Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür
TT

Yapay zeka tartışmaları yeni bir aşamaya giriyor

Dünya Ekonomik Forumu'nda, yapay zekanın seyri ve ortaya çıkardığı meydan okumalar, belirgin bir şekilde tartışmaların odağı oldu, oysa forum öncesinde siyasi iklimin diğer konuların tartışılmasını engelleyeceği kanaati yaygındı.

İsviçre'nin Davos kentinde her yıl düzenlenen forum, kuruluşundan bu yana öncelikle ekonomiyi ele almıştır. Ancak, büyük şirketlerin CEO'larının yanı sıra siyasetçilerin, devlet başkanlarının da büyük katılımı göz önüne alındığında, uluslararası politika da önemli ölçüde ilgi görmektedir; zira CEO’lar, uluslararası politikanın yönünü, söylentilere güvenmek yerine, doğrudan mimarlarından öğrenmeye önem vermektedir.

Forumun genel yönünü, elitlerin başlıca endişeleri yönetiyor. Bu nedenle, son üç yılda forum gündeminde yapay zekanın öne çıkması, küresel elitin etkili bir kesiminin, özellikle de iş dünyası liderleri, akademisyenler ve düşünürlerin önemli bir bölümünün, bunu dünya çapındaki mevcut ekonomik ve kültürel sistemlere ciddi bir meydan okuma olarak gördüğünü gösteriyor.

Yapay zeka etrafındaki tartışmalar çeşitli yollar izliyor. Bazıları makinelerin akıllı olmasının anlamına, insan zekasını aşma olasılığına ve hatta kendisini üretenlerin iradesini yerine getiren araçlardan onlardan bağımsız güçlere dönüşmelerine odaklanıyor. Diğer tartışmalar ise akıllı cihazlar yaygınlaştıkça ve hâlâ hem düşünsel hem de fiziksel olarak insan emeğine dayanan birçok görevi yerine getirdikçe ortadan kaybolacak veya azalacak işlerle ilgilidir. Ayrıca, son derece zeki sistemlerin birkaç ülkede yoğunlaşmasından kaynaklanabilecek olası diktatörlükler, bu sistemlerin diğer toplumları boyunduruk altına almak için kullanılması olasılığı hakkında da tartışmalar yapılıyor.

Bu tartışmalar, ticaretten eğitim, tıp, mühendislik, bilimsel araştırma ve daha fazla alana kadar günlük yaşamımızın ayrıntılarında yapay zeka uygulamalarının artan etkisi göz önüne alındığında, dünyanın tanık olması beklenen en önemli zorluklar ve dönüşümler konusunda yakın bir anlayışın oluşmasına da katkıda bulundu. Bu fikir birliği geliştikçe, daha yeni tartışmalar, özellikle yaşam tarzları, kişilerarası ilişkiler ve kültürel eğilimler üzerindeki potansiyel etkisiyle ilgili daha derin konulara doğru ilerliyor.

Yüksek zekâya sahip sistemler, düşünce ve eylem arasındaki boşluğu azaltmaya ve birçok durumda ortadan kaldırmaya katkıda bulunarak, insana çalışması için daha fazla zaman yaratıyor ve beklentilerini yükseltiyor. Ancak bilhassa bu ekleme, aracı yani makineyi işin konusunu ve ürünlerini belirlemede etkili hale getirerek, ekonomik sahneyi ve insanların etkileşim biçimlerini daha derinden yeniden şekillendirmeye katkıda bulunuyor.

Bu noktayı açıklamak için otomobilin işgücü piyasasına girişinin iş eğilimlerini ve değerlerini, ayrıca işçiler ve işverenleri arasındaki ilişkileri nasıl etkilediğine bakalım. Aynı şey, cep telefonunun kişilerarası ilişkiler üzerindeki etkisi için de söylenebilir. Telefon, fikir, eylem ve sonuç arasındaki zaman boşluğunu kısaltarak ticari işlemleri artırdı. Ancak aynı zamanda, insan ilişkilerinin içeriğini ve doğasını önemli ölçüde değiştirdi, hatta bu ilişkilerin konularını bile etkiledi.

Bu tür bir etki, insanlığın kendi yaşamını kontrol etme kudreti hakkında ciddi soruları gündeme getiriyor; buna komşular, arkadaşlar ve eşlerle olan ilişkileri yöneten değerler ve bu ilişkiler etrafında dönen konular da dahil. Bu tür bir konu hakkındaki tartışma teknik yönlerle sınırlı kalmamalı, aynı şekilde kaygıları ifade etmek veya birbirimizi korkutmakla da sınırlandırılmamalı. İnsan yaşamının ve daha iyi bir yaşam için günlük mücadelesinin etrafında döndüğü temel ilkeleri sürekli vurgulamak gerekiyor. Şüphesiz ki, bu ilkelerin en belirgini ve en önemlisi, insanın kendi kaderi üzerindeki kontrolünü korumak, onurunu yükseltmek ve iradesinin bağımsızlığını sürdürmektir.

Bu ilkeleri vurgulamak, makinelerin yönettiği veya makinelerin ihtiyaçlarımızı karşılamada belirleyici güç olduğu bir dünyada çok önemli. Kendimize sürekli olarak şu soruyu sormalıyız: Kendi başına bir amaç olarak mı, servet biriktirmek için mi, yoksa insanın varoluşuyla, onurunu yükseltmek ve varoluşun merkezinde kalmasını sağlamakla doğrudan ilgili daha yüksek bir amaca hizmet etmesi için mi maddi olarak gelişmeye çalışıyoruz?