Küresel olaylar, İsviçre'deki Davos Forumu'nda şekillenir ve bu da herhangi bir siyasi yazarı, en önemli yıllık etkinlik olarak bu forumla ilgilenmeye teşvik eder. Ancak ben, Riyad'daki Muhammed bin Selman Yolu boyunca yürüme deneyimini, yolu ve yöntemi, kopuşu değil kesişmeyi yazmayı seçtim. Bu seçim haklı mı? “Şehircilik ve Siyaset” adlı kitabımda yazdığım gibi, şehirleri sokakları ve insanları üzerinden okumak, toplumları anlamanın daha iyi bir yolu mu? Bu tür bir okuma, bir şehirdeki bir sokağı küresel bir forumdan daha önemli hale getiriyor mu?
Forum şüphesiz önemli, ancak tekrarlayan küresel takvimde geçici bir andır. Devletin kuruluşunun ve başlangıcının sembolü olan Diriye'den Riyad'ın kalbine uzanan yol ise kentsel biçim açısından değil, artan küresel etkiye sahip bir devlet içindeki siyasi ve sosyal sonuçları açısından daha derin dönüşümlere dair anlamlar taşıyor. Burada yol bir olay değil, bir güzergah; geçici bir proje değil, yavaş yavaş şekillenen bir yönetim felsefesinin ve bu yolun kendisi kadar açık olan dış ve iç politikaların bir ifadesi. Forum sadece bu yolculukta bir durak: Krallık bir zamanlar “Çölün Davos'u” olarak adlandırılan etkinliğe ev sahipliği yapmamış mıydı?
1997'de, Krallık ile siyasi ve sosyal dönüşümleri üzerine yaptığım araştırmanın bir parçası olarak Riyad'ı ilk kez ziyaret etmiştim. O zamanlar, Suudiler ile evlerinde görüşmeler yapmıştım. Bu kültürel bir tercih değil, sosyal bir zorunluluktu. Evler, dönüşümler hakkındaki fikirlerin, soruların ve endişelerin tartışıldığı mekanlardı. İnsanların fikirleri yok değildi, vardı ama basitçe söylemek gerekirse, kamusal alanın kendisi henüz ortaya çıkmamıştı.
Bugün, neredeyse otuz yıl sonra, görüşmelerimi kafelerde ve sokaklarda, fısıldamadan veya çekinmeden gerçekleştirdim. Bu dönüşüm, kendi başına, herhangi bir ekonomik göstergeden veya uluslararası rapordan daha önemlidir. Fikirlerin içsel olarak yönetildiği bir toplumdan, fikirlerin kamusal alanda tartışıldığı bir topluma; kapalı evler siyasetinden açık sokaklar siyasetine bir geçiş söz konusu. Ve buradan itibaren, yol, yaşananları anlamak için gerekli bir giriş noktası haline geliyor.
Riyad, yukarıdan, haritalardan ve kararnamelerden değil, aşağıdan, sokaklarında yürüyen ve anlamını her gün yeniden üretenlerin ayaklarından anlaşılabilecek bir şehirdir. Muhammed bin Selman Yolu, özünde, sadece mimari bir rota değil, bir işaret ağı içinde yorumlanan kültürel bir dönüm noktası. Riyad'da yaşananlar sadece bir kentsel modernleşme değil, yönetim felsefesinde bir değişimdir; durgunluğu yönetmekten dinamizmi yönetmeye ve tarihle bilinçli bir şekilde ilgilenmeye doğru bir geçiştir.
Yarım yüzyıldan fazla bir süre boyunca Riyad'ın sokakları mekanlar değil, sadece geçitlerdi, buralarda yürümek beklenmedik bir eylemdi. Bugün, Muhammed bin Selman Yolu’nda yürürken, bunun sadece bir cadde adı olmanın ötesine geçtiğini fark ediyorsunuz. Bu yol, Riyad'ın ana arterleriyle kesişiyor: Kral Halid Caddesi, Prens Birinci Türki Caddesi, Kral Fahd Caddesi, Alya Caddesi, Kral Abdulaziz Caddesi, Janadriya Caddesi ve Kral Selman Caddesi. Bu kesişim, mimari bir detay değil, sembolik bir detay. Sanki yeni yol, Suudi Arabistan devletinin jeolojik katmanlarını aşıyor ve kurucusu Abdulaziz'den sonra gelenlere kadar seleflerinin yollarıyla bugünü zenginleştiriyor.
Yol ayrıca Ebu Bekir ve Osman caddeleriyle de kesişiyor; bu da oldukça sembolik bir jest: din, temel bağını kaybetmeden, sürekli değişen toplumu bir arada tutan yapıştırıcı veya harç olmaya devam ediyor. Modernleşme, dinin bir kapatma aracı olarak değil, ahlaki ve sosyal bir referans noktası olarak varlığına dayanarak ilerliyor. Alya Caddesi ise değişim sürecinde orta sınıfın rolünü simgeliyor.
Burada yol, kelimenin tam anlamıyla bir siyasi anlatı. Geçmişle bir kopuş değil, aksine onu bugüne entegre etmedir. Muhammed bin Selman'ın adını taşıyan bu yol, devleti kuran kralların yollarından geçiyor. Mesaj açık: Değişim, tarihi inkar etmek değil, yeni bir vizyon aracılığıyla yeniden yorumlamak ve canlandırmaktır. Yol coğrafya, yöntem ise felsefedir.
Bir kafede, otuzlu yaşlarının ortalarında bir Suudi Arabistanlı bayan bana olan bitenin özünü özetleyen bir cümle söyledi: “Muhammed bin Selman bizden biri.” Bu sadece duygusal bir ifade değildi; anlamanın anahtarıydı. Muhammed bin Selman Suudi sosyal deneyiminin dışından gelmiş birisi değil. O da kısıtlamalar altında yaşadı, Riyad'da büyüdü, okullarında ve üniversitelerinde eğitim gördü. Bu nedenle, değişim sadece toplum için değil, onun için de kişisel bir gereklilikti.
Kendi başına açılıp toplumu olduğu gibi bırakabilirdi. Değişim ona dayatılmadı, aksine kendisi seçti; çünkü burada değişim siyasi lüks değil, uzun vadeli istikrar için bir ön koşuldu.
Muhammed bin Selman Yolu’nda yürümek, bu dönüşümü herhangi bir resmi söylemden daha fazla ortaya koyuyor. Kaldırımlar, açık alanlar, kafeler, kadınların, ailelerin ve gençlerin yürüyüş şekli ve dik duruşları; hepsi özgüvenini yeniden kazanmış bir şehrin işaretleri. Yeni devlet, hayatın tehlikeli olduğunu varsaymıyor; aksine, gerçek tehlikenin onun baskılanmasında yattığını düşünüyor.
Ortadoğu'daki birçok modernleşme projesi, toplumu bir engel olarak gördükleri için başarısız olmuştur. Bugünkü Suudi deneyimini ayıran özellik, değişimin içeriden gelmesi, tarihle bir kopuş olarak değil, onunla bilinçli bir kesişme olarak gerçekleşmesidir.
Fakat soru değişti. Artık “Nasıl önleriz?” değil, “Nasıl mümkün kılarız?” sorusu gündemde. Ve durağanlık artık bir erdem değil; erdem artık dinamizmde yatıyor. Bu bakış açısıyla, Muhammed bin Selman Yolu sadece bir caddeden daha fazlası haline geliyor; yeni Suudi Arabistan'ın ruhunun durağanlığı yönetmekte değil, dinamizmi yönetmekte yattığını söyleyen sessiz bir siyasi bildiriye dönüşüyor.