muhalefet; ekonomik, hak temelli, siyasi ve kalkınma sorunlarından beslenmekte, yalnızca etnik azınlıklarla sınırlı kalmayıp ülke nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Farslar içinde de güçlü bir karşılık bulmaktadır.

Başka bir deyişle, İran’da köktendinci yönetim modeline karşı gençler, liberaller ve hatta herhangi bir siyasi aidiyeti olmayan sıradan insanlar arasında dahi bir hoşnutsuzluk ve reddediş duygusu mevcuttur. Bu insanların bir kısmı, doğrudan ya da dolaylı biçimde rejimin baskılarına maruz kalmış ailelerin parçasıdır.

Peki, bu savaş İran halkını nasıl etkiledi?!

Bu soruya ışık tutan dikkat çekici bir gazetecilik çalışması, BBC Farsça tarafından yayımlandı. İran içinden hazırlanan bu haberde, Tahranlı yirmili yaşlarında genç bir kadın olan Tara, savaş karşıtı tutumu nedeniyle yakın aile üyeleri tarafından başlangıçta eleştirildiğini anlatıyor:

“Hepsi İran’a yönelik saldırıları destekliyor… Annem ve kız kardeşim bana şunu söyledi: Sen protestolar sırasında kimseyi kaybetmedin, bu yüzden Amerikan ve İsrail saldırılarına karşısın. Günlük hayatının aksamasını istemiyorsun; sporunu, kafede arkadaşlarınla buluşmalarını sürdürmek istiyorsun. Eğer rejim senin bir arkadaşını ya da akrabanı öldürmüş olsaydı, fikrin farklı olurdu.”

Ancak Tara buna karşılık şöyle diyor: “Savaşta da binlerce masum insan ölebilir ve kimse onları hatırlamayabilir.”

Bu bir tablo; bir diğeri ise şöyle: Genç bir adam olan Sina, Besic güçlerinde çalışan dayısının protestolara son derece öfkeli olduğunu, hatta “Çocuklarım sokağa çıkıp öldürülse bile cesetlerini almaya gitmem” dediğini anlatıyor.

Buna rağmen Sina, dayısının savaş karşısında ‘ölümden korkuyor gibi göründüğünü’ ve aile içindeki bazı ilişkileri düzeltmeye çalıştığını söylüyor. Bu kişiler arasında, Sina’nın anneannesi de yer alıyor.

Sina şöyle diyor: “Nevruz’da o ve eşi, üzüntü ve çaresizlik içinde perişan bir haldeydi. Onlarla tartışmaya girmedim. Aslında hapiste olmaları gerekir.”

Bütün bu anlatılar, İran toplumunda aynı aile içinde dahi rejime ve savaşa dair tutumlar konusunda keskin ayrışmalar yaşandığını gösteriyor. Bu, Humeyni rejimine yönelik bakışın ve savaş karşısındaki ahlaki duruşun, ailelerin en küçük birimlerine kadar bölündüğünü ortaya koyuyor.

Bunlar, İran toplumunun kolektif ruhunda derin izler bırakan anlar.