Osman Mirgani
Şarku'l Avsat'ın eski editörü
TT

Sudan: Kırılgan bir ateşkes barış anlamına gelmez!

Savaşın sona erdiği gün Sudan ve halkı için mutlu bir gün olacaktır. Her Sudanlı savaşın sona ermesini istiyor; bu tartışmasız bir konu. Asıl anlaşmazlık, savaşın nasıl, hangi koşullar altında ve hangi anlayışla sona ereceğidir.

Savaşı sonlandırma ve bunu başarma şartları konusunda çok sayıda öneri bulunuyor. Sudan hükümeti, Dörtlü Grubun sunduklarına karşılık olarak BM'ye sunduğu bir yol haritası hazırlamıştı. Bu çabalar şu anda bir tür çıkmazda olduğundan, bugün dışarıda en çok tartışılan konular insani ateşkes ve zaman zaman da güvenli sığınaklardır.

Çözüme kısa veya uzun bir ateşkesle varılabileceği inancı temelden hatalı. Tanımı ve doğası gereği ateşkes nihai veya kapsamlı bir çözüm anlamına gelmez; aksine, krizin sona ermesini sağlayacak askeri ve siyasi düzenlemeler konusunda bir anlaşmaya varılması umuduyla, çatışmaların geçici olarak durdurulması ve sahadaki askeri durumun dondurulması anlamına gelir.

Dörtlü’nün planı, başlangıçta Sudan genelinde yardımların ulaştırılmasını kolaylaştırmak amacıyla üç aylık bir ateşkesi öngörüyordu; amaç bunun nihayetinde kalıcı bir ateşkes ile sonuçlanmasıydı. Ancak, sahadaki uygulama mekanizmalarına ilişkin hiçbir pratik ayrıntı yer almıyordu. Dörtlü’nün Eylül 2025'te yayınladığı bildiride, “geniş çaplı bir meşruiyete sahip ve hesap sorulabilir” bağımsız bir sivil hükümet kurmak için dokuz ay içinde tamamlanacak kapsamlı bir geçiş sürecinin de başlatılması öngörülmüştü.

Sudan'daki son gelişmeler gölgesinde Dörtlü'nün kaderi de belirsiz hale gelse de bu planı karakterize eden genel ilkeler, kendisine devam etme fırsatı tanınsa bile, bu savaşın derin karmaşıklığı ve iç içe geçmişliği göz önüne alındığında istenen çözümü sunamayacaktı.

Kısa süreli bir ateşkesin tekrar tekrar dile getirilmesi iki sorunu öne çıkarıyor; birincisi, niyetlere, askeri durumun dondurulmasının herhangi bir tarafça yeniden toparlanmak, yeniden silahlanmak ve sonraki saldırılar için yeniden konumlanmak amacıyla kullanılmayacağına bahis oynamaktır. Mevcut tek deneyime dayanarak, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) Cidde platformunun çıktılarına uymadığı, bunun yerine, o dönemde en büyük saldırılarını başlattığı ve orta ve güneydoğu eyaletlerine yayıldığı ortaya çıkmıştır. Yeni kısa süreli ateşkeslerin aynı şekilde kullanılmayacağına, sadece yeniden toparlanmak ve sonrasında saldırılar başlatmak için geçici bir dinlenme fırsatından ibaret olmayacağına dair hiçbir gösterge yok.

İkinci sorun, ki bu daha derin ve daha tehlikelidir, ateşkes hakkındaki tüm konuşmaların, örtük veya açık bir şekilde, HDK'nin siyasi alandaki rolünü pekiştirme varsayımına dayanmasıdır. Bu varsayım, ordu liderliği ve bu kuvvetler sebebiyle yaşadıkları ve çektikleri acılar, bu kuvvetlerin işledikleri yaygın ihlaller ve ülkede neden oldukları kapsamlı yıkım göz önüne alındığında, Sudan halkının geniş kesimleri tarafından şiddetle reddedilecektir.

Her halükarda ateşkes bir şey, barış ise başka bir şeydir. Sudan'ın ihtiyacı olan, üç ay veya dokuz ay süreli olsun, ateşkes değil, barıştır. Dahası kısa süreli ateşkeslerin ne barışa hizmet ettiği ne de düşmanlıkların tamamen ve nihai olarak sona ermesini sağladığı savunulabilir. Aksine, güven eksikliği, yabancı müdahale ve silahların yayılması göz önüne alındığında, daha şiddetli bir çatışmanın yeniden başlamasına zemin hazırlayabilirler.

İnsani yardımların ulaştırılması konusuna gelince, el-Faşir örneğinde olduğu gibi, insani yardım konvoyunun düşüşünden sonra şehre ulaşmasının da kanıtladığı üzere, devam eden çatışmaların ortasında bile, irade mevcut olduğu sürece insani yardımlar ulaştırılabilir. Bu, HDK'nin kuşatma altındaki şehirlere yardımların sürekli erişimini reddetmesi nedeniyle, yardım ulaştırmanın önündeki en büyük engel olduğunu kanıtlıyor. Diğer savaş deneyimleri de uluslararası insani hukuk tüm tarafları yardımın geçişini kolaylaştırmak ve engellememekle yükümlü kıldığı için resmi ateşkesler olmadan da yardım ulaştırmanın mümkün olduğunu doğruluyor. Ancak uluslararası hukuka uymayan taraflar olduğu sürece, bunların herhangi bir resmi insani ateşkese de uyacaklarını hayal etmek zordur.

Gerçek şu ki, Sudan'da sürdürülebilir bir barış, HDK'nin dağıtılmasını, tüm silahlı hareketlerin feshedilmesini ve entegrasyonunu, meşru güç kullanımında tekel sahibi olması gereken devletin kontrolü dışında hiçbir silah kalmayacak şekilde silahların toplanmasını gerektiriyor. Silahlı hareketler deneyimi, sadece Sudan'da değil, tüm bölgede devlete olan aşırı maliyetini kanıtlamıştır. Kontrolsüz silahın yol açtığı kaos, devletin sınırlarında durmakla kalmayıp komşu ülkelere de yayılıyor; bölgesel güvenlik ve barış için bir tehdit oluşturuyor, koşulları istismar ederek daha fazla istikrarsızlığa yol açacak planları uygulamak isteyen tarafların müdahalelerine kapıyı açıyor.

Bunun ötesinde, Sudan'ın patlamayı önlemeden sadece erteleyen kırılgan ateşkeslere odaklanmak yerine, kapsamlı barışa varmak için net bir yol haritasına ihtiyacı vardır. Bu yol haritası, sıfır toplamlı güç mücadelesini sona erdiren, yönetişim, barışçıl demokratik iktidar geçişi, dengeli kalkınma, kültürel ve etnik çeşitliliği zenginleştiren ve kinin köklerini söküp atan bir arada yaşama konularını ele alan kapsamlı bir ulusal proje üzerinde anlaşmayı da içermelidir.